Avrupa Basınından Özetler | 25.01.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

İngiltere'de yayınlanan gazetelerde, Kuzey ve Batı Afrika'da El Kaide bağlantılı İslamcı gruplardan kaynaklanan tehditler geniş yer kaplıyor. Economist dergisi ise Türkiye'de İslam dini bağlamındaki cinsellik tartışmalarını ve İsrail'deki Arap partilerine oy veren Yahudileri sayfalarına taşımış.

İngiltere, Almanya ve Hollanda vatandaşlarına Libya’nın Bingazi kentini terk etme çağrısı yapılması, Independent gazetesinin kapak konuları arasında.

Gazeteye göre, çağrının yapılmasının nedeni “İslami Mağrip’teki El Kaide” örgütünün eylem hazırlığı içinde olduğu istihbaratı.

Bu örgütün bir kolu, geçen hafta Cezayir’de bir doğal gaz tesisinde yüzlerce çalışanı rehin almıştı. 4 gün süren kriz Cezayir ordusunun operasyonuyla son bulurken, 37 Batılı rehine ölmüştü.

Fransa’nın Mali’de başlattığı askeri operasyonun ardından, Bingazi’deki Fransız vatandaşları kenti terk etmişti.

Bingazi, geçen yıl Eylül ayında Amerika Birleşik Devletleri’nin Libya elçisinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin öldürüldüğü olaylara sahne olmuştu.

Başka bir Independent haberinde, Fransa’nın Mali’de İslamcı militanların elindeki kentlerin geri alınması için yürüttüğü operasyon konu ediliyor.

Haberde, Fransa’nın Mali hükümetini, askerlerinin isyancıları “yargısız infazla” öldürmesinin önüne geçmesi için uyardığı belirtiliyor.

Gazetenin kıdemli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk ise, Kuzey ve Batı Afrika ülkelerindeki El Kaide’nin lideri Muhtar Belmuhtar’a mercek tutuyor.

Belmuhtar’ın, Cezayir’deki iç savaşta yer aldıktan sonra, Afganistan’a giderek Taliban ve El Kaide saflarında savaştığını anlatan yazar, Usame Bin Ladin ile Belmuhtar arasındaki farkları ise şöyle açıklıyor:

“Bizim Batı’da kavramayı kabul etmediğimiz problem şu ki, El Kaide’nin kendisi değişti. Bu tehlikeli kuruluşun dünya çapında İslam hilafeti talep ettiği günler çok geride kaldı. Arap Uyanışı, diktatörlüğe karşı kitlesel Arap ayaklanmaları, Bin Ladin’i dünün adamı haline getirdi. Amerikalılar tarafından öldürülmesinden günler önce Abbutabad’da izlediği televizyon görüntüleri Bin Ladin’e; Kahire’den Şam’a ve Yemen’e kadar, tek bir protestocunun bile El Kaide bayrağı veya onun resmini taşımadığını gösterdi.”

Fisk, ABD’nin Suudi Arabistan’dan petrol ithalatıyla Nijerya’dan ithalatı birbirine yaklaşırken, Afganistan’dan çok sayıda militanın Cezayir, Mali, Moritanya, Çad ve Nijer’deki Atlas dağlarına göçtüğünü anlatıyor.

Fisk’e göre, El Kaide’nin Afrika’daki amacı, Batı ordularını kışkırtarak Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelere çekmek.

Irak ve Afganistan’da Batılı askerlerin hedef olduğu gibi, Mali’de de Fransız askerlerinin hedef haline getirilmeye çalışıldığını belirten Fisk şöyle diyor:

“Onları gözardı ederseniz, ‘teröre karşı savaşı’ kaybedersiniz. Onlarla savaşırsanız da küçük düşersiniz. İşte Cezayirli Belmuhtar bunu anlıyor. Biz anlamıyoruz.”

Diğer yandan, Times gazetesi, Mali ve Fransız ordularıyla savaşan İslamcı militanların bölündüğüne dikkat çekiyor.

Ensar Din grubundan kopan ve kendilerini “Azavad İslami Hareketi” diye tanımlayan grubun, “Biz terörist değiliz, müzakereye hazırız” mesajı ilettiği belirtiliyor.

Daily Telegraph ise El Kaide tehdidine karşı Batı ülkelerinin 687 milyon sterlin aktarmaya hazırlandığı Mali’de ipleri elinde tutan subaya ışık tutuyor.

Haberde, Yüzbaşı Amadou Sanago’nun, tarihte başarılı bir darbe yapan en düşük rütbeli subaylardan biri olduğu kaydediliyor. Söz konusu paranın hem orduya, hem de demokrasiye geçiş sürecine aktarılacağı söyleniyor.

Kuzey Afrika uzmanı Profesör Hugh Roberts ’ın Financial Times gazetesindeki analizindeki kötümserlik, başlığına şöyle yansıyor: “Kuşaklar boyunca sürecek mücadele Sahil bölgesine barış getiremez.”

Times gazetesi, İngiltere’nin Avrupa Birliği üyeliğiyle ilgili bir anket yaptırmış.

İngiliz Başbakan David Cameron’ın, üyelikte kalıp kalmamayı 2017’de referanduma sunma planını açıklamasının ardından gelen bu sonuçlar dikkat çekici.

Ankete göre, İngiltere halkının yüzde 40’ı AB üyeliğinden çıkılmasını isterken yüzde 37’lik kesim birlik içinde kalınmasını istiyor. Hangi yönde oy vereceğini belirtmeyenlerin oranı ise yüzde 23.

Economist dergisinin bu haftaki sayısında yer alan makalelerden birinde, seksin Türkiye’de hâlâ tabu olup olmadığı ele alınıyor.

Makalede, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kürtaj karşıtı bir söyleme sahip olduğu ve ailelere en az üç çocuk yapmalarını tavsiye ettiği hatırlatılıyor.

Bir televizyon programında, “cinsel ilişkinin de bir çeşit ibadet olduğu” yönündeki sözler üzerine; İslam, cinsellik ve çok eşlilik üzerine tartışmaların alevlendiğini aktarıyor Economist.

İslami internet sitelerinde cinsel ilişki biçimleri konusunda tavsiyeler verildiği de makalede aktarılan ayrıntılar arasında.

Makalede, Türkiye’de bir dönem ordunun ve Kürt sorununun tartışılmasının tabu olduğu, bugün ise Erdoğan hükümetinin aksine Suriye’de Beşar Esad iktidarını desteklemenin sorun yaratabileceği belirtilerek, seks ve İslam konusunun ise “güvenli bahis” olduğu söyleniyor.

Economist ’teki başka bir makalenin konusu, İsrail’de seçimlerde yarışan Arap partileri.

Binlerce İsrailli Yahudi’nin Salı günü yapılan seçimlerde Arap partilerine oy verdiğine dikkat çeken dergi, İbrani Üniversitesi’nde öğretmen olan bir seçmeni örnek olarak gösteriyor.

Bu seçmenin oy verdiği Arap partisi sosyalist çizgide ve hem Arapların, hem de Yahudilerin “milliyetçiliğin kurbanı” olduğunu savunuyor.

Araplar tarafından kurulan partilere oy verenler arasında, eski Dünya Siyonist Örgütü ve İsrail parlamentosu başkanı Avraham Burg gibi isimler de var.

Yahudi lider, “Etnik milliyetçi bir devlet yerine eşit yurttaşlık ilkesi için oy verdim” diyor.

Makalede, bazı grupların boykot çağrılarına rağmen, Arap partilerinin 120 sandalyeden 12’sini kazanmayı başardığına dikkat çekiliyor.

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

Alman gazetelerinde ağırlıklı olarak Cameron'ın referandum çıkışının Davos'taki yankıları ele alınıyor. Kuzey Kore'nin nükleer faaliyetleri, Alman gazetelerinde yer verilen diğer bir yorum konusu.

Alman basınında hâkim görüş, David Cameron’ın refarandum önerisinden sonra Davos’taki liderler buluşmasında, açık bir münakaşadan bahsedilemeyeceği. Gerçi birçok Avrupalı siyasi lider Cameron’a sert eleştiriler yöneltti ama Almanya Başbakanı Angela Merkel, Dünya Ekonomik Forumu’nda başka bir strateji izledi. Merkel, bir münakaşadan kaçınmakla kalmadı, aksine rekabet gücü ve reformlar gibi bazı konularda İngilizlere hak verdi.

Ulusal gazetelerden Die Welt , Merkel’in bu koruyucu tutumunu şöyle yorumluyor:

"Almanya’nın İngilizlere ihtiyacı var. Dünyaya açık bu ticaret ülkesi, kıtanın kendi memnuniyeti için iyi bir panzehir mahiyetinde. Zira İngiltere olmadan Almanya, büyük ölçüde Fransa’ya bağımlı hale gelir. Fransa ise küreselleşmenin gerektirdiği görev ve sorumlulukları üstlenmek isteyip istemediğine tam olarak karar verememiş bir ülke. İşte o nedenle Merkel, Cameron’a karşı bu kadar sabırlı davranıyor ve İngiltere’den AB’ye yöneltilen eleştirileri, sürekli olumlu bir düzleme çekmeye çalışıyor. Merkel, Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble'nin de aralarında bulunduğu, kendi partisi Hrıstiyan Demokrat Birlik mensubu birçok politikacının görüşünü paylaşmıyor. Zira onlar, İngiltere olmadan Avrupa’nın hedeflerine daha çabuk ulaşacağını düşünüyor. Ancak Merkel, nihai hedef konusunda bu politikacılarla hemfikir: Yani Almanya Başbakanı da 'daha fazla Avrupa' istiyor. Ama o, eğer mümkünse bu hedefe İngilizlerle ulaşmak niyetinde. Tabii, eğer mümkünse."

Aynı konuyu ele alan Münchener Merkur gazetesi, Cameron’ın konuşmasının yol açtığı sert tepkileri iki önemli sebebe bağlıyor:

"İngiltere Başbakanı Cameron’ın kışkırtıcı konuşması, öfkeden isteriye kadar varan boyularda tepkiye neden oldu. Bunda Cameron’ın şantaj yapar nitelikteki mesajlarının büyük payı var. Ancak bu tepkilerin bir başka nedeni de Cameron’ın Avrupalı kurtarıcıların duymak istemediği acı gerçekleri dile getirmesi. Kıta, dünyadaki saygınlığını yitiriyor. 1999 yılında Lizbon’da yapılan AB Zirvesinde alınan ekonomik kararlarla hedef, AB’ni rekabet gücü en yüksek ve bilimsel açıdan desteklenen dünyanın en dinamik iktisadî bölgesi yapmaktı. Bugün Avrupa’da 19 milyon insan çaresiz bir biçimde iş arıyor. Kuralları, Fransa ve onun güneyli müttefikleri tarafından dikte edilen, ekonomik büyümenin gerilediği ve kurtarma paketlerinin cenderesindeki Avrupa'da tek başına kalmak, Almanya için bir tam kâbus olur."

Basın turumuzda Avrupa'dan Asya‘ya geçiyoruz. Aralık ayındaki son füze denemesi nedeniyle, salı günü alınan BM kararında, Kuzey Kore‘ye uygulanan yaptırımların genişletilmesi üzerinde uzlaşılmıştı. Bu karardam iki gün sonra Kuzey Kore, yeni bir nükleer deneme ve uzun menzilli füze atışı yapacağını duyurdu. Almanya'nın ulusal gazetelerinden Süddeutsche Zeitung, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un yürüttüğü politikayı yorum sürunlarına taşıyor:

"Armut dibine düşer! Kuzey Kore’nin yeni lideri Kim Jong Un, yakında yeni bir bombanın fitilini ateşlemeyi düşünüyor. Belli ki BM kararlarından da korkmuyor; zaten korkacak hiçbir şeyi yok. Bugüne dek Çin, sürekli despot Kim rejiminin koruyuculuğunu üstlendi. Gerçi Çin, bu hafta bir BM kararı çıkmasına izin verdi ve koruduğu dik kafalı kişiye hafiften çıkışarak, durumu daha fazla kızıştırmamasını istedi. Fakat onlar eskiden de böyle paslaşıyorlardı. O nedenle bu, bir rota değişikliğine işaret değil."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Murat Çelikkafa

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

İsrail’deki genel seçim sonuçlarının bölgedeki yansımaları ve İngiltere Başbakanı David Cameron’ın yankı uyandıran konuşması, bugünkü Avrupa basınından seçtiğimiz yorum konuları.

Fransız Le Monde , İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun seçimden kan kaybetmiş olarak çıktığını belirttiği yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

“İsrail Başbakanı Netanyahu yeni bir koalisyon hükümeti oluşturmada zorlanacak. Zira birbirinden çok farklı çıkarlar gözeten ortaklara bağımlı. Önümüzdeki dönemdeki bütçe görüşmelerinde devlet giderlerinde hissedilir derecede kısıtlamalara gidilmek zorunda. Politikacıların iç politikaya yoğunlaşması anlaşılabilir bir şey ama bunun tehlikeleri de var. Çünkü bu sayede İsrail işgalci bir güç olarak varlığını sürdürmeye devam etmiş oluyor. Öte yandan Filistinlilerin toprakları üzerinde Musevi yerleşimciler için inşaatlardan vazgeçilmemesi de, -aslında İsrail’in çıkarına olacak- bir Filistin devleti kurulması perspektifini yerle bir etmekte.”

Avusturya’nın muhafazakâr gazetesi Die Presse ise İsrail’deki seçimin ardından Ortadoğu’da baş gösteren durumu yorumunda şöyle analiz ediyor:

“Geçmiş yıllardaki tecrübelerinden yola çıkan birçok İsrail vatandaşı barışın gerçekleşebileceğine dair büyük umutlar beslemiyor. Gazze Şeridi’nden yapılan füze saldırıları sinirleri tamamen geriyor. Ancak bunun dışında İsrailliler aslında duruma ayak uydurdu, İsrail’in oluşturduğu dikenli tellerinin ardında oturan Filistinliler konusunda da kendilerini ‘nispeten' güvenli olarak hissettikleri kendi dünyalarında yaşayıp gidiyorlar. Ne var ki bu durum uzun süre bu şekilde devam edemez. İsrail’in eski ve şimdiki başbakanı açısından popüler olmasa da, ufukta iki devletli bir çözümden başka bir seçenek görünmüyor. Bir ülkenin komşusunu sevmesi gerekmiyor, ama onunla yan yana yaşaması zaruret.”

İspanya’nın özerk Katalonya bölgesinde yayımlanan El Periodico gazetesi, İngiltere Başbakanı David Cameron’ın, ülkesinin AB üyeliğini referanduma götürebileceği yönündeki açıklamasını yorum sütununa taşımış:

“AB’nin esaslı bir reforma ihtiyacı var. Bunun böyle olduğunu gün be gün yaşanan euro krizi de gösteriyor. Bu açıdan David Cameron haklı. Ne var ki İngiltere Başbakanı’nın derdi Avrupa değil. Partisi içindeki Avrupa karşıtı kanadın ağzına bir parmak bal çalmak istiyor. Öte yandan AB'nin de Cameron’ın şantajlarına boyun eğmesi mümkün değil. Londra’nın arzu ettiği biçimde bir Avrupa olamaz. Cameron’ın, kendinden önceki muhafazakâr başbakanlardan Margaret Thatcher ile John Major’ın da Avrupa konusundaki siyasi pozisyonları nedeniyle alaşağı olduklarını unutmaması gerekir.”

İsviçre gazetesi Neue Zürcher Zeitung ise aynı konuyu farklı bir açıdan yorumluyor:

“Başarılı olmak, halk oylamasından ‘evet’ çıkartabilmek için İngiltere Başbakanı’nın sadece gelecek seçimden zaferle çıkması yeterli değil. Avrupalı ortaklarının da bu konuda uzlaşma sinyali vermesi gerekiyor. Bu konuda AB’nin diğer üye ülkelerinin taviz vermeye çok açık olduğu kehanetinde bulunmak, ancak sarsılmaz bir iyimserlikle donanmış olan Cameron’ın başarabileceği bir iş. Çok sayıda Avrupalı politikacı bu uygunsuz davranış biçimine, Avrupa süper güç olma yolunda ilerlerken Birleşik Krallık'ı sadece bir engel olarak algılamaya; onu ya görmezden gelmeye, bu da olmazsa saf dışı etmeye zaten alışmış durumda.”

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen Çelik Akpınar

Editör Başak Özay

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAngela MerkelAvrupa BirliğiAvusturyaBaşbakanBeşer EsadBirleşmiş MilletlerÇinCinsellikDarbeFilistinFransaGazzeİngiltereIrakİspanyaİsrailİsviçreKoreLizbonÖğretmenRecep Tayyip ErdoğanSuriyeSuudi Arabistan
Görüş Bildir