Avrupa Basınından Özetler | 03.01.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler | 03.01.2013

İngiliz Basınından Özetler | 03.01.2013

İngiltere'de bugün gazetelerin çoğu Amerika Birleşik Devletleri'nde mali uçuruma düşülmesinden kıl payı uzaklaşılmış olmasını ön sayfalarına taşıyor. Gazetelerin büyük çoğunluğu ayrıca Suriye'deki ölü sayısının 60 binin üstüne çıkmış olmasını dış haberler sayfalarında manşetten duyuruyor.

Financial Times , bugün ön sayfasında manşetten duyurduğu haberi Amerika Birleşik Devletleri'nde mali uçuruma düşülmemesi için bir anlaşmaya varılmış olmasına ayırmış. Gazete, son dakikada varılan anlaşmanın dünyanın en büyük ekonomisinin yükselen vergiler ve harcama kesintileriyle resesyona girmesini engellemiş olmasından dolayı piyasaları canlandırdığını yazıyor. Ama Financial Times, yılın ilerleyen aylarında başka çatışmalar için Cumhuriyetçiler ve Beyaz Saray'ın saflarını belirlemeye başlamasıyla piyasaların sevinçlerinin kursaklarında kalabileceğini yazıyor. Gazete, anlaşma uğrunda verilen müzakere savaşlarının Başkan Barack Obama ve Cumhuriyetçiler arasında zaten olumsuz olan ilişkileri daha da kötüleştirdiğini belirtiyor.

Guardian gazetesi, Şam yakınındaki bir benzin istasyonunun savaş uçakları tarafından bombalandığının duyurulduğu sırada Birlemiş Milletler insan hakları komiserinin Suriye'de çatışmaların başlamasından bu yana 60 bin kişinin öldüğünü açıkladığını yazıyor. İnsan hakları komiserinin yeni bir araştırmanın sonucunda ölü sayısının yeniden gözden geçirilmiş olduğunu söylediğini aktaran Guardian, geçmişte bu rakamın 45 bin olarak tahmin edildiğini hatırlatıyor. Gazete, insan hakları komiseri Navi Pillay'ın şu sözlerine yer veriyor: "Kasım ayının sonundan beri çatışmaların dinmemiş olduğunu göz önünde bulundurursak 2013'ün başı itibariyle 60 bin kişinin ölmüş olduğunu farz edebiliriz. Ölü sayısı tahminlerimizin oldukça üstünde ve gerçekten de şok edici. Uluslararası toplumun, ve özellikle de güvenlik konseyinin akan kanı durdurmak için adım atmamış olmasından utanıyoruz. Suriye yanarken hepimiz buna seyirci kaldık."

Telegraph gazetesi, dış haberler sayfalarında İsrail'de yaklaşan genel seçime yer ayırmış. Kendisine olan desteğin azaldığının ortaya çıkmasıyla Başbakan Binyamin Netanyahu'nun seçim kampanyasında değişiklikler yapılması talimatı verdiğini aktarıyor Telegraph. Gazetenin haberi şöyle: "Avigdor Liberman'ın Yisrael Beiteinu partisiyle birleştikten sonra gelen bir dizi utanç verici başarısızlık ve kamuoyu yoklamasının ardından Netanyahu, Likud Partisi içindeki çekişmelere son verilmesi ve parti tabanından gelenlere daha büyük görevlerin verilmesini istedi. Haaretz gazetesinin yaptığı bir araştırmaya göre Likud, 22 Ocak'taki seçimde 34 koltuk kazanabilir. Partinin şu anda 42 koltuğu bulunmakta. Bu durumda Netanyahu yeni bir koalisyon hükümeti kurmak için aşırı sağcı ufak partilerin desteğini almak zorunda kalabilir."

Gazete bu habere ek olarak yayınladığı başka bir haberde, Netanyahu'nun Likud partisinden milletvekili seçilme ihtimali yüksek olan Moshe Feiglin'in her bir Filistinli aileye başka bir ülkeye gitmesi için 500 bin dolar verilmesi fikrini ortaya attığını yazıyor. Gazetenin haberine göre Feiglin, paranın bu şekilde kullanılmasının füze savunma sistemlerine yatırılmasından daha mantıklı olduğunu iddia ediyor.

Independent gazetesi, Lübnan doğumlu bir işadamı olan Ziyad Takiyeddin'in dün Fransa'da bir mahkemeye verdiği ifadede eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin eski Libyalı lider Muammer Kaddafi'den 50 milyon Euro kabul ettiğini söylediğini okuyucularıyla paylaşıyor. Takiyeddin'in Fransa ve Orta Doğu arasında yasal –ve iddialara göre bazen yasal olmayan- anlaşmalar için iş bitici rolü oynadığını yazan Independent, işadamının ifadesinde Sarkozy'nin 2006-2007 yılı başkanlık seçim kampanyasının büyük ölçüde Trablus tarafından finanse edilmiş olmasına dair elinde yazılı kanıt olduğunu belirttiğini aktarıyor. İşadamının, Kaddafi tarafından Sarkozy'ye gönderilen paranın toplam 50 milyon Euro'dan fazla olduğunu söylediğini yazıyor Independent. Gazeteye göre geçmişte de benzer iddialar ortaya atılmış. Independent, Sarkozy'ye yakın çevrelerin iddiaları yalanladığını, ama bunların doğru olduğunun ortaya çıkması durumunda eski Fransız başkan için büyük utanç kaynağı olacağını söylüyor.

Times gazetesinin dış haberler bölümündeki bir haber, İngiltere ve Arjantin'i sıklıkla karşı karşıya getiren Falkland Adaları üzerine. İki ülkenin uğrunda savaşa gittiği adalar hakkındaki haber şöyle: "Arjantin cumhurbaşkanı Cristina Fernandez de Kirchner, İngiltere'nin 180 yıl önce ele geçirdiği Falkland adalarının ülkesine iade edilmesini istedi. İngiliz Başbakan David Cameron'a yazdığı açık mektupta Kirchner, Atlantik denizindeki savaşın üstünden 30 yıl geçtikten sonra İngiliz sömürgeciliğinin sona erdirilmesi gerektiğini söyledi. Arjantin cumhurbaşkanı, adaların ülkesinden zorla çalındığını iddia ederek Buenos Aires ve Londra arasında artan çekişmeye yenisini eklemiş oldu. Bazı diplomatlar, Kircher'ın aslında ülkedeki iç sorunlardan insanların dikkatini dağıtmaya çalıştığına inanıyor."

BBC Türkçe

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler | 03.01.2013

Alman Basınından Özetler | 03.01.2013

Alman basınında ilaç sanayii ve Hz. Muhammed’i alaya alan karikatürlerle eleştiri oklarına hedef olan Charlie-Hebdo dergisinin yayımladığı özel sayı öne çıkan yorum konularını oluşturuyor.

Ulm kentinde yayımlanan Südwest Presse gazetesi Almanya'da muayenehane sahibi doktorların rüşvet almakla suçlanamayacağına ilişkin Yargıtay kararına gerekçe olan yasal boşluğun bir türlü giderilememesini eleştiriyor:

"Muayenehane sahibi doktorların rüşvet alması suç unsuru teşkil etmezken, 'memur' sayılan kadrolu hastane doktorlarını benzer bir durumda beş yıla kadar hapis cezası bekliyor. Bu ancak hukukçuların anlayabileceği bir mantık. Yargıtay yaklaşık altı ay önce bunun aslında yasak olduğuna ancak kanunda bunu cezai işleme bağlayacak bir madde bulunmadığına hükmetti ve siyasileri bu konuda biran önce harekete geçmeye çağırdı. Fakat çarklar ağır aksak işliyor. Sağlık Bakanı Daniel Bahr daha bu konuda görüş bile bildirmedi. Meslekten men etme gibi cezalarsa, kararda doktorlar söz sahibi olduğu için çok seyrek veriliyor. Onun yerine doktorların nasıl 'daha doğru işbirliğinde' bulunabileceğini gösteren broşürler dağıtıyorlar. Sorumluluk sahibi doktorlar dışarıdan yardım almadan da neyin uygun olduğunu bilebilirler."

Ludwigsburger Kreiszeitung'un aynı konudaki yorumu ise şöyle:

"Doktor, ettiği Hipokrat yeminiyle hastasının sağlığını, itibar ve cüzdanından önde tutmakla yükümlüdür... Sağlık Bakanlığı'nın bu basit bilgiyi yasaya uyarlamak için bu kadar uzun zamana ihtiyaç duyması düşündürücü. İktidardaki Hür Demokrat Parti'nin yönetiminde yer alan Bakan Daniel Bahr'ı uyarmak gerekli: Eğer suistimaller örtbas ediliyorsa, bu yanlış anlaşılmış bir liberalliktir. Partisi finans piyasalarında bu hatayı yeterince uzun süre yaptı. Partinin yaşadığı bugünkü siyasi krizin nedenlerinden biri de bu. Parti her ne kadar meşru bir şekilde serbest meslek sahiplerini temsil etse de, doktorları bu gruptan ayrı ele almalı ve doktorlar arasındaki 'kara koyunlara' çok ciddi bir şekilde sarı kart göstermeli."

Eylül ayında yayımladığı Hazreti Muhammed'i alaya alan karikatürlerle şimşekleri üzerine çeken Fransız hiciv dergisi Charlie-Hebdo yine gündemde. Piyasaya çıkan 64 sayfalık özel sayıda Hazreti Muhammed'in yaşamının ilk 40 yılı anlatılıyor. Metinlerin hazırlanmasında Müslüman uzmanların da yer aldığı açıklandı.

Koblenz kentinde yayımlanan Rhein Zeitung'un yorumu şöyle:

“Charlie-Hebdo okuyucuları bu sefer dergide boşuna hiciv arıyor olacak. Okuyucular daha ziyade İslam'a ait kavramları açıklayan dipnotlar bulacak. Çünkü yazarlardan biri Müslüman bir din sosyoloğu. Sanki dergi, darbe girişimi için kendine bir suç ortağı arıyormuş gibi. Bu özel sayıyı ‘darbe' olarak nitelendirmek kesinlikle yerinde olur. Özellikle de ticarî açıdan. Genel Yayın Yönetmeni istediği kadar demokrasinin temel ilkelerinden düşünce özgürlüğüne gönderme yapsın.”

Mainz kentinde yayımlanan Allgemeine Zeitung, yorumunda özgürlüklerin suistimal edildiği eleştirisinde bulunuyor.

“Düşünce, basın ve sanat özgürlüğü… Her demokrasinin en kutsal ilkelerindendir. Hicivlerde özgürlük alanı son derece geniş olmalıdır. Çünkü sonuçta hicvin görevi çarpıklıklara popüler ve keskin bir şekilde dikkat çekmektir. Son raddeye kadar yerebilir, rezil edebilir, incitebilir. Ama her şeyi yapma izni de yoktur. Alman Anayasası'nda özgürlüklerin sınırı çok açık bir şekilde tanımlanmıştır. Genel yasalar ve insan onuru. Muhammed karikatürleriyle yine adından söz ettiren Fransız hiciv dergisi Alman Anayasası'na tabi değil ama bu ilkeler kuşkusuz uluslararası geçerliliğe sahip. Bir derginin çarpıklıkları göstermek ya da düşünce özgürlüğünü savunmaktan ziyade tiraj yapmak adına sansasyonel bir şekilde provokasyonda bulunması kabul edilemez…. Charlie-Hebdo dergisi, ticarî çıkarları için tüm dünyadaki Müslümanları kışkırtıyorsa bu basın özgürlüğünü suistimaldir. Müslümanları daha toleranslı olmaya çağırarak bu suistimali hasır altı etmeye çalışmaksa tam bir ikiyüzlülük.”

© Deutsche Welle Türkçe

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

Avrupa Basınından Özetler

Avrupa basını ağırlıklı olarak ABD'de senatonun ardından Temsilciler Meclisi'nin de ülkeyi malî uçurumdan kurtaracak uzlaşma planını onaylamasını ele alıyor.

Macaristan'ın Magyar Nemzet gazetesi konuyla ilgili "Avrupa'nın huzuru hâlâ Amerika'ya bağlı" başlıklı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"ABD'de devasa borçlar için harcamalardaki kesintiler ve borç limitinin artırılmasının şubat sonuna kadar karara bağlanması gerekiyor. Son günlerde yaşanan sorunun yeni gelişmelerle ortadan kalkması mümkün. Ancak bunu söylerken uzun vadeli çözümlerden bahsetmiyoruz. Hayale kapılmamak gerekiyor: Atlantik'in öte yakasındaki karar mercileri bu işi beceremezlerse, Avrupa'da, Euro Bölgesi'nde kriz daha da derinleşecektir. İşte o zaman Macaristan'ın 2013'te krizden çıkacağı umutları da eriyip gidecektir."

Avusturya'dan Der Standard aynı konuyla ilgili yorumunda, şu satırlara yer veriyor:

"Demokratlar ve Cumhuriyetçiler'in son aylarda sergilediği, rezil bir oyun. Amerikan bütçesi konusudaki tartışmada, tıpkı testosteron yüklü gençler gibi hareket ettiler. Girdikleri iddia nedeniyle uçuruma doğru gittiler. Bu konudaki parolaları ise şuydu: Kim önce frene basarsa, o kaybeder. Buna rağmen elbette her iki taraf da diğerinin ölüme yuvarlanmak istemediğini ve ölmeyeceğini çok iyi biliyordu. Senato'daki müzakerecilerin yeni yıl arifesinde sağladığı geçici uzlaşma, on gün ya da bir ay önce de sağlanabilirdi. ABD Başkanı Barack Obama varlıklı kesime yüksek vergiler getirilmesini sağladı. Muhafazakârlar ise orta kesimin düşük vergi ödemeye devam edecek olmasına sevinebilir."

Muhafazakâr Fransız La Croix gazetesinin yorumu şöyle:

"2013 yılında ABD ve Fransa'da vergilerin artırılması hissedilir hale gelecek. Harcamalar düşecek ve devletin gelirleri artacak. Bu hedef, kamu borçları nedeniyle uçurumun kıyısında olan birçok Batılı ülke için kaçınılmaz olacak. Bu hedefe ulaşmak için siyasi sorumlular özellikle sosyal alanda kesintiler öngören tasarruf programlarını hayata geçirme kararı alıyor. Zenginlerden daha fazla vergi alınması gibi paranın olduğu yerlerden gelir sağlamaya çalışıyorlar. Ülkeler arasında vergi indirimi konusundaki yarış, kamu bütçelerinin dengesini bozdu. Hem de kriz nedeniyle giderek daha fazla insanın ayakta kalabilmek için sosyal yardımlara ihtiyaç duyduğu bir dönemde... Birçok ülkede siyasi sürtüşme ve çekişmeler bu durumun tamamen değiştirilmesini engelledi."

Konuyla ilgili olarak aktaracağımız son yorum Hollanda'nın De Telegraaf gazetesinden:

"Uçurumun kenarında resesyonun karanlık manzarası görülebiliyordu. Aslında bu Amerikan borçlarının katı vergi artırımı ve tasarruf önlemleriyle sınırlandırılması çabalarının bir sonucuydu. ABD ekonomisinin buna kesinlikle ihtiyacı yoktu. İyi ki bu konuda görüş ayrılığı içinde olan partiler bir uzlaşmaya varabildi. Ama bu iki ay sonra yine malî uçurum tehdidinin ortaya çıkabileceği çok zayıf bir uzlaşma. Amerika ekonomisi kriz yıllarının ardından yine dünya ekonomisinin motoru olabilecek ve 2013'te krizdeki ülkeleri çekip çıkarıp tahakkümüne alabilecek hâle gelmiş görünüyor. Umulsun ki Kongre iki ay içinde sorumluluğunu yerine getirerek, yapısal reformlarla malî uçurumdan uzaklaşılmasını sağlasın."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topçu

Editör: Ercan Coşkun

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AkaryakıtAlmanyaAmerika Birleşik DevletleriArjantinAvusturyaBarack ObamaBaşbakanDarbeFransaİngiltereİsrailLübnanMacaristanRüşvetSavaşSuriyeYargıtaydizimemuroyunvergi
Görüş Bildir