Köşe Yazarları Balyoz Kararları Hakkında Ne Yazdı?

 > -

Türkiye susmuyor | Can Dündar | Milliyet.com.tr

Türkiye susmuyor | Can Dündar | Milliyet.com.tr

Baskı yoğun. Muhalefet cezalandırılıyor. Susan ödüllendiriliyor. Buna rağmen susmuyor Türkiye...

Ve alttan alta itiraz kültürü gelişiyor.


Geçen hafta değişik kentlerde, farklı etkinliklerde gözledim bunu...

Hafta sonu Köln’de “” konulu söyleşideydim.

Salı Adana’da Yeni Türkü belgeselimizin gösteriminde...

Çarşamba Ankara’da Kurthan Fişek’in cenazesinde...

O gece İstanbul’da Leonard Cohen konserinde...

Perşembe gece Fenerbahçe-Marsilya maçında...

Cuma Balyoz duruşmasında... olacaktım, olamadım.

Hepsinde coşkulu kitleler vardı.

Ve hepsi, baskıya kafa tutacak cesaretteydi.


Köln’de Aleviler, Kürtler, solcular ilk kez gözlediğim bir dayanışma içinde, 4 saat Türkiye’yi dinleyip çözümleri tartıştı.

Adana’da Yeni Türkü konser vereceği sırada Bingöl saldırısının haberi geldi. Belediye, konseri iptal etti. Salonu dolduranlar, müziğin hele -Yeni Türkü şarkılarının- eğlence mezesi değil, barış çağrısı olduğunun ve asıl böyle günlerde söylenmesi gerektiğinin bilincindeydi. Gitmeyip beklediler. Ve bir saatin sonunda Yeni Türkü’yü sahneye çıkarıp yasağı deldiler.

Fenerbahçe maçında yine müthiş coşkulu tribünler, “Alex kompleksi”yle takımı beyinsiz bırakan Aykut Kocaman’ı -yönetimin ve basının kollamasına rağmen- istifaya çağırdı.


Okulları bir gecede imam hatibe çevrilen veliler protestoda...

Ataması yapılmayan öğretmenler de öyle...

DİSK, toplu sözleşme barajına karşı eylem hazırlığında...

Şehit cenazelerinde öfke, aciz kalan Hükümet’e ve bakanlara dönüyor.

Korumasız askerler, sevk merkezlerinin sefil görüntülerini basına servis ediyor.


Gazete tirajları da teslimiyete tepkinin göstergesi...

Akan kanı, yaşanan şiddeti, halkın derdini görmezden gelen “pembe gazete”ler gün be gün erirken, dik duran, tavır koyan, muhalefetin sesini duyan gazeteler hızla tiraj alıyor.

Yazılı basında, merkezin çöküşüyle agresif tavır prim yapmaya başlarken, TV’de alternatif yayıncılık için hazırlıklar hızlanıyor.


Baskı arttıkça evet, çıkar sahipleri siniyor, bilinçsiz kitleler duyarsızlaşıyor, ama mağdur kesimler, -bir siyasi önderlik olmamasına rağmen- susmuyor. Bu itirazın giderek dozunu artıracağı ve politikleşeceği anlaşılıyor.

Buna karşın asıl suskunluk, muhafazakâr cenahta gözleniyor. Muhalefette olsalar öfkeyle sokaklara dökülecekleri konularda, mesela en son Hz. Muhammed’e hakaret eden film ve karikatürler karşısında, Başbakan’ın bir demeciyle susuyorlar.

Kimin ne olduğunun ortaya çıktığı sınav günlerindeyiz.

Ama “enseyi karartmayalım”; toplum her şeye rağmen susmuyor ve uzun uykusundan nihayet ağır ağır uyanıyor.

Not: Yeni bir kitap çalışmasını tamamlamak için bir hafta izin rica ediyorum. Öbür hafta yeniden buluşmak üzere...

Balyoz, siyasi bir davaydı

Her devrin simge siyasi yargılamaları vardır.

1920’lerinki İzmir Suikastı davasıdır.

1960’larınki Yassıada davası...

AKP devri, Silivri mahkemesiyle anılacak.

Balyoz Davası, konjonktürel bir davaydı. Siyasal güç dengesinin asker aleyhine değişmesi sayesinde yapılabildi ve beklenen sonuç geldi.

Bir demokraside yeni seçilmiş hükümete karşı ordu içinde darbe planlanması kabul edilemez. Ama mahkeme, baştan beri sahte delillerle, hukuksuz yargılamasıyla öne çıktı; kamuoyunda Balyoz’un “darbe yargılaması” değil, ilerici subayları safdışı bırakmaya yönelik “Hükümet tezgâhı bir siyasi dava” olarak görülmesine yol açtı.

Üç şeyi önemsiyorum:

Darbe meselesinin artık gündemden düşmesini...

Komutanların “iyi hal” göstermeyip dik durmasını...

Haberin Tamamı İçin:

Balyoz darbesi... | Melih Aşık | Milliyet.com.tr

Kırk yıllık Avukat Celal Ülgen: - Meslek hayatımda bu kadar absürt, bu kadar haksız bir karar görmedim, diyordu mahkeme kapısında...

Bu ağır cezaları sanıklar belki biraz bekliyor ama sanık yakınları beklemiyordu.

Sanık avukatları ise ortaya bir hukuk faciası çıkacağından emindi...

Deliller değerlendirilmeden, en önemli tanıklar dinlenmeden, dijital belgelerdeki sahtecilikle ilgili bilirkişi raporları görmezden gelinerek, iddianamedeki 1560 maddi hata ve 23 teknik bilirkişi raporuna rağmen verilen hüküm çok tartışılacaktır...

Bir sanık yakınından gelen e-posta notu diyor ki:

  • Mahkeme en kritik tanıkları dinlemeyi reddetmişken, kanıtların sahteliği kimsenin reddemeyeceği kadar açıkken... Bu karar içinize sinecek mi? Adalet duygusunu yitirmemiş halkımızın içi rahat olacak mı?

Bu sanık yakını devam ediyor:

  • Cuma günü mahkemeden ne karar çıkarsa çıksın, yakınlarımızı sanık durumuna düşüren sahte CD’leri üretenleri bulana ve onların “adil” Türk mahkemelerinde yargılandıklarını görene kadar Anadolu’nun ve dünyanın dört bir köşesinde haklı mücadelemize yılmadan ve sabırla devam edeceğiz.

Hapis cezaları eksik tüşebbüsten verildi.. Eksik teşebbüsten söz edilebilmesi için birilerinin darbeye teşebbüs etmesi birilerinin de bunu engellemesi gerekiyor. Darbeye teşebbüs olduysa bunu kim engelledi? İddianameye göre bu kişi zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’dır. Ancak savcılar nedense Aytaç Yalman’ın ifadesine başvurmamış. Yalman’ın mahkemede tanıklık etmesi talebi ise mahkeme heyetince kabul edilmedi. “Eksik teşebbüs” iddiasının kilidi çözülmedi ama cezalar buradan geldi... İçinize sinerse...

**TSK terörle mücadele uzmanı bulamıyormuş.

Terörle mücadele edenleri yıllar sonra terörist diye içeri atan bir yargı varken zor bulursunuz uzmanı...

Haldun Ertem**

**CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, “Oslo’yu hazmetmedik, hazmetmeyeceğiz” demiş.

Aman Emine Hanım, lütfen dikkat; bu sözleriniz yüzünden “Yeni CHP” de sizi hazmetmeyebilir!

Fahrettin Fidan**

Sütler kesildi...

İktidar geçen yılın sonlarında okul sütü uygulamasına başlamıştı... Zehirlenme olaylarına rağmen program ders yılının sonuna kadar devam etti.. Ancak yeni ders yılı başlarken sütten haber yok. Çocuklar unutuldu. Sorulduğunda bütçede yeterli para olmadığı söyleniyor... Anlaşılan umut da yok...

Dönelim İzmir’e... İzmir Büyükşehir Belediyesi geçen yıla kadar kentte 246 okula süt dağıtıyordu. Hükümet süt dağıtımına başladığı için... İzmir Belediyesi programı değiştirdi... Bu yıl 46 bin fakir çocuğun evine süt dağıtımına başladı. Evlere 2 haftada bir 4 litre süt veriliyor. Haftada iki litre... Ancak... Hükümet işin içine girdiği için İzmir’de okullar sütsüz kaldı...

Hükümetin geçen yılki fiyakası buna yaradı...

Çözüm Oslo’da mı?

CHP Sözcüsü Haluk Koç, hükümetle PKK arasındaki Oslo görüşmesini “Anayasa suçu” diye eleştirirken Genel Başkan Kılıçdaroğlu kalktı:

“Eğer PKK ’ya silah bıraktıracaksa terör örgütüyle görüşmelere devam edilmeli” deyiverdi. Kemal Bey’in görüşünü arkadaşımız Fikret Bila’ya yaptığı açıklamalardan anlamaya çalışalım:

“Eğer PKK’ya silah bıraktıracaksa elbette bu tür görüşmeler yapılabilir. Bizim Oslo’yla ilgili itirazımız, müzakerenin içeriğinedir.”

“Oslo’da görüşülen metnin içeriğini kabul etmemiz mümkün değil.”

“Metinden de anlaşılıyor ki, o masada anayasa değişikliği dahil yeni bir Türkiye devleti konuşulmuş, bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Biz, bu tür görüşmelerin silah bıraktırmak üzere yapılabileceğini söylüyoruz.”


Bu noktada akla gelen en basit soru: Sizi silah gücüyle masaya oturtmuş olan PKK sizinle silah bırakmayı neden görüşsün? Olsa olsa sizin masaya koyacağınız tavizleri görüşecektir. O yüzden bugüne dek hiçbir devlet ve hükümet, terör örgütü silah bırakmadan onunla masaya oturmuş değil. Kaldı ki PKK da bugüne dek silah bırakmaktan söz etmemiş en fazla ateşkesi ağzına almıştır. Kılıçdaroğlu’nun Oslo yorumu mantıkla bağdaşmıyor....

Onur Öymen şunları söylüyor:

“PKK terör örgütüyle müzakerelerde bulunarak soruna çare aramak, teröre son vermek için terör örgütlerinden medet ummak anlamına gelmektedir...”

Talepleri yerine getirmezseniz terör azar.. Önünü alamazsınız... Nitekim öyle de oldu. Oslo görüşmesinden sonra terör azalmadı aksine adeta patlama yaptı... Hâlâ ne Oslo’su?

Haberin Tamamı İçin:

Hayırlı oldu mu? | Ertuğrul Özkök | Hürriyet

Bu kararlar haklarında hayırlı olur mu? Bir de şu soru var:

Bu kararlar ülke hakkında hayırlı olur mu? Karar daha ortada.

Henüz soğumamış.

Kimse bilemez...

Olsa olsa karine ile çıkarırız. Tarihe bakarız, o ne diyor dinleriz.

Çünkü böyle olağandışı davalar hakkındaki kararı, sadece o mahkemenin

hakimleri vermiyor.

Tarihin de bir kararı var.

Üstelik onun temyizi de yok...

Bir de adalet duygusu.

Yani öteki dünyada vereceğimiz hesaplar.

SİLİVRİ ZİNDANI BASTİLLE’DEN FARKLIYSA

Geçmişe bakarsak; Olağandışı dönemlerde mahkemelerin verdiği kararlar, verenler hakkında hayırlı olmamış. Tarih önünde hiçbir zindanın, hiçbir Bastil’in masuniyeti olmamış...

Silivri’nin ki olur mu...

Hadi onlar için olur veya olmaz...

Ama memleket için olur mu?

Askeri vesayetin kalkması yolunda bir adım...

Evet...

Haberin Tamamı İçin:

Balyoz Davası asıl şimdi başlıyor| Sedat Ergin | Hürriyet

Yargıtay, temyiz aşamasında bu davaya gereken tarafsızlık, titizlik ve objektiflik ölçüleri içinde bakacağı konusunda Türk kamuoyunun güvenini kazanmak durumundadır. Yargıtay’ın bu dosyada vereceği s...

Haberin Tamamı İçin:

Balyoz davası şimdi başlıyor! | Mustafa Mutlu | Vatan

*

Ergenekon davasından sonra kamuoyunu en çok meşgul eden ikinci dava olan ve 250’si tutuklu 362 muvazzaf ve emekli subayın yargılandığı Balyoz’da “ilk perde”nin sonuna gelindi.

Bu yazıyı yazdığım şu saatlerde henüz karar açıklanmadı ama sizin okuyacağınız saate kadar büyük bir olasılıkla her şey belli olacak...

Bu 362 askere yöneltilen suçlamayı biliyorsunuz:

Hükümeti yıkmak için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içinde bir terör örgütü oluşturmak...


Çıkan karar ne olursa olsun; bu dava, aynı zamanda “yargılama usul ve esaslarına aykırılık” iddiasıyla da tarihe geçecek...

Sanıklardan Oramiral Özden Örnek mahkemenin usul hatalarını ve hukuka aykırı olduğunu düşündüğü uygulamaları saymış ve tam bin 927 çelişkiye, usul hatasına ve hukuka aykırılığa ulaşmış...

Ben sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “adil yargılanma hakkı”nı düzenleyen altıncı maddesine uymayan on usulsüzlüğün altını çizmek istiyorum:


1) Tutuklama kararları, hiçbir objektif hukuki gerekçeye dayanılmaksızın verildi. Tutuklu sanıklarla tutuksuz sanıklar hakkındaki tüm iddialar ve deliller neredeyse aynıyken, haklarında farklı karar verilmiş olması“keyfilik” kuşkusunu güçlendirdi.

2) Nöbetçi hâkimler tarafından serbest bırakılan bazı subaylar, itiraz üzerine tutuklandı... Sonra yeniden serbest bırakıldı. Ardından aleyhlerinde hiçbir yeni delil elde edilmediği halde haklarında yeniden tutuklama kararı çıktı. Tutuklular hakkında tahliye kararı veren hâkimler görevlerinden alındı. Mahkeme Başkanı tahliye yönünde oy kullandığı için baskı altına alındığını, ara kararlara yazdı. Sonuçta da emekli edildi.

3) Yargılama tüm evrensel yargılama ilkelerinin aksine, bir cezaevi kampüsünün içine kurulan duruşma salonunda yapıldı. Bu, sanıklar ile avukatları ve sanık yakınları üzerinde ciddi bir psikolojik direnç bozukluğu yarattı.

4) Yargılamanın yapıldığı Silivri Cezaevi’nin İstanbul’a 100 kilometre mesafede olması, başta tutuksuz sanıklar, sanık avukatları ve aileleri olmak üzere duruşmaları izlemek isteyenlerin bu isteklerini yerine getirmelerini zorlaştırdı. Her duruşma günü Silivri’ye giden tutuksuz sanıklar, sanık yakınları ve avukatlar, büyük bir maddi külfeti üstlenmek zorunda bırakıldı.

5) Mahkeme, avukatlar tarafından sunulan ve sanıkların masumiyetini ortaya koyan birçok yerli ve yabancı bilirkişi raporunu dikkate almadığı gibi araştırılması için karar da almadı.

6) Bütün sanıkların ısrarla talep etmelerine rağmen, iddianamede sözde darbeyi önleyen kişiler olarak gösterilen Aytaç Yalman’ın ve Hilmi Özkök’ün ifadelerine başvurulmadı.

7) Mahkeme yaklaşık 150 sanık avukatı hakkında farklı gerekçelerle suç duyurusunda bulundu; savunmanın baskı altına alındığı gibi bir tablonun ortaya çıkmasına yol açıldı.

8) Yargılamalar sırasında, duruşma salonunun tavanından sarkıtılan mikrofonlar aracılığıyla, sanıkların avukatları ile yaptıkları konuşmalar kayıt altına alındı. Mahremiyet ilkesi ihlal edildi.

9) Savcının esasa ilişkin mütalaasının; henüz sanıklardan Ergin Saygun’un sorgusu tamamlanmadan hazırlandığı ortaya çıktı.

10) Savcılık makamı tarafından isnat edilen suçlamalara dayanak teşkil eden dokümanların manipülatif bir niteliğe sahip olduğunu gösteren ‘müzekkere cevapları’, altı klasör halinde adli emanete kaldırıldı ve savunmadan gizlendi.


Sizin büyük bir olasılıkla şu anda öğrenmiş olduğunuz kararların sanıkların lehinde ya da aleyhinde olması hiç önemli değil...

Balyoz davası; yapılan yeni düzenlemeyle “hukuksuzluğu” zaten kabul edilen “özel yetkili bir mahkeme”de yapıldı ve yukarıda sadece bir bölümünü anlattığım usulsüzlüklere imza atıldı.

Şimdi önümüzde en az 3-4 yıllık bir Yargıtay süreci var...

Oradan çıkacak karara göre belki bu yargılama sil baştan yeniden yapılacak... En az 2-3 yıl da böyle geçecek...

Sonra tekrar Yargıtay süreci; o da 2-3 yıl daha demek!

Yani bugün verilen kararların kesinleşmesi için 7 ile 10 yıl arasında bir süre geçecek...


Sonuçta yukarıda anlattığım usulsüz yargılamayla dün hüküm giyen sanıklar, en az bu kadar süre daha “zan” altında kalacak...

Ve gerçek adalet, en erken 7 yıl sonra yerini bulacak!

Belki bu sanıkların birçoğu o zaman hayatta bile olmayacak, belki de aklandıklarını bile göremeyecek...


Yazık... Gerçekten yazık!


BUGÜN-YARIN!

Yukarıda da belirtim, bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde henüz mahkeme kararı netleşmemişti. Ama çıkacak kararlar üç aşağı beş yukarı belli...

Çoğu muvazzaf subay olan sanıkların önemli bir bölümü birkaç yıllık hapis cezasına çarptırılacak ama cezaevinde yattıkları süre, cezalarını karşılamaya yeteceği için tahliye edilecek...

Sonra ne olacak biliyor musunuz?

Düne kadar “terör örgütü üyesi” olmakla yargılanan ve belki de “terörist” olduklarına karar verilen bu sanıkların önemli bir bölümü pazartesi günü kışlalarına gidip “terörle mücadeleye” devam edecek!

Tam bir “kara mizah” örneği...

Haberin Tamamı İçin:

Davalarla Bitecek mi?| Okay Gönensin| Vatan

E-Posta: ogonensin@gazetevatan.com

Siyasi tarihimizin en önemli siyasi davalarından biri sonuçlandı. Bu yazı yazılırken karar açıklanmamıştı. Kararın ayrıntıları, ‘Balyoz’ adı verilen bu davanın ve aynı konudaki diğer davaların önemini değiştirmeyecek.

Bu davalar tamamlandığında, yaygın kanıya göre “siyasete askeri müdahale” dönemi sona ermiş olacak.

Yani bu ülkede bir daha askeri müdahale yahut 12 Mart veya 28 Şubat ya da 27 Nisan tarzı etkileme girişim ve eylemleri yaşanmayacak.

Bu davalar boyunca, yargılanan asker kişiler “siyasi” kanaat belirtmediler, ama çeşitli şekillerdeki icraatlarını “vatan tehlikeye düştüğünde” kendilerine düşen görevin yerine getirilmesi ve bu ihtimale göre “hazır olunması” olarak gördüklerini muhtelif vesilelerle belirttiler.


Söz konusu görev tanımı, yüz yıldan fazla bir süreye yayılan, bir imparatorluğun yok olması ve bir ulus devletin ortaya çıkması sürecinde oluşmuş bir “görev tanımı”dır.

Ergenekon davalarını sonuçlanmasıyla bu “görev tanımı”nın ortadan kalkmış olacağına ilişkin, bize göre iyimser bir kanaat doğmuş olabilir.

Anlaşıldığı kadarıyla, davaların açılabilmesini sağlayan siyasi iradede böyle bir kanaat mevcut. Bu tür icraatların suç olduğu hukuken kesinleşmiş olacak ve kimse bir daha böyle icraatlara yönelmeyecek...

Şu anda, adına ne denilirse denilsin; terörle mücadele ya da “düşük yoğunluklu savaş” denilsin, tanımında “savaş” kelimesi bulunan bir durum yaşıyoruz.

Siyaset ülkeyi bu “durum”dan çıkaramıyor. En önemli görevini yapamıyor.

Bunun nedenlerini, siyasi açıklamalarını çeşitli şekillerde yapmak mümkündür.

Ama bir “durum” var. Ve bu “durum”dan çıkabilmek için siyasi yollar zorlanmıyor, “askeri” dille konuşuluyor.

“Durum” daha da kötüye gittikçe bazı kişilerin yine yasalarda yer almayan bir “görev tanımı” ile düşünmeye ve davranmaya başlamayacaklarının güvencesi ise Ergenekon davalarında alınmış kararlar olmayacaktır.

Haberin Tamamı İçin:

Mahkeme!..| Bekir Coşkun

Davanın adı:

Balyoz zaten...

*

Mahkeme:

TBMM iki ay önce kapattı...

Dün o mahkeme karar verdi size...

*

Salon:

Cezaevinin içi...

Yer bulamadılar...

Baktılar memlekette tarla kalmamış, hapishanenin içine koydular... Hapisten kaçsan mahkemedesin, mahkemeden kaçsan hapistesin...

*

Yargıçlar:

Duruşma başlamadan bir gün önce hâkim değiştirildi...

Yetmedi; arada tahliye kararı veren hâkimleri görevden aldılar...

Mahkeme başkanı, tahliye yönünde oy kullandığı için baskı altına alındığını oturup karara yazdı, baktılar ki yorulmuş, emekli ettiler...

*

Sanıklar:

Bir ordu...

Orgeneraller, tümgeneraller, tuğgeneraller, ordu komutanları, kuvvet komutanları, albaylar, yarbaylar, çok sayıda subay...

Bir tek o zamanki komutanları yok...

Hilmi Özkök Paşa “Kasaptaki ete soğan doğramam” diyerek, fırında güveç tarifinden hareketle yırttı...

Mahkemeye çağırıp sormadılar bile:

“Senin bu ordunun hepsi mi vatan hainiydi?..”

O da zaten yanıtlardı:

“Olmayan lokmaya ağzımı açmam...”

*

Hukuk mantığı:

Fazlasıyla vardı...

Onun için mahkeme çağırınca, yurtdışından ilk uçağa atlayıp 34 saat yol gelen subayı görür görmez “Yurtdışına kaçar” diye anında tutukladılar...

O yiğit asker, yurtdışından karısına telefon açmıştı:

“Az daha uçağı kaçıracaktım...”

*

Deliller:

Nedense devletin polisi, istihbaratı getirmedi... Bir gazeteci bavul içinde getirdi, baktılar ki delilmiş...

İçinde yok yok...

Diyelim ki 2003 yılında yazılmış belgede, 2007 yılında adı değiştirilmiş sokağın yeni adı var... 2003 yılında adı geçen şirket ise beş sene sonra kurulmuş...

*

Ve karar:

2007’de verilmişti...

Dün okundu...

Haberin Tamamı İçin:

Curcuna!..| Cüneyt Arcayürek| Cumhuriyet

Dünyada örnekleri var mıdır bilmiyorum, ama Türkiye’de bir ilk yaşanıyor.

Muvazzaf-emekli 365 sanıklı Balyoz davasında sanık komutanlar, mahkeme heyetini oluşturan yargıçların yüzüne,

tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitiren mahkemeden beraat kararları beklemediklerini söylediler.

Yargılamayı etkileyecek tanıkların dinlenmesini reddeden, yerli yabancı ilgili kurumlardan savcılığın sunduğu belgelerin gerçekler tahrif edilerek yeniden düzenlendiğini kanıtlayan bilirkişi raporlarını dikkate almayan Balyoz yargıçları adlarını…

…kısa, özlü son sözlerle tarihe tarafsızlığını ve de bağımsızlığını yitiren yargıçlar olarak yazılmasını sağladılar.

Dava yargıçlarının aylarca hukuka yan çizen, sanıklar aleyhine tutum ve davranışlarını izledikten sonra, dün açıklamaları beklenen kararların neler olacağını merak etmenin olanağı da kalmamıştı.


Herhalde Balyoz yargıçları:

“Bugün saygı ve rahmetle anılanların (Menderes ve arkadaşları) dünün (Yassıada’daki) düzmece davaların sanık ve mahkûmları olduğunu” anımsatan emekli Org. Çetin Doğan’ın “Vereceğiniz karar hakkınızda hayırlı olsun” cümlesini…

…emekli Org. Ergin Saygun’un davanın sonucunu etkileyecek pek çok tanığın dinlenmediğini, dinlenmemiş bilirkişilerin de mevcut olduğunu içeren, “Kuvvet şu anda sizdedir, ancak hak bizimledir” diyen tarihsel saptamasını…

…pek çoğunun söylenecek söz kalmadığını içeren, hatta Astsubay Bülent Akalın’ın kararı, “Hayırlara vesile olur” diye alaya alan son sözlerini yargıçlık mesleğinin onurlu bir aşaması olarak -herhalde- çocuklarına, torunlarına vasiyet edecek değillerdir.


Ülke hukuksal, siyasal ve toplumsal bir curcuna dönemi yaşıyor.

Son örneklerden biri, Balyoz davası!

Ergenekon davasında tanıklık eden eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, silah arkadaşlarına yönelik savcılık suçlamalarını destekledi. Org. Çetin Doğan’ın yönettiği “seminerde icra edilen senaryonun amacını aştığını” söyledi.

Mahkeme, Org. Çetin Doğan’ın Org. Özkök’ün Balyoz mahkemesinde de tanık olarak sorgulanması talebini reddettiği gibi, eski Genelkurmay Başkanı’nın suçladığı konularda Org. Doğan hakkında, bizzat neden soruşturma açmadığının sorgulanmasını da engelledi.

İnsancıl, yaşamsal hatta hukuksal derslere vesile oldu Balyoz davası: Hilmi Özkök de adını tarihe; bir mahkemede asker arkadaşlarını suçlayan, ama öteki mahkemede, suçladığı Org. Doğan’ın tanıklık çağrılarına karşın duruşmalara gelmeye gönüllü olmayan Genelkurmay Başkanı olarak yazdırdı.


İşte toplumsal curcunaya örnek: Aylarca babasının, kocasının zehirlenerek öldürüldüğü iddialarıyla toplumu sarsan Özal ailesi; savcılığın zehirlenme olayını kanıtlamanın tek yolu Özal’ın cesedinden alınacak saç ve benzeri örneklerle saptanmasına karşı çıkıyor.

Zehirlenme iddialarının baş aktörü oğlu Ahmet ile Semra Özal, hem kocasının sakladığı bir tutam saçını laboratuvar analizleri için vermiyor hem de açılacak mezardan alınacak son saç örnekleriyle Özal’ın zehirlenip zehirlenmediğinin saptanmasına karşı çıkıyor.

Ailenin bu tezatlı tutumu; rahmetlinin eşi ve oğlunun gerçek peşinde olmadığını, eceliyle ölen değil, öldürülen bir cumhurbaşkanı ailesi olarak gündemde kalmak istediklerini gösteriyor.


Siyasal olaylara gelince: RTE’nin akıl ve mantık almaz kavgacı, saldırgan üslubu ve davranışlarının yanı sıra ana muhalefet, şimdi de Oslo belgeleri nedeniyle gündemde.

Genel başkanının silah bırakması koşuluyla PKK ile Oslo’da yapılan görüşmeleri onaylamasına Grup Başkanvekili Emine Tarhan karşı çıkıyor.

Kimi üyeler de konunun MYK’de görüşülmeden kamuoyuna açıklanmasını eleştiriyor.

Kılıçdaroğlu’nun liderlik notuna bir eksi daha yazan gelişmeler. Gün geçmiyor CHP’yi destekleyen, öven değil eleştiren yorumlar içeren köşe yazıları yayımlanıyor. Son örnekler: Dün Hürriyet’te İsmet Berkan’ın, “CHP Kürt sorunu konusunda ne diyor bilen var mı?” başlıklı sorgulayan yazı ile Mehmet Yılmaz’ın aynı konuyu işleyen yazısı…

Haberin Tamamı İçin:

Ali Bayramoğlu - Balyoz gibi kararlar? - Yeni Şafak

Balyoz davasında karar açıklandı.

Hüküm tarihi oldu.

Darbeye teşebbüs suçundan, dün, Çetin Doğan, İbrahim Fırtına, Özden Örnek 20'şer yıl, aralarında Ergin Saygun, Bilgin Balanlı, Engin Alan'ın aralarında olduğu 78 kişi 18 yıl, 214 kişi 16 yıl hapse mahkum edildi.

Bu hüküm, Türkiye'deki sivil ve siyasi gücün, askeri güce, askeri vesayet geleneğine ağır bir darbe indirmesini ifade etmiştir.

Şüphe yok, Balyoz Türk siyasi tarihinin en önemli davalarından birisidir.

'Askeri cumhuriyet'in birbirini takip eden 'vesayet, müdahale, darbe' silsilelerinden kurtulmayı, en azından kurtulma arayışını ifade eden ilk önemli hukuki süreçtir.

Bu çerçevede Türkiye ilk kez açık biçimde bir 'darbe teşebbüsü'nü yargılandı.

Ve bu yargılama süreci, darbe girişimine soyunanlara yönelik hukuki yaptırımı tekiklemekle yetinmedi.

Aynı zamanda ordunun ve askeri eylemin sınırlarını keskin yaptırım cihazlarıyla belirleyen ve denetime açan bir siyasi gelişmeye de işaret etti.

Açık:

Türkiye'nin son 10 yılda yaşadığı en önemli dönüşüm devlet aygıtının askeri etkiden arındırılması ve sivilleşme ise, Balyoz davası bu dönüşümün taşıyıcılarından olmuştur.

Ortada değil mi?

Balyoz davasında 365 sanık bulunuyor.

Bunlardan 24'ü, (1 orgenenal, 3 korgeneral-amiral düzeyinde olmak üzere) muvazzaf general. Emekli askerler arasında 6 orgeneral-amiral rütbesinde asker var.

Vatan gazetesinden İlker Akgüngör'ün bir haberinin verilerini hatırlatalım.

'Şu anda tutuklu ve tutuksuz tam 400 asker Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanıyor. Davalarda yargılaması devam eden askerlerin 72'si general ve amiral, 271'i subay, 54'ü ise astsubay rütbesiyle görev yapan personelden oluşuyor (...) Ergenekon, Balyoz ve 28 Şubat Soruşturması'ndan 125 albay tutuklandı. 87'si ise ordunun geleceğindeki komuta kademesini oluşturması beklenen kurmaylar.'

Balyoz davasının ana rengini oluşturduğu bu tablo ordu yapısının dönüşümü, bir ordu anlayışının ve onun temsilcilerinin hukuki yollarla tasfiyesini resmetmektedir.

Tekrar vurgulamakta fayda var:

Askerin korunaklı konumuna son veren Balyoz kararları bir dönemin sona ermesinin, en azından başlangıç noktası olarak kabul edilebilir.

İşin özü budur?

Ancak hiç bir iş sadece 'öz'den ibaret değildir.

Kabul etmek gerekir ki, Balyoz davasının önemi de siyasi dönüşüm ve sivilleşmeyle sınırı değildir.

Balyoz aynı zamanda yeni oluşan siyasi dengelerin, dilin ve reflekslerin etkilediği, bu çerçevede hukuk ihlallerinin dile getirildiği, bu yönleriyle de çarpıcı ve önemli nitelik kazanmış bir davadır.

Başka bir ifadeyle Balyoz davası, 'hukuk eliyle sivilleşme süreci' kadar, hukuku aşan, siyasete açık hale getiren, ?keyfi tasfiye, keyfi güç devşirme, iktidar alanı denetleme iddiaları?nı da hep gündemde tutmuştur.

Nitekim bu dava, sahte delil iddialarının en yoğun olduğu davalardan birisi olmuştur. Tutmayan tarihler, tutmayan tayinler, dinlenmeyen tanıklar, dikkate alınmayan bilirkişi raporları, malum seminere katılmadıkları halde yargılanan isimler, iddialar arasındadır.

Tüm bu unsurlar bana göre son derece 'önemli, doğru, haklı ve esas açısıdan meşru olan bu dava'yı zaman içinde 'tartışılır' hale getirmiştir.

Bu dava simgesel olarak bir dönemi bitirerken, yeni bir dönemin açılmasına işaret etmektedir. Eski dönem nasıl temizlenmeyi gerektiriyorsa, yeni dönem de hukuki ve temiz olmayı icap ettirir.

Evet, hüküm Türk demokrasi tarihinde yerini alacaktır.

Ancak bu yerin pekişmesi ve derinleşmesinin koşulu, eğer varsa hukuk ihlallerinden arınmaktır.

Eğer varsa hukuk ihlallerini tartışmak ne darbecileri aklar, ne de darbenin varlığı bu ihlalleri meşrulaştırır.

Haberin Tamamı İçin:

Gücün adalete yenildiği gün - Mehmet Kamış - Zaman

Mahkemeye götürülürken "Bu balyoz birilerinin başına inecek, o zaman görecekler." demişti. Bavul bavul belgelere rağmen, 'vatana şu kadar hizmet ettik' türü hamaset edebiyatıyla davayı siyasi gösterme çabalarını kamuoyu bugüne kadar hayretle izledi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın 'seminerin dışına çıktılar' ve 'emrim dışında toplanıyorlardı' şeklindeki ifadeleri de sanıkları bu hamasetten vazgeçiremedi.

Hayatındaki her şeyi güç üzerine dizayn etmiş bu insanların mahkemeye söyledikleri son sözlerde hâlâ yargılanmanın şokunu yaşadıklarını görmek mümkün. Çetin Doğan, mahkeme heyetine, "Daha önce size bu haksız ve hukuksuz davayı inatla sürdürmekte cüret ve cesareti nereden alıyorsunuz?" diye sormuştum, derken aslında bu psikolojiyi ele veriyor.

Cüret ve cesaret! Gerçekten kriminal bir olayı yargılayan bir mahkeme cüret ve cesareti nereden alırdı ki? Gücün verdiği cesaretle işlenen suçları, güç ile örtbas edileceği düşünülen işleri bir gün gelip hukukun pençesi altına almak kimin haddineydi? Kim 12 Eylül darbesini sorgulayabilir, kim 28 Şubat'ı kritiğe tutabilirdi ki? İki dudağı arasında yüz binlerce askeri hareket ettirebilme kudreti olan generallerin yaptıklarının hesabı bir gün gelir sorulabilir miydi?

Biliyorduk ki, güç ile hukukun kadimden gelen bir kavgası vardı ve tarihte gücün hakim olduğu zamanlarda çoğunlukla zulüm, hukukun hakim olduğu zamanlarda da adaleti görmüştü insanlık... Bu ülke de, on yıllarca güç ile yönetilmiş, tartışılamayan, yargılanamayan, sorgulanamayan yüksek bürokrasinin istekleri doğrultusunda hareket etmişti. Yargılamalarda, hep suç değil suçu işleyenlerin kimlikleri tartışma konusu olmuştu.

Balyoz davası kararlarının bir başlangıç olmasını ümit ediyoruz. Bu karar, hukukun dışına çıkanlara bir gün gelip hesap sorulacağını göstermesi bakımından bir milat olmalıdır. Suçu, hele de bilerek ve kasten yapılan suçu, kim işliyorsa işlesin yargılama cesareti gösteren bir ülkenin önünde kim durabilir?

On yıl önce apoletlerin verdiği güçle devlet imkânlarını kullanarak, milletin seçtiği hükümeti devirmeye yönelik hareket edenler bir gün gelip yargılanır. Adaletin demir pençesi, 'ülke olağanüstü şartlara hazırlansın' diye kargaşa çıkaranların, adam öldürenlerin, bombalama yapanların yakasına yapışır ve adaletle yüz yüze getirir.

Balyoz davasından sonra hiç kimse hukukun kendisine vermediği güçleri, yetkileri kullanmayacak, gücüne güvenerek hiçbir hukuk dışı eylemin içinde olmayacak. Herkes bir gün gerçeklerin ortaya çıkabileceğini ve adaletin demir pençesinin yakasına yapışabileceğini düşünecek. Kimsenin yaptığı kasti faul yanına kâr kalmayacak.

Haberin Tamamı İçin:

Avukatsız karar adil mi? - Bülent Korucu - Zaman

Aylarca bir uzlaşma sağlanabilir ve avukatlar duruşmalara döner diye mahkeme iyi niyetle bekledi. Ama nafile avukatlar görevlerinin başına dönmedi. Baro, onların yerine avukat gönderme talebini mahkemeyi tahkir edici şekilde reddetti. Uzun yargılamalardan şikayet edilen bir ortamda sanıkların mahkemeyi kilitlemesine izin verilemezdi. Müdafi mecburiyeti, Ceza Muhakemesi Kanunu 188. madde ile sanıklara tanınan bir hak; ama her hak gibi hukukla sınırlı. Hakkın kötüye kullanımına hiç bir yerde izin verilmez. Zaten Yargıtay da benzer bir durumda, "Hukuk kötü niyeti korumaz, yargılama avukatsız da yapılabilir." kararı vermişti.

Başka bir örnekle şöyle anlatabiliriz: cinayetten suçüstü yakalanan bir sanık, mesela Cem Garipoğlu, bu usulü kullanarak alacağı cezanın beşte birini yatarak yırtabilir. Garipoğlu, 18 yaşından küçük olduğundan 24 yıl aldı. Normal şartlarda ağırlaştırılmış müebbet verilirdi. Avukatını çekse, örgüt suçu da olmadığı için 5 yıl tutuklu yargılanır sonra hüküm giymeden tahliye olurdu. Sabıkası temiz, herhangi bir hak mahrumiyeti almadan yaşar giderdi. Böyle bir hukuk mağara devrinde bile olmaz.

Balyoz avukatları eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman'ın tanık olarak dinlenmemesini savunma hakkının ihlali olarak öne sürüyor. Halbuki dönemin KKK Kurmay Başkanı İlker Başbuğ ve Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Büyükanıt tanık olarak dinlendi. Tartışma konusu plan seminerini denetleyen ve raporlara vakıf olan da bu isimlerdi. O tanıklıktan umduklarını bulamadılar. CD'lerle ilgili TÜBİTAK raporlarını görmezden geliyorlar. Ve asıl delil niteliğindeki ses kaydı ve tanık ifadelerini reddedemediklerinden yok sayıp, darbeyle doğrudan ilgisi olmayan adres karışıklıklarını gündemde tutmaya çalışıyorlar. Gölcük Donanma Komutanlığı'nda belgelerin asılları ve bilgisayar hard diskleri ele geçirildikten sonra CD'ler hakkındaki tezleri de çürüdü.

Haberin Tamamı İçin:

Dünyada ‘komplo’ bizde ‘darbe’ - Fehmi Koru - Star

Bu işler hep böyledir: Bir yerde başlar, ama orada durmaz... ABD’de birkaç haddini bilmezin adının geçtiği uğursuz film olayı da orada kalmadı; Fransa’da alesta bekleyen bir dergi hiç vakit kaybetmeden elindeki karikatürlerden özel bir sayı hazırlayarak gemiye atladı. Almanya da sırada...

Sonra da birileri “Bu bir komplo” dediğinde itiraz edenler çıkıyor. Eğer gerçekten bu tür olaylar kendiliğinden meydana geliyorsa, bir yanlışlık nasıl oluyor da bu kadar müşteri bulabiliyor?

Aslında benzer bir durum dün kararın açıklandığı ‘darbe’ konulu dava için de söz konusuydu. Dört fiili, bir de ‘e-muhtıra’ denilen türden askeri müdahalenin yaşandığı ülkemizde, Ak Parti’nin iktidar oluşundan bazı asker kişilerin hazmedemediğini Mısır’daki sağır sultan bile duymuştu. Duymayanlar için ise ‘darbe’ hazırlıkları içerisine girmiş bazı subayların tuttukları notlar vardı. Hadi onlar da yeterli görülmediyse, aralarında ses kayıtlarının da bulunduğu belgeler ‘kanıt’ olarak elden ele dolaşıyordu...

Başta bu hazırlığın yapıldığı ‘semineri’ bir müdahale provasına çevirmiş olan komutan olmak üzere, mahkemeye sevk edilmiş sanıkların bütünü, gözlerimizin içine baka baka farklı şeyler anlatmayı yeğlediler.

Her siyasi içerikli hukuki ihtilafta olabileceği gibi, Silivri’de de, yanlışlıkla ‘sanık’ hale gelmiş olanlar bulunabilir. İsimleri önceden hazırlanan listede yer aldığı halde toplantı günü başka görevlere gitmesi gerekenler... Emir-komuta zinciri içerisinde, askeri disiplin geleneklerini çiğneyemediğinden, yapılanlara karşı olduğu hatta itiraz ettiği halde yargılananlar bile vardır...

Ancak topyekün bir inkara sapmak, alenen yapmaktan çekinmedikleri hazırlıkları başka şekle sokmaya çalışmak... İnsan aklıyla alay etmek gibi bir şey bu...

Disiplin, gördük ki, mahkemede de devam etti.

Siyasi içerikli davalarda mahkeme heyetinin karara varması zordur. Ondan daha büyük zorluk da verilen kararların kabulünde yaşanır. Ülkeyi bizzat veya dolaylı yoldan yönetmenin kendilerinin hakkı olduğuna inanmış bir kadronun, ülke yönetimi yanlış ellere düştüğünde birilerinin “Daha ne duruyorsunuz?” diye kapılarına üşüştüğü komutan düzeyindeki askerlerin, tam da bunu yapmaya çalıştıkları için yargılanmayı kabulleri de hiç kolay değildir.

İşte bu yüzden, dava boyunca, herkes olmasa da içlerinden bazılarının, farklı bir tavır sergilemesini bekleyip durdum. İnkar yerine meydan okumayı, kendilerini yargı önüne çıkartmayla sonuçlanan süreç sırasında kapılarına gelen teşvikçileri sergileme tavrını...

Kimse böyle bir yola başvurmadı.

Haberin Tamamı İçin:

Konuşun bakalım Babıâli Balyozcuları!... - Hikmet Genç - Star

Kaçıncı oldu saymadım ama bu da bir milattır...

Bu ülke ilk defa darbecilerle yüzleşti.. Sivil mahkeme darbeci askerleri yargıladı ve karara bağladı...

Milletin tepesine ‘Balyoz’ indirmeyi planlıyorlardı.. Lakin o kaldırdıkları ‘Balyoz’un altında kendileri kaldı!...

Tabii ki davanın bir de Yargıtay aşaması var.. Ve belki ardından AİHM süreci...

Tahminim o ki, ne Yargıtay’dan ne de AİHM’den sanıklar lehine bir karar çıkmayacaktır...

Ama ne olursa olsun sonuçta bir sivil mahkeme elindeki onca delili, bilgi ve belgeyi değerlendirip bir ceza kesti... Ve bu karar önemliydi...

Bundan sonra neler olacağını bekleyip göreceğiz...

Gelelim Babıalî’nin Balyozcu zevatına...

Şimdi hatırlama ve hatırlatma zamanıdır...

Ulan iki yıldır yırtınıp durdunuz... Balyozcuların avukatlığını üstlenirken yapmadığınız hokkabazlık kalmadı...

Balyozcuları savunurken ilk argümanınız şuydu;

‘Devletin en üst kademelerinde görev yapmış “koskoca generaller, subaylar” nasıl olur da böyle bir suçla yargılanır?!..’

Bundan (koskoca generaller, subaylar argümanı) daha salakça bir savunma olur mu?..

Biz de defaatle aynı cevabı verdik;

‘Kardeşim bu ülkede darbeleri Ahmet Onbaşı ile Mehmet Çavuş yapmaz zaten!..’ dedik...

Bazen de ‘nasıl olur da darbe planlayabilirler’ diyerek salağa yattınız!... Sanki bu ülke hiç darbe görmemiş, TSK’nın sicilinde darbe, muhtıra yokmuş gibi yaptınız...

Balyozcuları, darbecileri vesayet rejiminin bekçisi olarak gördüğünüz için canhıraş mücadelenizi sürdürürken kendinizi kaybettiniz!..

Salağa yatmanız yetmiyormuş gibi bir de milleti salak yerine koymaya başladınız...

Ne dediniz?...

‘Ne yani, neticede darbe falan olmadı işte!..’

Bre Babıalî kaşalotları!..,

Balyozu indirselerdi, zaten bunları konuşuyor olmayacaktık, değil mi?.. Askerler demokrasiye tecavüz edip ayar verdikleri için, nurtopu gibi yeni bir anayasamız olacaktı!..

Kafaları karıştıran bir cd üzerinden yola çıkıp onca bilgi, belge, kayıt için uydurma dediniz...

İnternete düşen ve asla inkar edilmeyen darbe seminerine ait o ses kayıtlarına kulaklarınızı tıkadınız... Örnek’in darbe günlüklerine hikaye, ıslak imzalı eylem planına kağıt parçası dediniz...

Size ‘darbecilerin sempatizanı mısınız?’ diye sordum, bana dava açtınız!..

Şimdi durun bakalım!...

Uzun tutukluluk süreleri cezaya dönüşüyor teranesini okumayın bir daha...

Mahkeme ‘masum değiller’ dedi.. ‘Masumiyet karinesi’nden de dem vurmayın artık...

Ortada bir mahkeme kararı var...

Bu arada, davanın 1 numaralı sanığı Çetin Doğan’nın karardan önceki son sözünü (‘vereceğiniz karar hakkınızda hayırlı olsun!..) ve karardan sonraki ilk sözünü (Hakimler burada kendileri hakkında hüküm verdiler.) hatırlatırım size!...

Hakimler Balyoz sanıkları hakkında hüküm verirken aynı zamanda nasıl kendi haklarında da hüküm vermiş oluyorlar, orasını pek anlamadık!..

Ama sizin şu darbeci arkadaşlar şunu bilseler iyi olacak...

Artık bu ülkenin ‘Ayışığı’nda ‘Yakamoz’ları seyrederken ‘Sarıkızı’ ‘Eldiven’ ile sağma romantizmini hayal eden komutanlara tahammülü yok!!...

Haberin Tamamı İçin:

Balyoz'la darbeler tarihine son - Mahmut Övür - Sabah

Türkiye dün bir ilki yaşadı. 27 Mayıs 1960 darbesinden bu yana ilk kez bir darbe girişimi sivil mahkemede yargılandı ve ceza aldı.

İki gündür bu süreci nefessiz izledik. Mahkemenin karar vermesi biraz uzadı ama sonuç sivilleşme ve demokratikleşme açısından tarihi bir dönüm noktası. Tarihi diyorum çünkü Türkiye 1960'tan bu yana açık kapalı birçok darbe yaşadı. Gerçekleşsin veya gerçekleşmesin sivillerce hiçbirine karşı çıkılmadığı gibi dava da açılamadı.

Haberin Tamamı İçin:

Balyoz davası ve askeri vesayet - Nazlı Ilıcak - Sabah

Balyoz'da karar açıklandı. Daha her şey bitmedi. Konu, Yargıtay'da değerlendirilecek. Dava sürecinde olduğu gibi, karar da Türkiye'yi ikiye böldü.

Kimine göre, "Vatansever askerler düzmece belgelerle cezaevine gönderildi ve sonuçta mahkûm edildi." Kimine göre ise, "Darbeye teşebbüs edenler yargılandı ve cezalarını aldı."

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım bile, kendini savunmak için Gülen Cemaati'nin tertibi iddiasına sığındığına göre, Balyozcuların bu gerekçeyi kullanmalarına şaşmamak lâzım. Zira belgeler düzmeceyse, "Kim yaptı?" sorusunu cevaplandırmak gerekir.

11 ve 17 nolu CD'lerde, hem 1. Ordu'daki Plan Semineri görüntüleri ve konuşmaları var, hem de Balyoz adı altında yer alan Oraj, Suga, Sakal, Çarşaf gibi eylem planları. Bu CD'lerdeki bilgilerin aynısı, daha sonra Gölcük'te İstihbarata Karşı Koyma Birimi'nin parkesinin altında saklanan 5 nolu Hard Disk'te çıktı. Ama "CD'ler düzmece" diyenler ve bunu Gülen Cemaati'ne atfedenler yılmadı. Hard Disk'e de bu kayıtların onlar tarafından düşürüldüğü belirtildi.

Haberin Tamamı İçin:

Darbecilikle ilk hesaplaşma... - Oral Çalışlar - Radikal

Bu yazıya başladığımda, Balyoz davası kararı yeni açıklanmıştı. Yargılanan emekli generallerin karardan önceki son sözleri, mahkeme ile sanıklar arasındaki ilişkiyi anlatacak değerde.

Emekli Orgeneral Bilgin Balanlı’nın sözleri yargılanan askerlerin ortak ruh halini yansıtıyor: “Burada verilecek hüküm bizlere değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin manevi şahsiyetine verilmiş olacaktır. Bizler bir siyasi hesaplaşmanın mağdurlarıyız. Bugüne kadar yaşananlar, bu mahkemeden adaletin çıkmayacağını gösteriyor...”

Tabii, Kafes davası ve Ergenekon davası da bu “davalar zinciri”nin bir parçası…

Askerler kendilerini “bir siyasi hesaplaşmanın mağdurları...” olarak tanımlıyorlar.

Birkaç sene öncesine gidip, Genelkurmay başkanlarının, kuvvet komutanlarının değişik vesilelerle yaptıkları konuşmaları yeniden incelersek, bunların demokratik bir rejimde yeri olmadığı gerçeği tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpacaktır. Siyasetin tam orta yerinde bulunmayı normal olarak görmek, “gündelik siyasete her an müdahale etme”yi temel bir görev gibi değerlendirmek, bu konuşmaların hepsinin ana mantığını oluşturur.

27 Mayıs 1960 darbesiyle şekillenen bu “siyaset yapma”, “iktidara ortak olma” duygusu, sonra gelen iki askeri darbenin ve çeşitli yöntemlerle hayatımıza giren askeri müdahalelerin başlangıcıdır. Zamanla, askerler, siyasetçiler ve toplumun geniş kesimleri, bu durumu içselleştirmeye yatkın bir ruh haline girdiler. “Asker siyasetle uğraşır, bu onun önemli işlerinden birisidir” anlayışı, son 50 yıla damgasını vurdu.

Asker iktidara kimin gelip kimin gelmeyeceğini belirleme yetkisini de kendisinde görmeye başladı. Dünya konjonktürü de uygundu: ABD, Sovyetler Birliği tehdidi nedeniyle askeri darbelere uzun yıllar destek oldu, göz yumdu, yeşil ışık yaktı… Ama giderek dünya değişti, ekonomiler büyüdü, yeni dengeler oluştu. Türkiye’de ilk kez, “şeriatçı” olarak tanımlanan siyasetçiler seçim kazandılar. Asker, iktidarını onlarla paylaşmaya bile tahammül edemedi.

TSK’nın bir dönem, iki dönem öncesi komutanları da dahil, onlarca general tutuklu. Bu davalar, bu ruh hali, darbeciliğin siyaset karşısındaki yenilgisinin işaretidir. “Yargılananlar suçlu mudur, değil midir” konusu ise ayrı bir tartışma başlığı. Ancak denklemdeki değişimin özü şu: “Hesap sorma yetkisini” kendisinde gören askerler, yargı karşısında hesap verir noktaya geldiler.

Türkiye militarizmle hesaplaştı mı?

Darbecilerin siyaset karşısında yenik düşmeleri, tarihsel bir kırılmadır. Tabii, üç askeri darbeyle kurumsallaşmış, adeta devletin işletim sistemine dönüşmüş bir militer yapıdan söz ediyoruz. Evet, AK Parti döneminde, bazı reformlar yapıldı. Ama “Militarizmin silinmesini sağlayabilecek bir yeniden yapılanma gerçekleştirildi mi?” sorusuna cevap vermek zor. Genelkurmay Başkanlığı, Savunma Bakanlığı’na bağlandı mı? TSK’nın harcamaları TBMM’nin denetimine alındı mı? Uludere’de masum vatandaşların üzerine bomba yağdırıp, katliama neden olan askerlerden hesap soracak bir yargı reformu yapıldı mı? Askeri Yargı, Yüksek Askeri Yargı kaldırıldı mı?

Siyasi iktidar, askerin kendisine bağlı olarak hareket etmesiyle sınırlı bir “sivilleşme”yi yeterli görüyor. En azından şu noktada, köklü veya hızlı kurumsal değişiklikler tercih edilmiyor.

Örneğin, Menderes’in başbakan olduğu dönemde de Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları siyasetin emrindeydi. Başbakan onları görevden alabiliyordu...Ama, darbeci subaylar faaliyetlerini sürdürüyorlardı.

Bugün farklı bir konjonktürdeyiz, ancak darbeciliği tam anlamıyla sindirebilecek bir sistem oluşmadı. Belki “rol sınırları” değişse de, temel düşünce şekli değişmedi. Bir tedavi gerçekleştirildiyse de, organizma aynı organizma ve hâlâ aynı ruhsal bağımlılıklara sahip.

Haberin Tamamı İçin:

Hukuk yönetime el koydu! - Mehmet Barasu - Taraf

Demokrasi ve hukuk tarihimiz açısından bir dönüm noktasıydı dün yaşananlar. 2003 yılında seminer adı altında yapılan darbe toplantısı, 2010’un ocak ayında ilk kez kamuoyuna yansıdı. Soruşturma ve sonrasında açılan dava... İhtilal ve ihtilale teşebbüs mahkeme konusu oldu. Ve işte o davada hâkimler son sözünü dün söyledi. Ve bir darbe planı ilk kez hukuki bir karara bağlandı. Bu bir hukuk devrimiydi.

Mahkemenin açıkladığı kararla birlikte ne söyleyeceği en fazla merak edilen kişi olduğumun farkındayım. Daha önce bir yazımda da belirttiğim gibi “Balyoz darbe planını ortaya çıkaran gazeteci olarak, yargılamanın devam ettiği süreçte sessiz kalmayı tercih ettim. Çünkü olayı ortaya çıkaran gazeteciydim ve davanın bir tarafı gibi görünmek istemiyordum. Yaptığım, 2003 yılında yapılan bir darbe planını, tüm belgeleriyle haberleştirmek ve kamuoyuna yansıtmaktan ibaretti. Davanın bir tarafı değildim.”

En az yargılananlar kadar kararın ne olacağını ben de günlerdir merakla bekliyordum. Ve dün açıklanan kararla eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanlarından emekli Orgeneral Çetin Doğan ve Ergin Saygun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Darbeye eksik teşebbüs gerekçesiyle ceza 20 yıl hapis cezasına indirildi. Üç isme verilen cezanın gerekçesi “Türkiye Cumhuriyeti İcra vekili heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüstü.”

Davanın diğer sanıklarına ise 15 ila 18 yıl arasında değişen hapis cezası verildi. 34 sanık için ise beraat kararı çıktı.

İnsanların hapse girmesinden mutlu değilim. Ancak hayatın ve hukukun bir kuralı var. Herkes yaptığının sorumluluğunu üstlenmeli. Hukuk da bunun için var. Ve suç cezasız kalmamalı, kalmıyor da.

Mahkeme heyetinin bir ifadesi dikkatimi çekti. “Eksik teşebbüs.” Oturup bir an düşündüm. Ya eksik teşebbüs olmasaydı. 2003 yılında darbe gerçekleşseydi. Sadece İstanbul’da statlarda toplanıp sorguları yapıldıktan sonra hapse konulacak 200 binin üzerinde insan.

Onların milyonları bulan aileleri. Milyonlarca gözaltı. İşkence. Hapis. Ve yeni bir 12 Eylül. Bugün acaba nasıl bir Türkiye olurdu?

Dediğim gibi bir insanın hapse girmesi acı. Ağırlaştırılmış müebbet cezası alması ise daha acı. Bence bundan daha acı olanı tam teşebbüsün gerçekleşme olasılığı.

Bu karar Türkiye’de devrim niteliğinde olacak. Artık darbe planlamanın çok da rahat yapılacağını düşünmüyorum.

Bu karara rağmen darbe riski var mı?

Halen olduğu kanaatindeyim. Anayasa, yasalar, askerî kanunlar ortadayken. Orta yerde duruyorken. Henüz yeni bir anayasa yapamamışken.

Dün mahkemenin verdiği karar elbette ki çok tartışılacak. En ince ayrıntısına kadar. Umarım adalet terazisi şaşmamıştır. Ve bir insanın bile hakkı, hukuk adına gasp edilmemiştir.

Haberin Tamamı İçin:

Balyoz ve sistem - Ahmet Altan - Taraf

Herhalde darbe girişimlerinin en “kibirlisi” Balyoz harekâtıydı.

Çok açık, çok pervasız yapmışlardı. Teybe kaydettikleri konuşmaları, İsrail gibi ezelim” önerileri, hakiki isimlerle düzenlenmiş fişlemeler, tutukluların toplanacağı yerler.

Saklamaya bile uğraşmamışlardı.

Emirlerin hiçbirine uymamışlardı.

Darbenin lideri, Genelkurmay Başkanı’na hakaret etmiş, daha sonra bunu açıklamıştı.

MİT Başkanı’nın “Birinci Ordu darbeye hazır” dediğini gazeteciler günlüklerine yazmıştı.

Her şey ortadaydı.

Asla yargılanabileceklerini düşünmemişlerdi.

Yargılandılar.

Çok ağır cezalara çarptırıldılar.

Eğer darbeyi gerçekleştirebilselerdi, listelerine yazdıkları isimlerden çoğu bugün hayatta olmayacaktı.

Darbecilerin aldıkları cezalar, bundan sonra darbeyi düşünecek olanları caydıracak bir örnek oluşturacaktır.

Mutlaka darbeyi aklından geçirenleri geriye püskürtecek “hukuki bir çerçeveyi” sağlamlaştırmak, darbenin düşünülemeyeceği “demokratik bir sistem” kurmak gerek.

Balyozcular cezalandırıldı ama biz “demokratik bir sistem” kuramadık.

Uludere’den bu yana çok kuşku verici olaylar yaşıyoruz.

Uğursuz bir hazırlık, en azından bir “niyet” kokusu var bütün yaşananlarda.

33 asker olayını hatırlatan Bingöl baskını daha yeni içimizi dağladı.

Facia, baştan aşağıya şüpheli sorularla dolu.

Bu tür kuşkuları geride bırakabilmek için hukuku ve demokrasiyi “evrensel düzeye” getirmeliyiz ama bunu bir türlü yapmıyoruz.

AKP iktidarı, bu çürümüş devletin sistemini değiştirmedi.

Çürümüş sistemin tepesine “kendisine bağlı adamlar” yerleştirmesinin yeterli olacağını düşündü.

Bu, olabilecek en tehlikeli, en korkunç yanılgı.

Genelkurmay başkanının sivil iktidara bağlı olması, bütün orduyu bir hukuk ve demokrasi içine yerleştirdiğiniz anlamına gelmez.

Menderes de aynı hataya düşmüştü.

Genelkurmay başkanıyla birlikte tutuklanıp götürüldü.

Balyoz’da verilen cezalar “darbe” hayali kuran birileri varsa onları epeyce ürkütecektir ama sadece buna güvenemeyiz.

Devleti “kimsenin ele geçiremeyeceği” sağlam bir yapı hâline getirmeliyiz.

12 Eylül’ün bu ülkeye bıraktığı kanlı mirası son zerresine kadar temizleyip atmadan hiç kimse güvende olamaz.

“Askerî darbenin baskıcı yapısını kendi iktidarım için kullanırım” kurnazlığı herkese pahalıya patlar.

Genelkurmay Başkanı “oruç tutuyor” ama ordunun sivil iktidarın tam bir denetimi altında olduğunu söylemek kolay değil.

Uludere, bu hükümetin üstünde kara bir leke olarak duruyor.

Kim gerçekleştirdi onu?

O kadar “koordine” bir “hatalar” zinciri nasıl gerçekleşti?

Beytüşşebap’ın tek köprüsü baskından önce nasıl boş bırakıldı?

Bingöl’de asker konvoyuyla ilgili istihbarat PKK’ya nasıl gitti?

PKK’lılar düz ovada nasıl pusu kurdular?

Apaçık arazide nasıl kayboldular?

Bunlar, bize geçmişi hatırlatan ürkütücü sorular.

Bu ülkede aklından darbeyi geçiren, “askerî vesayet” günlerini canlandırmayı hayal eden birileri varsa en çok isteyecekleri şey bu kanlı savaşın tırmanmasıdır.

İktidar, Genelkurmay Başkanı’nı koruyacağım diye orduyu kendi şemsiyesi altına aldı, medyası ordunun hatalarıyla ilgili tek satır yazmıyor ama bu koruma birçok uğursuz hazırlığı da rahatlıkla saklayabilecek bir zırh oluşturuyor.

Darbe ihtimalini bütünüyle ortadan kaldıracak olan, “demokrasinin” bütün ilkeleriyle ülkeye yerleşmesidir.

Bu olmadı.

Aksine demokrasiyle uyumlu olmayan işler yapılmaya başlandı.

Bizimki gibi ülkelerde “demokrasi dışı her adım” darbe hayalcilerine yarar, onların canlanacağı ortamı besler, darbeciler demokrasinin olmadığı oksijensiz ortamlarda palazlanır.

Ortadoğu’nun çok karıştığı, dünyanın bütün büyük devletlerinin çeşitli hesaplar yaptığı bir dönemden geçiyoruz.

Ülkenin içinde savaş tırmanıyor.

Ne Kürt meselesini çözebildik, ne demokrasiyi tüm kurumlarıyla yerleştirdik, ne de güvenilir bir hukuk sistemi oluşturduk.

Geçmişin hortlayabileceği karanlık bir sahneyi aynen muhafaza ediyoruz.

12 Eylül anayasası hâlâ duruyor.

Hükümet bu uyarılara aldırmıyor.

Darbeciliği, darbe hayallerini yok edecek bol oksijenli bir ülke yaratamıyor.

Orduyu denetleyemiyor.

Devleti denetleyemiyor.

Sürüklenen bir görüntü veriyor, “bir el” siyasi iktidarı Uludere’den bu yana adım adım bir belaya götürüyor.

Balyoz davası, tarihimizde önemli adım.

İlk kez darbeciler, darbecilikten mahkûm oldu.

Bu önemli bir adım ama biz “darbecileri cezalandıracak” noktadan, darbeciliğin asla mümkün olmayacağı, ordunun her eyleminin, her hatasının sorgulanabildiği demokratik bir düzleme atlamalıyız artık.

Bunu gerçekleştiremediğimiz sürece Uludereler, Bingöller bitmez.

Uğursuz soru işaretleri tepemizde hep asılı durur.

Haberin Tamamı İçin:

10 gazeteden 18 yazar Balyoz darbe planı davası kararlarını yorumladı

Milliyet, Hürriyet, Vatan, Cumhuriyet, Yeni Şafak, Zaman, Star, Sabah, Radikal ve Taraf gazetesi yazarları Balyoz darbe planı davası kararlarını değerlendirdi...

Milliyet gazetesinden Can Dündar ve Melih Aşık; Hürriyet gazetesinden Ertuğrul Özkök ve Sedat Ergin; Vatan gazetesinden Mustafa Mutlu ve Okay Gönensin; Cumhuriyet gazetesinden Bekir Coşkun ve Cüneyt Arcayürek; Yeni Şafak gazetesinden Ali Bayramoğlu; Zaman gazetesinden Mehmet Kamış ve Bülent Korucu; Star gazetesinden Fehmi Koru ve Hikmet Genç; Sabah gazetesinden Nazlı Ilıcak ve Mahmut Övür; Radikal gazetesinden Oral Çalışlar; Taraf gazetesinden Mehmet Baransu ve Ahmet Altan Balyoz darbe planı hakkında görüşlerini yazdı.

Cumhuriyet tarihinde bir sivil mahkemede ilk kez görülen darbe girişimi davası hakkında köşe yazarları şöyle dedi:

Milliyet

  • Can Dündar – Balyoz siyasi bir davaydı

AKP devri, Silivri mahkemesiyle anılacak. Balyoz Davası, konjonktürel bir davaydı. Siyasal güç dengesinin asker aleyhine değişmesi sayesinde yapılabildi ve beklenen sonuç geldi.

  • Melih Aşık – Balyoz darbesi

(…) savcılar nedense Aytaç Yalman’ın ifadesine başvurmamış. Yalman’ın mahkemede tanıklık etmesi talebi ise mahkeme heyetince kabul edilmedi. “Eksik teşebbüs” iddiasının kilidi çözülmedi ama cezalar buradan geldi... İçinize sinerse...

Hürriyet

  • Ertuğrul Özkök – Hayırlı oldu mu

Geçmişe bakarsak; Olağandışı dönemlerde mahkemelerin verdiği kararlar, verenler hakkında hayırlı olmamış. Tarih önünde hiçbir zindanın, hiçbir Bastin’in masuniyeti omamış… Silivri’nin ki olur mu…

  • Sedat Ergin – Balyoz Davası asıl şimdi başlıyor

Yargıtay, temyiz aşamasında bu davaya gereken tarafsızlık, titizlik ve objektiflik ölçüleri içinde bakacağı konusunda Türk kamuoyunun güvenini kazanmak durumundadır. Yargıtay’ın bu dosyada vereceği sınav, Türk toplumunun adalet inancı açısından da bir mihenk taşı olacaktır.

Vatan

  • Mustafa Mutlu – Balyoz davası şimdi başlıyor

Sorum Balyoz Davası’nda karar veren mahkeme heyetindeki sayın hakimlere: Çağdaş hukuk kurallarına uygun, dört dörtlük bir yargılama yaptığınızı söyleyebilir misiniz?

  • Okay Gönensin – Davalarla bitecek mi

Bu davalar, sadece bir yanlışın gösterilmesini sağlamış davalardır, ama aynı yanlışların tekrarlanmayacağının güvencesi olamazlar.

Cumhuriyet

  • Bekir Coşkun – Mahkeme!..

Ne kadar cumhuriyetçi, Atatürkçü subay varsa böylece sepetlendi... Şu andaki kadrolar getirilip oturtuldu size...

  • Cüneyt Arcayürek – Curcuna!..

İnsancıl, yaşamsal hatta hukuksal derslere vesile oldu Balyoz davası: Hilmi Özkök de adını tarihe; bir mahkemede asker arkadaşlarını suçlayan, ama öteki mahkemede, suçladığı Org. Doğan’ın tanıklık çağrılarına karşın duruşmalara gelmeye gönüllü olmayan Genelkurmay Başkanı olarak yazdırdı.

Yeni Şafak

  • Ali Bayramoğlu – Balyoz gibi kararlar?

Balyoz davası üzerinden askeri vesayet düzeni son derece ağır bir yara ve ceza almıştır. Balyoz kararları ordunun ve askerin korunaklı konumuna son veren bir nitelik taşımaktadır.

Zaman

  • Mehmet Kamış – Gücün adalete yenildiği gün

Umut ediyorum ki Balyoz kararları yeni bir ülkeye uyanmamızı sağlar. Biz artık şahısları değil, suçu konuşuruz. Suça karışanların ağa babalarını değil de suçu konuşmaya başlarsak kimse hesaba çekilmeyeceğini düşünüp darbeye teşebbüs edemez, devlet içinde çeteleşme yoluna gidemez, sporda şike yapamaz... Eğer bunları yapanlar olursa da kimin yakını, kimin tanıdığı, hangi mesleğin mensubu olduğuna bakılmaksızın adalet onların yakasına yapışır.

  • Bülent Korucu – Avukatsız karar adil mi?

Balyoz darbe davasında 21 ay süren yargılamalarda savunma yapan sanıklar, bitme aşamasına gelmiş yargılamaya yeni baştan başlamak istiyor. Madem mahkeme bu kadar kötü, yargılama adaletsiz, bir an önce bitsin; Yargıtay'a AİHM'ye gitme şansı doğsun. Neden mahkemenin kararını engellemeye çalışıyorlardı?

Star

  • Fehmi Koru – Dünyada ‘komplo’ bizde ‘darbe’

Siyasi içerikli davalarda mahkeme heyetinin karara varması zordur. Ondan daha büyük zorluk da verilen kararların kabulünde yaşanır. Ülkeyi bizzat veya dolaylı yoldan yönetmenin kendilerinin hakkı olduğuna inanmış bir kadronun, ülke yönetimi yanlış ellere düştüğünde birilerinin “Daha ne duruyorsunuz?” diye kapılarına üşüştüğü komutan düzeyindeki askerlerin, tam da bunu yapmaya çalıştıkları için yargılanmayı kabulleri de hiç kolay değildir.

  • Hikmet Genç – Konuşun bakalım Babıâli Balyozcuları!..

Artık bu ülkenin ‘Ayışığı’nda ‘Yakamoz’ları seyrederken ‘Sarıkızı’ ‘Eldiven’ ile sağma romantizmini hayal eden komutanlara tahammülü yok!!...

Sabah

  • Mahmut Övür – Balyoz’la darbeler tarihine son

Yargı, geçmişte ifadesi dahi alınamayan dokunulmaz generallerin, sivilleri küçümseyen tavırlarına, baskısına rağmen pes etmedi tarihi görevini yerine getirdi.

  • Nazlı Ilıcak – Balyoz davası ve askeri vesayet

(…) şimdilik sonuçtan büyük bir memnuniyet duymadığımı söylemek isterim. Benim için önemli olan -askeri vesayetin sona ermesi adına-, darbe teşebbüsünün yargılanmasıydı.

Radikal

  • Oral Çalışlar – Darbecilikle ilk hesaplaşma…

Darbecilerin siyaset karşısında yenik düşmeleri, tarihsel bir kırılmadır. Tabii, üç askeri darbeyle kurumsallaşmış, adeta devletin işletim sistemine dönüşmüş bir militer yapıdan söz ediyoruz.

Taraf

  • Mehmet Baransu – Hukuk yönetime el koydu

Dediğim gibi bir insanın hapse girmesi acı. Ağırlaştırılmış müebbet cezası alması ise daha acı. Bence bundan daha acı olanı tam teşebbüsün gerçekleşme olasılığı. Bu karar Türkiye’de devrim niteliğinde olacak. Artık darbe planlamanın çok da rahat yapılacağını düşünmüyorum.

  • Ahmet Altan – Balyoz ve sistem

Balyoz davası, tarihimizde önemli adım. İlk kez darbeciler, darbecilikten mahkûm oldu. Bu önemli bir adım ama biz “darbecileri cezalandıracak” noktadan, darbeciliğin asla mümkün olmayacağı, ordunun her eyleminin, her hatasının sorgulanabildiği demokratik bir düzleme atlamalıyız artık. Bunu gerçekleştiremediğimiz sürece Uludereler, Bingöller bitmez.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAdanaAhmet AltanAlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAnkaraAykut KocamanAziz YıldırımBalyoz DavasıBaşbakanBingölCumhuriyet Halk PartisiDarbeErgenekonErtuğrul ÖzkökFenerbahçeFenerbahçe Spor KulübüFırtınaGenelkurmay Başkanıİlker BaşbuğİsrailİstanbulİzmirKemal KılıçdaroğluKitapKonserMehmet BaransuNazlı IlıcakÖğretmenSSCBSavaşŞehitSemra ÖzalStar tvTaraf GazetesiTecavüzTercihTerörTürk Silahlı KuvvetleriTürkiye Büyük Millet MeclisiYargıtaytahliye
Görüş Bildir