Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Acı Hayat Hikâyeleri

 > -
2 dakikada okuyabilirsiniz

Acı Hayat Hikâyeleri

Acı Hayat Hikâyeleri

Filiz Özdem, yeni romanı Rüya Bekleyen Adam’da rüya ve simgelerle karakterlerin bilinçaltına indiriyor okuru.

Sigmund Freud Düşlerin Yorumu kitabını tamamladığında, dostu Wilhelm Fliess’e bir mektupta şöyle yazmıştı: “Sanıyor musun ki evin önüne, mermer plaka üzerinde ‘24 Temmuz 1895 tarihinde bu evde Dr. Sigm. Freud rüyaların gizemine açıklık getirdi’ yazısı konulacak? Bunun olma şansının çok düşük olduğunu düşünüyorum şu anda.” Kitabı yazarken yaşadığı o ev yıkıldı ama böyle bir plaka, tam da Freud’un dile getirdiği sözcüklerle mermer üzerine yazılarak konuldu evin olduğu yere. Üstelik sadece bir plaka ile sınırlı kalmadı bu kuramın izleri, bilinçdışı, 20. yüzyılın en önemli keşiflerinden biri sayıldı. Rüyaları oluşturan simgeler, bilinçdışına açılan pencereler olarak görüldü. Freud’un rüyalar kuramından, başta plastik sanatlar olmak üzere, tüm sanat dalları etkilendi. Elbette ilerleyen yıllar içinde Freud çok eleştirildi ama bilinçdışı ve rüyalar kuramı simgeci anlatımın bir parçası olmuştu artık. Bu hafta okuduğum Filiz Özdem’in Rüya Bekleyen Adam adlı romanı da, rüya ve simgelerle karakterlerin bilinçaltına indiriyor okuru.

Rüyalara sığınmak

Roman dört ana bölümden oluşuyor. Her bölümü karakterlerden biri, birinci tekil şahısta, kendi açısından, yaşadıklarını anlamlandırarak ve rüyalarını katarak anlatıyor. Olay örgüsü Selim adında bir çocuğun annesinin namus cinayetine kurban gitmesiyle başlıyor. Çok küçük yaşta annesinin ölüm sahnesine tanık olan Selim, yetimhaneye gönderiliyor. Bir yandan gördüklerini unutmaya çalışırken, diğer yandan annesini unutmamak için onun sözlerini sürekli tekrarlıyor. Sözler aracılığıyla annesiyle bir bağ kurmaya çalışıyor, kuruyor da. Annesinin bilge bir kadın olduğunu, şifalı otlarla hastaları iyileştirdiğini, oğluna miras olarak bilgeliğini bıraktığını anlıyoruz. Selim için bu anılara tutunmak çok önemli.

Filiz Özdem kahramanların rüyalarını olay örgüsünden kopuk bir şekilde aralarda anlatıyor. Bu sayede karakterlerin korkularına, gizli dünyalarına, unuttuklarını sandıkları geçmişlerine götürüyor okuru. Bunu yaparken asla basit bir gönderme şekline dönüştürmüyor, sadece okurun zihninde belli belirsiz imgeler yaratmak için kullanıyor rüyaları. Bu anlamda roman boyunca bazı simgeleri de, motifleri belirginleştirmek adına kullanıyor. Buna en güzel örnek, romandaki anlatıcılardan biri olan ıhlamur ağacı: Selim bir ıhlamur ağacı altında annesinin öldürüşünü izliyor fakat yıllar sonra ikinci bir anneyi, onu koruyacak ve büyütecek kadını bir ıhlamur ağacına tırmanmışken tanıyor. “Ihlamur” romanda ilk kez karnı ağrıyan bir çocuğa kaynatılmak üzere ağaçtan toplanırken zaten şifa veren bir imgeyle yerleşiyor zihne, ardından Selim’in yeni annesini bu bağlamda bulması, iyileştirici bir simge gibi giriyor hayatına. Daha sonra sevdiği kadınla bir eve taşınacakken bunun İstanbul’un Ihlamur mahallesinde olması ve hayatının en mutlu zamanını burada yaşaması, simgenin farklı motiflerde canlanmasını sağlıyor.

Özdem’in anlatısı simgelerle dolu. Karakterlerin hayat hikâyelerini kronolojik anlatmak yerine, bir tek günü ya da bir tek anıyı anlatarak hayat hikâyesinin oluşmasını sağlıyor. Böyle bir anlatı okura karakteri gerçek bir an içinde yakalama şansı verdiği için, olaylara yakınlık duymayı sağlıyor.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

İstanbulolay
Görüş Bildir