Ahmet Samim Vesilesiyle

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz

Ahmet Samim Vesilesiyle

Ahmet Samim Vesilesiyle

İkinci Meşrutiyet devrinin muhalif gazetecisi Ahmet Samim’i, mücadelesini ve öldürülüşünü anlatan Ahmet Samim II. Meşrutiyet’te Muhalif Bir Gazeteci kitabı yayımlanalı birkaç ay oldu. Mehmet T. Hastaş tarafından yazılan kitap pek çok açıdan irdelenmeyi ve eleştirilmeyi hak ediyor...

Galatasaray Sultanisi ve Robert Kolej'de eğitim gören Ahmet Samim Prens Sabahattin ekolüne yakın bir gazeteci olarak Osmanlı Ahrar Fırkasının kurucuları arasında yer almaktaydı. Ahmet Samim İttihad Terakki tarafından 9/10 Haziran 1910 gecesinde sokak ortasında öldürülmesiyle kendisinden söz ettirdi daha çok. Katilinin önce Yakup Cemil olduğu zannedilmiş sonra ünlü İttihadçı Abdülkadir olduğunda karar kılınmıştır. Fakat İzmir Suikastı mahkemesinde sorumluluk Maarif Nazırı Şükrü Bey'e yüklenmiştir. Onu kimin vurduğu arada kaynasa da cinayeti işletenin İttihad ve Terakki olduğu hususunda kuşku yoktur.

Prens Sabahattin'le olan ilişkisi onu siyasi anlayış olarak liberal, anayasacı, adem-i merkeziyetçi kılmıştı. İkinci Meşrutiyet devrinin muhalif gazetecisi Ahmet Samim'i, mücadelesini ve öldürülüşünü anlatan Ahmet Samim II. Meşrutiyet'te Muhalif Bir Gazeteci kitabı yayımlanalı birkaç ay oldu. Mehmet T. Hastaş tarafından yazılan kitap pek çok açıdan irdelenmeyi ve eleştirilmeyi hak ediyor. Sözgelimi kitabın Uygar Kocabaşoğlu'nun önsözü ile Murat Belge'nin sonsöz arasına sıkıştırılarak "preslenmesi" eleştirilmesi gereken bir durum. Kitabın yazarının ilk cümlesinin "Şehid" kelimesiyle başlaması da. Sanırım bu niteleme Murat Belge'nin yazarın tarafsız olmadığını düşünmesini haklı kılan sebeplerden biri. İçerik olarak da yoruma fazla değer vermeyen ve başka kaynaklara yaslanmayan boyutu var kitabın. Arnavutluk konusu özellikle Arnavutluktaki Latin alfabesine geçiş tartışmaları ele alınırken Avlonyalı Süreyya Bey'in hatıralarına ve başka kaynaklara yer verilerek inceleme derinleştirilebilirdi.

PROTOKOL ÖNSÖZ

Kocabaşoğlu'nun kitaba yazdığı önsözde Ahmet Samim'in kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlılığı ve "teşebbüs-ü şahsi" yandaşlığında, almış olduğu eğitime dolayısıyla Galatasaray Sultanisi ve Robert Kolej'e başat bir rol biçmesi abartılı geldi bana. Ahmet Samim hakkında kurduğu şu cümleler ise dikkatimi çekti: " Gazeteci kimliğine gelince, arka planda püriten erdemlilik ve hoşgörü bulunmakla birlikte, iktidara yönelttiği sert eleştirilerin, kişiliğindeki Jakoben özellikten kaynaklandığı söylenebilir. Eleştirilerini, ilkesel ve olgusal iki temele dayandırdığı görülüyor. İlkesel eleştirileri, yukarıda değinilen siyasal görüşleri doğrultusundaydı. Ama hasımlarını asıl rahatsız eden, atak bir kişiliğin yanı sıra kendisinde bolca bulunan "medenî cesaret"ten kaynaklanan, usulsüzlük, keyfilik, yolsuzluk, yasa tanımazlığa, baskı ve zulme karşı yönelttiği somut eleştirilerdi."

Ahmet Samim'in öldürülmesinin ardından onun görüşlerine yakın siyasi çevrelerden ve muhalefet basınından herhangi bir tepkinin gelmemesi üzerinde de duran Kocabaşoğlu nedense sadece Hüseyin Hilmi'nin İştirak gazetesini anmakla yetiniyor. Günlük yayımlanan bu gazete günlük olmanın getirdiği olağan yayın periyodundan ötürü on altıncı sayısında (29 Mayıs 1326) Ahmet Samim'in ölümünü, "Cinayet-i Fecî" başlığı ile duyurur ve bir sonraki sayısını da (30 Mayıs 1326) "Ahmet Samim Özel Sayısı"na dönüştürerek, olayı protesto eder. Fakat Kocabaşoğlu, Samim'in öldürülmesinin ardından haftalık yayın yapan vServet-i Fünun dergisinin hazırladığı sayıya hiç değinmemesi anlaşılır değil.

Servet-i Fünun'da yayımlanan Fecr-i Ati Edebiyat Topluluğunun kuruluş beyannamesini imzalayan kişilerden biri olan Ahmet Samim hakkında biyografik bilgiler veren Servet-i Fünun'da ayrıca Ahmet İhsan Bey'in, Fazıl Ahmet Bey'in, Mehmet Fuat ile Şehabettin Süleyman'ın yazıları yanında Hüseyin Cahit Bey'in bu cinayeti kınayan bir yazısı yer alır. Kitabın konuyla ilgili kısımları okunduğunda protokol önsöz yazarının meseleyi ele alırken ne kadar tek boyutlu olduğu görülecektir. Bu tek boyutluluk kitabın kapağına da yansımıştır.

Kocabaşoğlu'nun kitaba yazdığı "protokol önsözde" incelemeyi yapan Mehmet T. Hastaş'tan bir kere bile söz etmemiş olması da büyük bir eksiklik. Bu tür önsöz yazılarının takdir eden havasından yoksun çünkü.

Mehmet T. Hastaş'ın Ahmet Samim'i Fazıl Ahmet Aykaç'ın Kırpıntı adlı anılarını okurken tanır. Aykaç, Ahmet Samim öldürüldüğünde yanında bulunan kişidir. Refik Halid Karay, Bir Ömür Boyunca adlı anılarında bu işi kendisinin örgütlediğini ve yazıları da kendisinin yazdığını belirtmektedir: "Ahmed Samim vurulunca kendisini muhalefete teşvik edenler, 'Sabah ola hayır ola!' diyerek hepsi bir tarafa sindi. Arkadaşlarından dört tanesi, bu haysiyetsizlik derecesindeki medenî cesaretsizlikten iğrendiler, harekete geçtiler: Kıbrıslı Şevket ile Avukat Celal Sofu merhumlar, Halid Göksu ve ben."

SONSÖZDE SAKLANMAK

Öte yandan kitabın sonsöz denilen bölümüne "saklanan" Murat Belge'nin kısa yazısı sanki Ahmet Samim'in yazıları için yazılmış bir sonsöz gibi duruyor. Doğrusu birkaç defa okumama rağmen bir inceleme kitabının sonunda yer alan şu ifadeleri anlamlandırmakta zorlandım: "Şimdi elinizdeki kitapta Ahmet Samim'in yazıları var. Genç yaşında vuruluncaya kadar yazdıklarından bir 'seçme' diyelim... Bunları bugünün alfabesine çevirerek eski Türkçe bilmeyenlerin de Ahmet Samim'i zahmet çekmeden okumalarını sağlayan Mehmet Hastaş adlı genç arkadaşımız, bu konuda 'tarafsız' biri değil."

Anlaşılan o ki, Ahmet Samim'in dört sayfa olarak yayınlanan ve on paraya satılan Sada-i Millet yazıları üzerine yapılmış bir çalışmanın sonuna eklenen bu sonsöz yazısı yazarın dalgın bir vaktinde kaleme alınmış.

Belge, sonsözünde Ahmet Samim'i İttihad ve Terakki'yi olumlu görenlerin bile saygıyla andıklarını belirttikten sonra meseleyi 12 Eylül dönemine getirir ve şu itirafı yapar: "12 Eylül'den kısa bir süre sonra New Left Review'da Türkiye'de sosyalizm üstüne, bu tarihten önce yazdığım yazı yayımlanacaktı. Buradaki koşullarda bunu kendi adımla yayımlamam akıl kârı değildi. Takma ad düşünürken aklıma hemen Ahmet Samim geldi. Onu kendimle özdeşlemekten çok, 12 Eylül yönetimini Ahmet Samim'le özdeşlediğim için bu adı seçtim; yazı öyle çıktı."

"SOFU MÜSLÜMAN" NE OLA Kİ?

Bazen çeviri metinlere dayanarak oluşturulan öyle ifadeler olur ki, yıllar sonra okunduğunda insanı güldürür. Sadece seksenli yıllarda çevrilen bir kitapta 'profesyonel Müslüman" tabirini okuduğumu hatırlatmakla yetineyim bu konuda. Ahmet Samim kitabının yazarı, Yeni Osmanlıları anlatırken "sofu Müslüman" tabirini kullanıyor. Şöyle diyor yazar: "Tanzimat reformlarının halk desteğinden yoksun reformları halk içinde hoşnutsuzluk yaratmıştı. Yeni Osmanlılar olarak adlandırılabilecek gayri memnun genç yazarlar ve bürokratlar topluluğunun sözcüsü konumundaki Namık Kemal liberal değerleri İslâmi kanıtlarla savunma arayışındaydı. Yeni Osmanlılar sofu Müslüman oldukları kadar Osmanlı yurtseveriydiler ve Tanzimat reformlarının mimarlarından Ali ve Fuat Paşaların politikalarını geleneksel Osmanlı ve İslâm değerlerini hiçe sayarak Avrupa'nın yüzeysel taklidi olmakla ve Avrupa çıkarlarına hizmet etmekle itham ediyorlardı"

Bu ifadelerin yer aldığı sayfanın dipnotunda Feroz Ahmad'ın Modern Türkiye'nin Oluşumu(Çev: Yavuz Alogan) adlı eseri yer alıyor. 1995'te çevrilen eser Sarmal Yayınevinden çıkmış. Yetmişli yıllarda Müslümanları tahkir etmek için kullanılan yaftalardan biri olan bu ifadenin kime hizmet ettiğini sorgulamak gerekir herhalde.

Doğrusu sonradan tasarlanmış( sümme't-tedarik) bu ifade dönemi için olduğu gibi bugün için de hiçbir şey ifade etmez. Onun için bu yaftayı sorgulamanın yolu Ahmet Samim'in önayak olduğu "medenî cesaret"ten geçiyor!

Ahmet Samim II. Meşrutiyet'te Muhalif Bir Gazeteci, İletişim Yayınları, 2012,255 sayfa.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Arda TuranGalatasaray Spor KulübüİzmirKitap
Görüş Bildir