Dünya Basınından Özetler | 04.04.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

Financial Times gazetesi yazarı David Gardner yazısında Ankara'nın Kürt sorununun çözümünde aldığı mesafeyi ele alıyor.

Gardner, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidardaki 10 yılında öngörülemez hamleleriyle ortaya çıktığını ve bununla tepki de topladığını belirterek başlıyor.

Ancak yazara göre, Erdoğan, geçen haftalarda Türkiye'nin Kürtleriyle barış yolunda kararlı bir şekilde adım atmaya başlayınca bu öngörülemezliğiyle övgü topladı.

"Kürt yeni yılında, ya da Newroz'da yasadışı Kürdistan İşçi Partisi PKK'nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan, Erdoğan'ın en güvendiği yardımcılarıyla hassas bir müzakere sürecinin ardından Türk devletine karşı 29 yıllık savaşında ateşkes ilan etti." diyen Financial Times yazarına göre, bu sorunun çözümünün Türkiye'ye potansiyel olarak sağlayacağı katkı olağanüstü.

Orta Doğu'nun sınırları ve Kürtler

"Orta Doğu'daki sınırlar İngiliz ve Fransızların Osmanlı İmparatorluğu'nun Arap vilayetlerini emperyal hedefleriyle uygun bir şekilde yüz yıl önce ayırmasından bu yana ilk kez bu kadar tehlike altında. Erdoğan'ın Orta Doğu'daki sınırları çözebilecek bir ipliği (Kürt sorunu) eline almış olabilir."

Yazara göre ilk odaklanılması gereken, "Mustafa Kemal Atatürk'ün etnik milliyetçilik üzerine inşa edilmiş cumhuriyetinin, farklı dil ve kültürünü ancak yakın zaman önce tanıdığı bir azınlığın asgari haklarını verip veremeyeceği."

Durumu yakından gözlediği belirtilen Uluslararası Kriz Grubu'ndan Hugh Pope gibi kişilerin, Ankara'da Kürt sorunu konusunda 10 yıl önce mevcut olmayan bir olgunluğun bulunduğunu düşündüklerini belirten yazar, yakın danışmanlarına göre Erdoğan'ın da devlet propagandasıyla şeytanlaştırılan Öcalan'ın savaşı bitirmek istediğine inandığını savunuyor.

PKK'nin geri çekilmesi karşılığında, fikri suç haline getiren ve binlerce Kürt siyasi aktivisti hapse atan terörle mücadele yasalarının reformdan geçirilmesi; Anayasa'daki etnik referanslar yerine eşit vatandaşlık haklarının getirilmesi; Kürt dilinin eğitim ve kamusal hayatta kullanımı ve belirli bir düzeyde iktidar aktarımı ve seçim barajının düşürülmesi de yazarın çözüm yolunda sıraladığı gerekli adımlardan bazıları.
Öcalan da dâhil Kürt tutukluların serbest bırakılması için de bir formül bulunmalı, yazara göre.

"Türkosfer"

Ancak bunlar, "sadece kültürel bir değişimi değil, neredeyse doktrinel bir devrimi" gerektiriyor.
Erdoğan'ı bu yola girmeye iten neden ise Gardner'a göre, Suriye'nin giderek dağılma sürecine girmesi ve Beşar Esad'a karşı sürdürülen kaotik ayaklanma.
Ankara, Suriye'nin kuzeyini kontrol eden PKK bağlantılı örgütün varlığını da bu sayede, bir zorluktan, fırsata çevirmeye çalışıyor.

Erdoğan'ın, bir yandan Türkiye'nin Kürtlerine verilecek tavizleri azaltmaya çalışırken, bir yandan da Iraklı Kürtlerle ilişkilerini geliştirmesi gibi taktiklerin toplamda bir strateji oluşturmadığını savunan yazar, başbakanın planının Suriye'nin ve Irak'ın Kürtlerini bir "Türkosfer" içine alarak güneydeki Şii güçlere karşı Sünni bir blok oluşturmayı hedeflediğini iddia ediyor.

Yazar son olarak Öcalan'ın silahlara veda mektubunda, "yapay sınırlardan" söz ettiğini de aktarıyor.

Galatasaray defansta organize olamadı

Şampiyonlar Ligi Çeyrek final ilk karşılaşmasında Galatasaray'ın Real Madrid'e deplasmanda 3-0 yenilmesini değerlendiren Daily Telegraph, "Mourinho, yarı finali Real'e yakınlaştırdı" diyor.
Gazeteye göre, Real, kontraataklarda Galatasaray'a göre çok daha zekice hareket etti ve Galatasaray Real karşısında defansta organize olamadı.

Gazetenin yazarı Henry Winter, Real Madrid tarafında Varane, Xabi Alonso ve Mesut Özil'in muhteşem oynadıklarını, Morinho'nun taktik ve temposunun Fatih Terim'in takımını sürükleyip geçtiği yorumunu yapıyor.

Yazıda, Almanya'daki Türk "misafir işçilerin" oğlu olan Özil'in her noktada ileri atıldığı, tehlikeli noktalarda top sürdüğü ve pasıyla Ronaldo'ya gol attırdığı da belirtiliyor.

İngiltere 90 yılın ilk genel grevine mi hazırlanıyor?

Independent gazetesi, İngiltere'nin en büyük sendikalarının güçlerini bir genel grev için birleştirmeye hazırlanmalarını manşetine taşımış.

Özel sektör ve kamu sektörü sendikalarının eşgüdümlü bir şekilde bir günlük genel greve gittiği son tarihin 1926 olduğunu belirten gazete, bu taktiğin bu ay düzenlenecek bir konferansın gündeminde olduğunu haber veriyor.

1,4 milyon üyesi bulunan Unite adlı sendika tarafından ortaya atılan önerinin ardından, 1,3 milyon üyesi bulunan Unison adlı sendika bu öneriyi desteklediğini açıklamıştı.
Sendikaların bu planı, kendisi ile militan sendikacılık arasında mesafe koyan muhalefetteki İşçi Partisi lideri Ed Miliband'ı da zor durumda bırakmayı hedefliyor.

BBC Türkçe

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

Almanya'da diploma denklik yasasının birinci yılı, BM'de imzalanan tarihi karar ve Kuzey Kore'nin tehditleri, bugünkü Alman basınında öne çıkan yorum konuları.

Uzun süren çalışmaların ardından yürürlüğe giren Almanya dışında alınan yüksek okul ve meslek diplomalarının tanınmasını kolaylaştıran diploma denklik yasası, Almanya'da bir yılını doldurdu. Märkische Oderzeitung , yasanın ilk yılında ortaya çıkan bilançoyu yetersiz buluyor:

"Federal hükümet, yürürlüğe girmesi ile yasadan yaklaşık 300 bin kişinin faydalanacağını öngörmüştü. Ancak açıklanan rakamlar, yalnızca 30 bin kişinin başvuruda bulunduğunu gösteriyor. Sonucun bir başarı olduğu söylenemez. Tabii bunun suçlusu ilk etapta federal hükümet değil, eyaletlerdir. Çünkü örneğin doktorluk, avukatlık veya ebelikten farklı olarak her meslek federal yasaların düzenleme alanına girmiyor. Aralarında öğretmenlik ya da mühendisliğin de bulunduğu pek çok meslek eyaletlerin yetki alanında. Oysa tam da bu mesleklerde büyük bir ihtiyaç söz konusu. Hâlihazırda Almanya’nın 16 eyaletinden sadece 5’i yasaya uygun düzenlemeler yaptı. Devlet, bu şekilde büyük bir potansiyelin boşa harcanmasına yol açıyor. Ülkedeki nitelikli işgücü açığı göz önüne alındığında bu, sorumsuzca bir tutumdur. Öyle görünüyor ki eyalet politikacılarının bir kısmı, hâlâ işin ciddiyetini anlamış değil."

Federal diploma denklik yasasını henüz çıkartmayan beş eyalet arasında yer alan Baden Württemberg eyaletinden Pforzheimer Zeitung eyalet politikacılarına ağır eleştiriler getiriyor:

"Sosyal Demokrat Partili (SPD) Bilkay Öney’in yönetimindeki Eyalet Uyum Bakanlığı'nın bir yasa tasarısı hazırlaması beklentileri şimdiye kadar boş çıktı. Hem de orta vadede 200 bin nitelikli işgücü eksiği bulunan bir eyalette. Baden Württemberg eyaletinde, iyi eğitim almış göçmenlerin diplomaları hâlâ tanınmadığı için, vasıflı insanların temizlik işlerine koşturulmasına ya da vasıflarının altındaki ufak işlerle idare etmesine artık daha uzun süre izin verilemez. Buna, eldeki değerleri takdir etmek ve değerlendirmek denemez."

Stuttgarter Zeitung ’un yorumunda ise BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada kabul edilen, Uluslararası Silah Ticareti Antlaşması’na dair şu satırları okuyoruz:

"Kurallar öyle zayıf bir şekilde ifade edildi ki, gelecekte de kriz bölgelerine silah ticareti yapmak büyük bir sorun olacakmış gibi görünmüyor. Zira Suudi Arabistan’a Alman tanklarının satışı gelecekte de mümkün. Yani iş sadece silah ihracatçılarının kendi gevşek taahhütlerine bırakıldı, etkili yaptırımlar getirilmedi. Bununla birlikte iyi bir antlaşma bile panzerfaust gibi tanksavarların Suriyeli muhaliflerin ya da teröristlerin eline geçmesini engelleyemez. Ayrıca tam da Rusya ve Çin gibi dev silah ihracatçıları iyi görüntü vermek adına çekimser kaldılar. Zira çekimserliklerinin onlara yüklediği bir sorumluluk yok. Pekin’deki özgüven sahibi yöneticileri tutum değiştirmeye ikna etmek pek gerçekçi görünmüyor. İşbirliği konusunda Rusya'nın da durumu farklı değil."

Geçiyoruz Kore Yarımadası‘ndaki gerginliğe. Münchner Merkur gazetesi bölgede tırmanan gerginliği şöyle yorumluyor:

"Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, bölgede şu an hakimiyet için birbiriyle mücadele eden ABD ve Çin gibi büyük güçler arasında gerginlik yaratmayı, kendi hayatta kalma şansı olarak görüyor. Kim, Çin’in tampon bölge işlevi gören Kuzey Kore’nin düşmesine izin vermeyeceğinden yola çıkıyor. Tabii Kuzey Kore lideri ülkesinin ancak uluslararası yardımlarla ayakta kalabileceğini de biliyor. Bu yardımları alabilmek için de kendini göstermesi, tanınması ya da kendisinden korkulması gerekiyor. Kim nükleer tezlere sarılıyor. Kuzey Kore’nin nükleer kapasitesi sınırlı olabilir ama nükleer güç olma yolunda onu durdurabilmek de artık mümkün değil."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Haberin Tamamı İçin:

Dünya Basınından Özetler

Guardian: 14 yıl süren zorbalık ve sefalet Miladiç’i adaletten kaçırmayı başardı

Bugün Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanan Srebrenica katliamı sorumlusu Bosnalı Sırp General Marko Mladic’in, adaletten kaçmayı başardığı 14 yıl boyunca çektiği sefaletin yanında terör yöntemlerini de bir an olsun terk etmediği anlaşılıyor.

Yugoslavya’da yaşanan iç savaş sırasında Saray Bosna’nın Sırp güçleri tarafından işgalini örgütleyen ve Temmuz 1995’te Serebrenica’da 8000 Bosnalı Müslümanı katlederek Avrupa’nın Nazi döneminden bu yana gördüğü en büyük insanlık suçunu işleyen Mladic, NATO müdahalesinin ardından ülkeyi terk ederek kaçak hayatına başlamıştı.

Mladic’in, kendisini bir Sırp kahramanı olarak görüp saklanmasına yardım eden vatansever yoldaşlarını ikna etmek için de yegâne ezberi olan korkuya başvurmaktan çekinmediği anlaşılıyor. Mladic, bağlılıklarını güvence altına almak istediği işbirlikçilerine manidar bir hediyeyle mukabele ediyordu: Çocuklarının fotoğrafları! Vermek istediği mesaj gayet açıktı; Eğer kameralar onları görebiliyorsa, silahlar da görebilir.

Der Tagesspiegel: Önyargıların ağırlığı

NSU cinayetleri davasının başlamasına iki hafta kala Türk gazetecilerin mahkeme salonunda akredite yerlerinin olmaması nedeniyle alevlenen tartışma büyüyor.
Bazı Türk medya kuruluşlarının ve politikacılarının gösterdiği tepki, olayı bir devlet meselesi gibi aldıklarına işaret ediyor. Bu da çok düşündürücü bir durum.

NSU davasının, zaten sıkıntılı ilerleyen Türk ve Almanların birarada yaşamasını daha da zorlaştırması tehlikesi giderek artıyor. Almanya’da yaşayan Türkler günlük hayatlarında ırkçılıkla karşılaştıklarını belirtiyor. Bu, kasiyerin başörtülü müşterisine dik dik bakışından başlıyor, yabancılar dairesindeki memurun ses tonuna kadar gidiyor.

Türk ve Almanlar özellikle şimdi birbirlerine daha fazla yakınlık göstermeli. Bu toplumun, siyasetin, devletin ve medyanın görevi. Münih mahkemesi de video yayını ile bir şekilde bu sorunun çözümü yönünde çabalamalı.

Liberation: Yakışıksız

“Bir yalan sarmalının içine girdim” Bu cümle, eski Bütçe Bakanı Jérôme Cahuzac’a ait.
Cahuzac, yalan sarmalından kurtulmaya karar verdi ve her şeyi hakime anlattı. Eski bir cerrah olan Cahuzac hakkında “vergi kaçırmak” suçlamasıyla soruşturma açıldı.

Hakimlerin yanından ayrıldıktan sonra kendi bloğu üzerinden günah çıkaran eki bakan, yaklaşık 20 yıldır yurtdışında bir banka hesabı olduğunu, bu hesapta 600 bin euro olduğunu ve bu paranın Paris’e aktarılması için gerekli talimatları verdiğini yazdı.
Cahuzac, herkese yalan söyledikten sonra bir de Cumhurbaşkanından ve hükümetten af diledi. “Tarifi olmayan bir yanlış” yaptığını yazan eski Bakan, parlamenterleri, seçmenlerini ve yakınlarını hayal kırıklığına uğrattığı için pişman olduğunu anlattı.

Mediapart haber sitesi, 4 Aralık günü bir ses kaydı yayınlamış ve 2000 yılında gerçekleşen bu kaydın Jérôme Cahuzac’a ait olduğunu iddia etmişti. Kaydın yayınlanmasından hemen sonraki gün, Cahuzac söz konusu kayıttaki sesin kendisine ait olmadığını söylemiş ve meclisteki konuşmasında “Hiçbir zaman yurtdışında bir banka hesabım olmadı. Ne şimdi, ne de bundan önce” demişti.

Al Ghad: Matata üniversitesindeki kargaşada onlarca öğrenci yaralandı

Ürdün’in Kerak şehrinde buluna Matata üniversitesinde birkaç gün önce başlayan çatışmalar yeniden alevlendi.

Karşıt görüşlü öğrencilerin taşlı sopalı ve zaman zaman ateşli silah kullandığı çatışmalarda onlarca öğrencinin yaralandığı bildirildi.

Ürdün güvenlik güçleri grupları yerleşkeden uzaklaştırmaya çalışırken Başbakan Nasur, Yüksek Eğitim Bakanlığı yetkililerine olayların soruşturulması emrini verdi.

Bakanlık, üniversite yönetimiyle görüşerek, olayların yeniden patlak vermesiyle ilgili gerekli soruşturmanın yapılmasını ve olaylarla uzak-yakın ilişkisi olan kişilere en ağır cezaların verilmesini istedi.

El Mundo: Alaska’daki lüks tatil, gizli serveti ortaya çıkardı

Kayak sevdası Barcenas’a pahalıya patladı. 2009’daki lüks kayak gezisi, İsviçre’deki mali yetkilileri harekete geçirdi.

Her şey Barsenas’ın Alaska’da lüks bir kayak tatiline gitmek istemesiyle başladı. Bunun için İsviçre’deki gizli hesabının bulunduğu bankayı arayan Barsenas, 25 bin euro limitli bir kredi kartı talep etti.
Banka ise, kartı çıkarmak için rutin güvenlik araştırmalarını yaparken Barsenas’ın, İspanya’da bir yolsuzluk davasından hüküm giydiğini öğrendi. Banka, bu durumu İsviçre yetkililerine haber verdi. Bundan sonrası ise bir çorap söküğü gibi geldi.

İsviçre’nin İspanyol yetkililerine haber vermesi üzerine mali şube, Barcenas’ın İsviçre’deki gizli hesaplarını keşfetti.

Özetle, Barsenas’ın kayak tutkusu büyük bir yolsuzluk skandalının ortaya çıkmasını sağladı.

TRT Türk

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Abdullah ÖcalanAlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAnkaraArda TuranBaşbakanBeşer EsadBirleşmiş MilletlerÇinCristiano RonaldoFatih TerimGalatasaray Spor KulübüİngiltereIrakİspanyaİsviçreKoreKredi KartıNATOReal MadridRecep Tayyip ErdoğanRusyaŞampiyonlar LigiSavaşSuriyeSuudi ArabistanTRTTerörtarifitatilvergi
Görüş Bildir