Avrupa Basınından Özetler | 20.12.2012

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

Bu sabahki İngiltere basını, sayfalarının önemli bir kısmını ülke gündeminde öne çıkan iki konuya ayırmış.

Konulardan ilki iktidardaki Muhafazakâr Parti'nin eski parlamento grup başkanı Andrew Mitchell'ın polise hakaret ettiği iddiasıyla ilgili ortaya çıkan yeni bilgiler.

İkincisi ise BBC'nin kuruluşun eski sunucusu Jimmy Savile hakkındaki çocuk tacizi iddialarıyla ilgili bir haberi geçen yıl rafa kaldırması konusunda hazırlanan raporun sonuçları.

Daily Telegraph gazetesi, başbakanlık konutundan ayrılırken ana kapıyı değil, yan kapıyı kullanmasını isteyen polis memurlarına küfrettiği ve hakaretler yağdırdığı öne sürülen Mitchell'ın görevinden istifa etmek zorunda kaldığını hatırlattıktan sonra şöyle devam ediyor:

"Scotland Yard, eski bakan Mitchell'ı yerinden etmek için polis tarafından bir komplo yapılıp yapılmadığını incelemek üzere 30 polisi kapsayan bir soruşturma başlattı.

“Plebgate”

“Soruşturma, turist olduğunu söyleyen bir kişinin, bir milletvekiline email göndererek, Mithcell'ın polislere hakaret ettiğine tanık olduğunu söylemesinin ardından, bu kişinin bir polis memuru olduğunun ve aslında olaya tanıklık etmediğinin ortaya çıkması üzerine başlatıldı."

Independent gazetesi ise, Mitchell'ın polis memuruna "pleb" diye hitap ettiği iddiası üzerine "Plebgate" olarak anılmaya başlayan konu ile ilgili olarak, olayın artık Mitchell'ın ne söylediğinin ya da ne söylemediğinin ötesine geçtiğini yazıyor.

Dikkatin asıl olarak eski bakan ve parlamento grup başkanının görevden alınması için bir komplo yürütülüp yürütülmediğine odaklanacağını yazan gazete, ortaya çıkan yeni kamera kayıtlarının, polis ile Mitchell arasındaki konuşmanın daha kısa olduğuna işaret ettiğini de aktarıyor.

Bir polis memurunun yalancı şahitlik yaparak bir bakanı istifaya zorlaması olayının son derece önemli olduğunu belirten Independent'a göre, olay kendi başlarına hareket eden birkaç polisin işi olabileceği gibi, daha ciddi bir komplonun da parçası olabilir.

Financial Times gazetesi ise, polisin hükümetin kesintiler ve emniyet müdürlerinin seçilmesi politikası ile ilgili bazı rahatsızlıkları olabileceğini ancak, hükümete baskı yapmak için iddia edilen yöntemlerin kullanıldığı ile ilgili en küçük bir şüphenin oldukça tehlikeli olduğunu söylüyor.

Gazete, hükümetin emniyet teşkilatı ile ilgili bazı politikalarına karşı çıkan Polis Federasyonu'nun, eski bakanın görevden alınmasına yol açan kampanyanın da öncülüğünü yürüttüğüne işaret ediyor.

Financial Times'a göre, telefon dinleme skandalında, bazı gazetecilerle işbirliği yaptıkları iddialarının ardından İngiliz polis teşkilatının, halkın güvenini kırmayı tekrar göze alması oldukça zor.

Guardian gazetesinin, olayla ilgili değerlendirmesi ise, "Gerçeğin bazen, kurmacadan daha garip olabileceği." şeklinde.

Gazete, polislere saygılı davranamadığı için özür dileyen ancak kendisine atfedilen sözleri kullanmadığını savunan Mitchell'ın önce kamuoyunun desteğini alma mücadelesini, ardından da başbakanın desteğinin çekilmesi ile birlikte koltuğunu kaybettiğini yazıyor.

Geçiyoruz, BBC'nin eski sunucu Jimmy Savile hakkındaki iddialarla ilgili haber programını rafa kaldırmasıyla ilgili soruşturma haberlerine.

Daily Telegraph gazetesi, manşetten verdiği haberinde, BBC yöneticilerinin "Savil fiyaskosundan görevlerini kaybetmeden çıktıklarını belirtiyor.

Kuruluşun, oldukça eleştirel tonda bir soruşturma raporuna rağmen tek bir yöneticisini bile işten çıkaramadığını belirten gazete, raporda, hatalara kuruluş içi çatışmaların, karar verme süreçlerindeki hataların ve yönetim zincirinin katılığının yol açtığı tespitinin yer aldığının altını çiziyor.

Gazete, olayın arka planı ile ilgili olarak ise, BBC'nin Newsnight programının, 40 yıllık BBC sunucusu Jimmy Savile hakkındaki çocuk tacizi iddialarıyla ilgili bir haberi rafa kaldırma kararı aldığını ve hazırlanan raporda bu kararın yanlış olduğu tespitinin yapıldığını belirtiyor.

Independent gazetesi ise, suçun raporda komplodan ziyade, kuruluşun işleyişindeki kaosa atfedilmesinin BBC içinde bir rahatlama yaratmış olabileceğini belirtiyor.

Ancak gazeteye göre, BBC hakkındaki soruşturmayı yürüten Nick Pollard'ın raporunda öne çıkan, BBC'nin içerik kontrolü ve editöryal kurallarının, onlara en çok ihtiyaç duyulan anlarda etkisiz kaldığı.

Haberin Tamamı İçin:

Alman basınından özetler

Alman basınından özetler

AB'nin Tütün Ürünleri Yönergesi, SPD'nin başbakan adayı Steinbrück'ün riskli vergi artışı vaadi ve iflasın eşiğindeki Kıbrıs, Alman basınının yorum konuları arasında.

Mannheimer Morgen gazetesi, AB Komisyonu tarafından hazırlanan Tütün Ürünleri Yönergesi taslağını eleştiren bir yoruma yer veriyor. Bu yönerge, tüketiciyi caydırmak amacıyla sigara paketlerinin üzerine ürkütücü fotoğrafların basılmasını öngörüyor.

"İsteyen kişinin anında bırakabileceği sigaranın, sağlığa zararlı olduğundan kimsenin bir şüphesi yok. Ama söz konusu olan ciddi bir sağlık politikası değil. Zira gri dumana karşı verilen savaş, tüketicileri kendi kararlarını alabilecek yetkinlikte görmemeyi daha da ileri safhaya taşıyan bir araca dönüştü. Bundan sonra sırada ne var? Cips paketlerinin üzerine obez insanların ürkütücü fotoğraflarını koymak mı? Yoksa bira şişelerinin üzerine sarhoş gençlerin resimlerini basmak mı? 500 milyon tüketiciye babalık etmeye soyunan Brüksel’in tüm çabaları, en az bu örnekler kadar gülünçtür."

Almanya'nın en önemli ekonomi gazetelerinden Düsseldorf merkezli Handelsblatt gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumunda şu satırlara yer veriliyor:

"Her şeyden de kötüsü; AB politikalarının, tıpkı Tütün Ürünleri Yönergesi’nde olduğu gibi insanlara baygınlık getirecek biçimde, onların yaşam koşullarına karışarak tüm devletlerin üstünde bir kudretmiş hissini uyandırmasıdır. Bunun sonucu; ya teslimiyettir ya da depresyon. Aslında AB, tüm binalarına, bayraklarına ve hatta tüm antetli mektup kağıtlarına, uyarılar ve ürkütücü fotoğraflar yapıştırmalı. AB’nin yürüttüğü bu politika, ağır ve kasvetli bir gidişatın göstergesidir."

Berlin'de yayımlanan Der Tagesspiegel gazetesi gelecek yıl yapılacak genel seçimlerde Sosyal Demokrat Parti'nin başbakan adayı olan Peer Steinbrück'ün vergi oranlarının artırılması önerisi ile tehlikeli seçim vaatlerinde bulunduğunu belirtiyor:

"Steinbrück, kendi üslubu ile François Holland’ın yolundan gidiyor. Zira Almanya’da dar gelirlilerin omzuna, zenginlere oranla daha ağır bir yük bindiği hissi giderek büyüyor. Bunu yoksul ve zengin arasındaki uçurumun derinleştiğini yansıtan araştırmalar da ortaya koyuyor. Bu belirgin parçalanmadan etkilenen bir grup da genelde Sosyal Demokratların nispeten varlıklı sayılabilecek orta direk kitlesi. Ama yine de Steinbrück, göz göre tehlikeli bir yola sapıyor. SPD’nin tabanını genişletmeye çalışırken, planları ile bunu riske de atıyor. Zira Berlin Hür Üniversitesi’nin araştırmalarına göre getirilmesi planlanan vergi yükü yüzde 11 ilâ 12 oranı ile en fazla Sosyal Demokratların kendi kitlesi olan orta ölçekli işletmelerin yönetici ve sahiplerine biniyor."

Basın turumuzu ulusal gazetelerden Süddeutsche Zeitung 'un iflasın eşiğindeki AB üyesi Kıbrıs'ın kurtarılıp kurtarılmaması gerektiğini ele alan yorumu şöyle:

"Dayanıklı bir yönetim modeline Kıbrıs’ın Yunanistan’dan daha çok ihtiyacı var. Zira Kıbrıs'ın yönetim modeli bugüne dek şöyle görünüyordu: Ada ülkesi, AB ülkeleri arasındaki en düşük kurumlar vergisi ve duyarlı olarak nitelendirilebilecek malî denetim mekanizması ile yabancı yatırımcıyı cezbediyordu. Sonuç; tuhaf biçimde şişirilmiş bir bankacılık. Uçurumun eşiğine dayanmış bu branşın batması halinde devleti de yanında götürmesi tehlikesi çok yüksek. Tabii bu küçük ülkenin bankaları AB yardımları ile kurtarılabilir... Ama o zaman, Merkel’in, vergi ödemekten kaçınan ve Rus oligarşisinin kara para aklamasını engellemeyen bir ülke için neden kefil olunması gerektiğini, Alman vergi mükelleflerine açıklaması gerekir."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Başak Özay

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

Avrupa Basınından Özetler

ABD’deki silah yasaları tartışması, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın Cezayir ziyaretinin yansımaları ve Almanya’daki bombalı saldırı girişimlerinin düşündürdükleri, bugünkü Avrupa basınının konularını oluşturuyor.

Liberal Avusturya gazetesi Der Standard, Newtown’daki okul katliamının ardından Amerikalıların ateşli silahlara yaklaşımını şöyle irdeliyor:

“Ateşli silahlar Amerikan ruhunun ve halk kültürünün bir parçasıdır. Amerikan ulusu günümüzde 21. yüzyılda hâlâ bağımsızlık savaşı ve kıtanın fethine ilişkin efsanelere tutku ile bağlıdır. Tüm istatistikî verilerin aksine, Amerikan halkının çoğunluğu evde (ya da okulda, restoranda, metroda, otoyolda) yanında bulundurduğu silahla kendini canilere karşı koruyacağı inancını taşıyor. Ne var ki eldeki bu silahlar yüzde 90 oranında hırsızlara, katillere karşı değil, kendi aile fertlerine karşı kullanılıyor; silahlar, cinnet geçirenler tarafından -gittikçe artan oranda- kamusal alanlarda önlerine gelen herkese karşı kullanılıyor.”

Muhafazakâr Danimarka gazetesi Berlingske Tidende ise ABD’de silah yasalarının sertleştirilmesi çağrılarına ilişkin yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

“Sadece yasaların sertleştirilmesinin yeterli olmayacağını söyleyen ABD Başkanı Barack Obama haklı. Newtown’da düzenlenen törendeki konuşmasında Obama, toplumdaki anlayış tarzının da değişmesi gereğinden söz etti. Ama artık sözde kalınmamalı. Kongre’de ilgili yasalara ilişkin geniş çaplı bir girişim başlatılmalı, Başkan’ın da müdahalesiyle Amerikan vatandaşlarında bir tavır değişikliğine gidilmeli. Bu, yıllar sürecek bir çaba gerektirecektir. Ne var ki, nefsi müdafaa ile hiçbir ilgisi olmayan bu kolay yoldan silah teminine de son derece kararlı bir tavırla son verilmesi gerekiyor.”

Bugün çok sayıda Fransız gazetesinin ve bunlar arasında sol liberal eğilimli Liberation 'un yorum sütunlarına taşıdığı konu ise Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın Cezayir ziyareti… . Liberation'un, “Tarihin Yaraları” başlıklı yorumunda şu satırları okuyoruz:

“Akdeniz'in iki yakasındaki iki ülkede aradan geçen zaman, tarihin yaralarını saramadı. Geçmişin karanlık dönemleri bir muhakeme süzgecinden geçirilmedi. Fransa ile Cezayir, sanki iki tarafı kucaklaştıracak çetrefil barış yolunu deneyecek güçte değillermiş gibi. Önceleri Fransa'nın Cezayir'e müdahalesi, ‘düzenin yeniden tesisi operasyonu' olarak formüle edilirken, Fransa Ulusal Meclisi 1999'un Haziran ayında bu ifadeyi ‘Cezayir Savaşı' olarak değiştirme kararı aldı. Fransa'nın sömürgeci geçmişinin tüm yükünü ve sorumluluğunu üstlenmesindeki zorluklar, ülkede gizliden gizliye var olan ırkçılık eğilimleriyle daha da güçleşiyor. Cezayir ve Fransa'da geçmişle adamakıllı bir yüzleşme olmadan bu konuda sükunet sağlamak ise mümkün değil.”

İsviçre gazetesi Neue Zürcher Zeitung ise “Selefîler terörist olabilir” başlıklı yorumunda, Almanya'nın Bonn ana garında geçen hafta bombalı bir saldırının eşiğinden dönülmesi kapsamında şu görüşlere yer veriyor:

“Alman iç istihbaratından sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatı ile polis, Almanya'da, Bonn'da hüküm giyen Türk kökenli Selefî Murat K. gibi düşünenlerin sayısını 4 bin olarak tahmin ediyor. Küçük gruplar halinde örgütlenmiş olan bu çevreler -Anayasayı Koruma Teşkilatı ve polisin dikkatini çekmeden- her an suç eylemlerine katılabiliyorlar. Bu, Selefîler mutlaka teröristtir anlamına gelmiyor. Ancak bu gelişmeler onların ne olup olmadığını kestirmede güçlük yaratıyor. 2006 yılında da Köln ana garında iki banliyö trenine bombalı bavullar bırakan iki Lübnanlı da muhtemelen bir Selefî grubuna bağlıydı. Çoğu kez internet üzerinden yapılan, terörist saldırılara geçme, ya da bomba imal etme planları, tek tek eylemcileri seferber etmeye yetiyor. Zihinlerin dinî ideolojilerle yıkanması ve terör eğitimi birlikte gelişen bir süreç oluşturuyor.”

© Deutsche Welle Türkçe **Derleyen: Çelik Akpınar

Editör: Beklan Kulaksızoğlu**

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAngela MerkelAvrupa BirliğiAvusturyaBarack ObamaBaşbakanCinnetFransaİngiltereİsviçrePolisSavaşTerörYunanistanolayvergi
Görüş Bildir