Avrupa Basınından Özetler | 13.02.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

Financial Times gazetesi Fransa'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakerelerinde bloke ettiği başlıklardan biri üzerindeki engellemesini kaldırması ile ilgili bir haber-yoruma yer veriyor.

Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius'un açıkladığı Türkiye'yle üyelik müzakerelerine devam etme kararı, iki ülke arasında eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy dönemi boyunca gerilen ilişkilerin, düzeldiği anlamına geliyor gazeteye göre.

"Fransa Türkiye'nin AB çıkmazını açtı" başlıklı yazıda, Brüksel ve Ankara'daki yetkililerin, Türkiye'nin yedi yıllık AB müzakere sürecine canlılık getirmek için elde fazla zamanın kalmadığı konusundaki uyarıları da aktarılıyor.

Yazı şöyle devam ediyor:

"Avrupa Birliği, Türkiye'yi tam üye olarak kabul etme konusunda derin bir bölünme yaşıyor. Euro bölgesi krizi ile birlikte, birliğin Türkiye için cazibesi de azaldı.

"Yakın zaman önce Türkiye'de yapılan bir kamuoyu yoklamasına katılanların yaklaşık üçte ikisi Avrupa Birliği'ne üyelikten yana olmadıklarını belirtti.

"Başbakan Erdoğan, düş kırıklığı nedeniyle ya da AB üzerinde baskıyı artırmak için arkasında Rusya ve Çin'in olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü'yle bağlarını derinleştirme ihtimalinden söz etti."

Financial Times'a göre Fransa'nın bu adımı, şimdilik belirli bir tarih söz konusu olmasa bile Cumhurbaşkanı François Hollande'ın Türkiye'ye ziyaretinin de önünü açabilir.

Türkiye'nin Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakerecisi Egemen Bağış'la bir röportaj da yapan gazete, bakanın, İrlanda'nın dönem başkanlığı süresi içinde Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu başlıklı faslın müzakereye açılmasını umduğunu söylediğini de aktarıyor.

Bağış, "Avrupa'nın kendi mali sorunlarıyla meşgul olduğu bir dönemde, (Paris tarafından bloke edilen bir başka fasıl olan) 17. mali poltika faslının açılmasının zor olacağını fakat imkânsız olmayacağını" da belirtiyor.

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde, 2010 Temmuz'undan bu yana herhangi bir faslın müzakereye açılmadığını da hatırlatan gazete Fransa'nın dört başka başlığı bloke etmeye devam ettiğini de belirtiyor.

Financial Times birçok Avrupalı yetkilinin, Ankara'nın PKK ile müzakerelerin bir yan sonucu olarak baskıcı terörle mücadele yasalarını gevşetip gevşetmeyeceğini izlediğini de aktarıyor.

Kuzey Kore'nin önceki gün yaptığı nükleer silah denemesine geniş yer ayıran Guardian gazetesi, denemenin Pyongyang yönetiminin Amerika Birleşik Devletleri'ne bir uyarısı olduğunu yazıyor.

Gazeteye göre, Kuzey Kore yönetimi ABD'nin düşmanlığı bırakmasını, aksi takdir de denemelere devam edileceği mesajını veriyor.

Guardian adı açıklanmayan bir Kuzey Koreli yetkilinin, nükleer denemenin ABD'nin düşmanlığına karşı yalnızca bir ilk adım olduğunu, Amerikan yönetiminin durumu daha da karmaşıklaştırması halinde ikinci ve üçüncü düzey adımlara da başvurulabileceğini söylediğini de aktarıyor.

Gazetenin yazarı Simon Jenkins ise, yorumunda, "ister Kuzey Kore olsun, ister İran, yaptırımlar işe yaramayacak" fikrini işliyor.

Jenkins'e göre, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Pyongyang ya da Tahran'a karşı tehditleri, bu rejimler için bir yaşam iksirinden başka bir anlama gelmiyor.

Yazara göre, yaptırımlar tasarlanırken, bu rejimlerin, dış baskı karşısında tipik bir kapitalist demokrasi gibi etkilenecekleri varsayılıyor.

Guardian yazarı, İran'ın yapıcı bir ilişki, ticari, politik ve kültürel alışverişe olumlu tepki verecek bir ülke olduğunu; bundan uzak durmanın, İran'ı da geleceğin Kuzey Kore'si haline getirebileceğini de savunuyor.

Independent gazetesi, 2010 yılında bir İsrail cezaevindeki hücresinde asılı bulunan, gerçek adı ve hangi suçtan dolayı cezaevinde tutulduğu gardiyanları tarafından dahi bilinmeyen kişinin kimliğiyle ilgili son bulguları aktarıyor.

Avustralya televizyonu ABC'nin bir belgeselinde Mahpus X olarak anılan bu kişinin Avustralyalı Mossad ajanı Ben Zygier olduğu iddia edilmişti.

İsrail'deki Ayalon Cezaevi'nin yüksek güvenlikli özel bir bölmesinde tam tecrit altında tutulan Avustralyalı kişinin, hangi suçtan cezaevinde tutulduğu ABC televizyonunun araştırmasında da ortaya konabilmiş değil.

Ancak Avustralya Dışişleri Bakanı Bob Carr konuyla ilgili yaptığı açıklamada, bu kişinin, isminin dahi açıklanmadığı tam tecrit koşulunda tutulmasının arkasında, vatana ihanet gibi bir suçlamanın bulunmasının olası olduğunu söylüyor.

ABC televizyonun araştırmasına kaynaklık eden bilgi, Ben Zygier'in cenazesinin Avustralya'ya getirilmesi sırasında, cenazenin Zygier'in ikinci pasaportunda kullandığı Ben Allen adına gönderildiğinin fark edilmesi oldu.

Independent, İsrail medyası ve yabancı basında ilk çıkan haberlerde, bu kişinin muhtemelen İran Devrim Muhafızları'nın bir üyesi olduğunun zannedildiğini de belirtiyor.

Gazete, İsrail yönetimin, bu konuyla ilgili haberlerin kamuoyuna duyurulmaması için İsrail basınıyla özel bir toplantı yaptığını ve bir çeşit sansür uygulamaya giriştiğini de aktarıyor.

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

Avrupa basını, Papa 16'ncı Benedikt'in sürpriz biçimde görevinden ayrılma kararıyla ilgili yorumlara ağırlık veriyor.

Litvanya'dan Lietuvos rytas gazetesi Papa'nın aldığı kararı şöyle değerlendiriyor:

"Katolik Kilisesi'nin bugüne kadar emekliye ayrılmış bir Papa'sı yoktu. Ama artık şimdi olacak. 28 Şubat Perşembe günü akşamı 85 yaşındaki Joseph Ratzinger, papalık makamını bırakacak. Ebedi Kent (Roma) dün büyük bir şaşkınlık içindeydi. Roma Latince 'non possum', yani 'artık yapamıyorum' ifadesi ile özetlenebilecek haberi kavrayabilmek için iki, üç saate ihtiyaç duydu. 11 Şubat tarihi Kilise tarihine geçecek çünkü Papa 16'ncı Benedikt, 12 havariden biri olan Petrus'tan sonra, yüksek sesle ve açık bir biçimde, 'artık yapamıyorum' diyen ilk kişi."

İspanya'dan El Pais ise aynı konuyla ilgili "Papa yenilenme sinyali veriyor" başlıklı yorumunda şu satırlara yer veriyor:

"Bu durum bazen en sıkı tutuculuktan gelen ve prensiplere dönüldüğünü gösteren bir yenilenme gücünün kanıtı. Beklenenden önce gelen görevden ayrılma haberinin kendisi bile, modası geçmiş papalık makamına gönderilen bir sorumluluk mesajı. 16'ncı Benedikt'in veda açıklamasında söyledikleri, geleneksel olmanın da ötesinde bir ortamda modernizmin taarruza geçmesi: Papa kardinallerin yeni Papa'yı seçmesi için toplanmalarını istedi. Burada, günümüzde krizde olan ve ilerlemeye düşmanca yaklaşmakta ısrar eden bir Kilise'nin geleceği sözkonusu."

Fransız Le Figaro gazetesi aynı konuyla ilgili yorumunda şu satırlara yer veriyor:

"Acele bir biçimde 'Geçiş Dönemi Papası' gibi tanımlamalar yapma konusunda dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü arkasında bazı sürprizler barındırıyor. 2005 yılında 78 yaşındayken seçilen ve 'muhafazakâr' olarak nitelendirilen 16'ncı Benedikt, modern zamanlarda hiç kullanılmayan bir prosedüre başvurdu. Gönüllü olarak papalıktan vazgeçiyor. Bu karar modern Katolik Kilisesi'nin tarihinde bugüne kadar bilinmeyen bir dönemi de başlatmış oluyor. Papa'yı seçmek amacıyla toplanacak olan Kardinaller toplantısı, yaşayan bir Papa ile birlikte yapılacak."

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topçu

Editör: Ercan Coşkun

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

Papa'nın görevini bırakması ve Kuzey Kore'nin yeni nükleer denemesi, bugünkü Alman basınında ağırlıklı olarak yorumlanan konular.

Ulusal gazetelerden Süddeutsche Zeitung yorum sütunlarında Katolik Kilisesi içindeki bölünmüşlüğe dikkat çekiyor ve yeni seçilecek Papa'nın Katolik tabandaki çeşitliliği doğru algılaması gerektiğini savunuyor.

"Katolik Kilisesi bütünlük oluşturamadı, aksine hasta ve bölünmüş bir halde. Aynı zamanda da hem içeride hem de dışarıda iletişim sorunu yaşıyor. Tepedekilerin bütünlük ideolojisi ile tabandakilerin çeşitliliği büyük bir tezatlık oluşturuyor. 'Katoliklik bir mezhep değil, aksine bir teşhistir' diyor Katolik yazar Christiane Florin. Zira tabandakilerin çeşitliliği artık kişilik bölünmesine dönüştü. Yeni gelecek Papa’nın hemen doğum kontrol hapı ve prezervatife izin vermesi, kadınları kutsaması ve Katolik ruhanilerin evlilik yasağını kaldırması gerekmiyor. Yeni Papa en azından Katoliklerin bu çeşitliliğini bir zenginlik olarak algılamalı ve bunu da dile getirmeli.”

Bavyera'nın Ulm kentinde çıkan Südwest Presse gazetesi Papa'nın görevi bırakmakla haleflerine hizmet ettiğini kaydediyor:

"Sıradışı kararı ile Papa 16’ncı Benedikt birçok potansiyel halefine hizmette bulundu. Hem de iki açıdan: Görevi bırakmakla şunu ifade etmiş oldu: Tüm çaba ve girişimlere rağmen Katolik Kilisesi’nin ruhanî lideri de kendi sınırlarına dayanabilir ve buna da hakkı vardır. Aynı zamanda şunu da ortaya koymuş oluyor: Yüzyıllardır geçerli olanın sonsuza kadar böyle devam etmesi gerekmiyor. Reformlara direnen Kutsal Makam’ın sahibi, vedasıyla cesaret ve bakış açısı değişikliği aşılıyor. Bu da doğrusu büyük bir vasiyettir.”

Avrupa’dan Asya’ya geçiyoruz. Kuzey Kore'nin yaptığı nükleer deneme bölgede gerilimi tırmandırırken, Birleşmiş Milletler'i de alarma geçirdi. Gelişmeler üzerine acil olarak toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Kuzey Kore'nin adımını sert bir dille kınadı. Frankfurter Allgemeine Zeitung , sorunun Çin'de düğümlendiğini öne sürüyor:

“Amerikalıların Pyönyang yönetimini dize getirme çabaları başarısız olduğundan bu yana gözler yine Çin’e ve onun nüfuzuna kayıyor. Gerçekten de Kuzey Kore, Pekin yönetimine ekonomik açıdan ciddi oranda bağımlı. Ancak Çin yönetiminin Kuzey Kore liderine yönelik uyarıları şimdiye dek işe yaramadı. Çin’in, Güney Kore’de konuşlanmış Amerikan askerleri ile doğrudan bir çatışmadan kaçınmak için Kuzey Kore’yi tampon bölge olarak görme arzusu tükenmediği sürece, Pyönyang yönetiminin borusu ötmeye devam edecektir.”

Basın turumuzu Kölner Stadt-Anzeiger gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumu ile noktalıyoruz:

"Muhtemelen Pyönyang’da üçüncü nükleer denemeden sonra da ilk ve ikinci denemeden sonraki gibi bir sonucun ortaya çıkacağı umuluyor: Sorunun kontrolden çıkmasından korkan komşuları hemen müzakere masasına koşacak ve yardım malları sevk etmeyi teklif ederek Kuzey Kore’nin taviz vermesi için uğraşacaklar. Pyönyang yönetimi işine geldiği sürece bunu koz olarak kullanıp, kışkırtmaya devam edecek. Bu kısırdöngü ancak Çin ve ABD’nin nükleer silahlara sahip bir Kuzey Kore’nin kontrolden çıktığına karar vermesi ile kırılabilir. Tabii eğer Pekin ve Washington oyuna ve dolduruşa gelmeyip, ortak bir paydada buluşurlarsa...“

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Başak Özay

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriAnkaraAvrupa BirliğiBaşbakanBavyeraBirleşmiş MilletlerÇinEgemen BağışEvlilikFransaİngiltereİranİrlandaİspanyaİsrailKoreRusya
Görüş Bildir