Avrupa Basınından Özetler | 11.02.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

Guardian gazetesi yazarı Jonathan Steele, Suriye'nin Humus kentinden gönderdiği değerlendirmesinde, isyanın kazanı olarak görülen bu kentte kısmi sükûnetin sağlandığını aktarıyor.

Suriye ordusunun kadın askerlerinin, askeri kontrol noktasındaki bir taksiyi denetlediklerini gösteren fotoğrafın eşlik ettiği yazıda, Humus valisinin, Suriyelileri el Kaide'ye karşı birleştirmeyi amaçladığı belirtiliyor.

Steele'e göre Bir yıl önce ağır bombardıman altındayken dünyanın dikkatini üzerine çeken kent, bugün daha güvenli görüldüğü için, Halep ve Deir ez-Zor gibi kentlerden kaçanları ağırlıyor.

Kentte, Suriye rejiminin yeni kurduğu askeri birliklerde gönüllü olarak yer alan kadın askerlerden oluşan birlikler özellikle askeri kontrol noktalarında denetim yapıyorlar.

Ancak, Suriye ordusu birlikleri, kentin birçok mahallesinde kontrolü sağlamış olsalar da, dar sokaklarıyla Humus'un tarihi kent kesiminde isyancıların etkisi hissedilmeye devam ediyor, Guardian yazarına göre.

Financial Times gazetesinden Roula Khalaf ise, Arap Baharı'ndan sonra Mısır ve Tunus'ta iktidara gelen İslamcı liderlerin, ekonomiyi yönetmedeki zorluklarına dikkat çektiği analizinde, Türkiye'nin model olarak algılanması tartışmasına da değinmiş.

Khalaf, "Türkiye'nin cazibeli fakat yanıltıcı modeli" başlıklı analiz kutucuğunda, "İslamcı Araplar, Türkiye'nin İslamcı-kökenli Adalet ve Kalkınma Partisi altında kazandığı başarılara işaret ederek, kendilerinin sosyal olarak muhafazakar ancak dinamik ve refah içinde toplumlar yaratabileceklerini savunuyorlar." diyor.

Ancak Financial Times yazarına göre, Türkiye'nin geçiş halindeki Arap ülkeleriyle karşılaştırılması ve ülkenin başarısının yalnızca AK Parti'ye ya da "partinin İslamcı köklerine" mal edilmesi yanıltıcı olabilir.

Karşılaştırmanın yanıltıcı olmasının arkasında, Türkiye ile söz konusu Arap ülkelerinin altyapı yatırımları açısından farklı düzeylerde olmaları, bankacılık sistemlerindeki farklar ve siyasi yapılanma da var Khalaf'a göre.

Gazetenin görüş aldığı Carnegie Europe'ta ziyaretçi araştırmacı olan Sinan Ülgen, Türkiye'nin ekonomik başarısının AK Parti tarafından başlatılmadığını, partinin yürütücü rolüne rağmen, esas reformların daha önceden yapıldığını savunuyor.

Analizde, partinin İslamcı örgütlenme deneyimini de kullanarak, yoksulları hedefleyen sosyal politikalar ürettiği, karşılanabilir sağlık hizmeti ile iskan politikası benimsediği de belirtiliyor.

Ülgen, Ak Parti'nin dehasının, sosyal muhafazakârlık ile piyasayı esas alan liberal ekonomik politikaları birleştirmesi olduğunu da ifade ediyor.

İngiltere'nin Romanya ve Bulgaristan'dan büyük bir göçmen dalgası tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu savunan Times gazetesi, Almanya'nın yoksul kesimlerindeki okulların şimdiden bu iki ülkeden gelenleri kaldırmakta zorlandığını yazıyor.

Almanların, "toplumsal barışın zedelendiği" uyarısında bulunduğunu belirten gazete, İngiliz bakanların ise, bu iki ülkeden İngiltere'ye gelmeyi planlayan göçmenleri engellemenin yollarını düşündüklerini duyuruyor.

Gazete, uzmanların, yoksul göçmenlerin, daha yoksul ülkelerde yaşadıkları zorlukların azaltılmasının şart olduğu görüşünde olduklarını da ifade ederek, Bulgaristan ve Romanya'da zor durumda yaşayan göçmenlerin Berlin'in yoksul mahallerine göç ederek, çocuk yardımı gibi devlet yardımları aldıklarını da belirtiyor.

Aynı konuyu manşetine taşıyan Independent ise, Romanya'dan Romanların İngiltere'ye gelip, yoksulların işlerini çalacakları histerisinin, sağcı basın tarafından pompalandığını savunuyor.

Hindistan'dan batıya doğru göç eden Romanların 1500'lü yıllarla birlikte Avrupa'nın birçok yerinde baskı görmeye başladıklarını anlatan bir analiz kutusu da yayımlayan Independent, Romanları, "Ev diyebilecek bir yerleri olmayan halk" olarak tanımlıyor.

Gazeteye göre, İngiltere'de Romanyalılar ve Bulgarların geniş kitleler halinde göçeceğine dair son dönemlerde basında dile getiren kaygıların arkasında, net olarak belirtilmeyen bir Roman düşmanlığı yatıyor.

Romanya'daki Romanlarla görüşen gazetenin muhabiri Jerome Taylor, bu ülkedeki Romanların bağlılık duymaları için çok az nedenleri olduğunu, bu ülke içinde defalarca yerlerinden edildiklerini belirtiyor.

Ancak muhabir, Claudia Greta adlı bir Romanın, "Kendi ülkemizde bile kabul edilmiyorsak, başka bir ülkede kabul edilme şansımız nedir ki?" diye sorduğunu ve sorunlara rağmen Romanya'dan ayrılmayı düşünmediğini de aktarıyor.

Yazıda öne çıkan bir başka nokta ise, Romanların, Yahudiler, eşcinseller ve engellilerle birlikte Naziler tarafından hedeflendiğini; aradan geçen zamanda, Avrupa'da Yahudilik, eşcinsellik ve engellilik gibi konularda fikirlerin değişmesine rağmen, Romanlara karşı ön yargıların 60 yıldır pek değişmediği fikri.

Son olarak Daily Telegraph gazetesinin iş dünyası ekinde Marks& Spencer adlı mağazanın Türkiye piyasasından duyduğu memnuniyet ile ilgili haberi aktaralım.

Gazete Marks&Spencer Yürütme Kurulu Başkanı Marc Boland'ın odağını İstanbul ve Çin piyasalarına çevirdiğini yazıyor.

İngiltere'deki perakende satışlarındaki düşüşler nedeniyle eleştiriler alan şirket yöneticilerinin, Türkiye'de moral depoladıklarını da belirten gazete, şirketin yalnızca İstanbul'da 23 şubesinin bulunduğunu da belirtiyor.

Haberde, Türkiye'de yiyecek satmadığı belirtilen Marks&Spencer'ın, İngiliz markası olma özelliğini ön plana çıkardığı ve İngiltere'dekine göre daha üst sınıf bir tüketici kitlesine seslendiği de yazılıyor.

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

İntihal yaptığı gerekçesiyle doktora derecesi iptal edilen Federal Eğitim Bakanı Annette Schavan'ın istifa etmesi, AB Zirvesi, Tunus ve Mısır'daki protestolar Alman basınında ağırlıklı yorum konularını oluşturuyor.

Düsseldorf'ta yayımlanan Rheinische Post gazetesi Başbakan Angela Merkel'in yakın çalışma arkadaşlarından Eğitim Bakanı Annette Svhavan'ın istifasını şöyle yorumluyor:

"Schavan bir makamdan ne zaman vazgeçilmesi gerektiğini bilecek kadar politikanın içinde. Birçok arkadaşının skandallardan sonra koltuğuna nasıl bir hırsla yapıştığını gördü ve buna rağmen gidişlerine de tanık oldu. Kendisi ise istem dışı gidişini, onurlu biçimde yerine getirdi. Başı dik bir şekilde gittiği için de arkasından haklı olarak güzel sözler söylendi. Schavan bu adımıyla Başbakan Angela Merkel'e karşı son görevini de başarıyla yerine getirmiş oldu. Hrıstiyan Birlik Partileri'nin 2013 yılı gibi bir seçim yılında (Hessen, Bavyera eyalet seçimleri ve genel seçimler) doktor derecesi için mahkemeye giden bir Eğitim, Araştırma ve Bilim Bakanı'nı görmek, hiç de işine gelmezdi. Neyse ki Schavan akıllı biri de tüm bunları fark edebildi. İşte bu nedenle saygıyı hakediyor. Kendisi her ne kadar ciddi bir haksızlığa uğradığını düşüyor olsa da… Makamını kaybetti ama onuru için savaşmak istiyor. Merkel için bu gidiş acı çünkü çatışmalardan, zarar görmüş lider kadrolardan ve bazı eyaletlerdeki seçim mağlubiyetlerinden sonra Schavan, Federal Hükümet'in son ağır toplarından biriydi. Schavan, Merkel'ì rahatlatan, iş yükünü azaltan bir yol arkadaşıydı. Görevinden ayrılan Eğitim, Araştırma ve Bilim Bakanı'nın yeri iyi bir şekilde doldurulacaktır. Ancak onun politikadaki başarılı öngörüsü, çatışma durumlarında sergilediği pragmatik bakış açısı ve tehlikeleri önceden hissetme yeteneğini kimse kolay kolay dolduramayacaktır."

Mitteldeutsche Zeitung 'un aynı konuyla ilgili yorumu ise şöyle:

"Almanya Başbakanı Merkel'in bilinen gerçekçi yaklaşımı, geçen günlerde yeniden imtihan edildi. Hem de kendi çıkarı için... Bilindiği gibi bir durumu hızla kavramak ve ona tepki vermek, Angel Merkel'in güçlü taraflarından. Merkel için ne ideolojik bariyerler engel teşkil edebilir, ne de Schavan olayında gördüğümüz gibi dostluk bağları. Başbakan, lider gücünü ve kararlılığını tekrar gösterdi ve özür kabul etmeyeceğini de ortaya koydu. Schavan olayında, bu yıl yapılacak Federal Meclis seçimleri gözönünde bulundurulursa, doğru davrandığı söylenebilir. Ancak bu gerçekçi tavrı, işi dolandırmadan kısa yolu seçmesi ve gücü nedeniyle cesur bir politika izlemesi, kimilerini korkutabilir."

Frankfurter Allgemeine Zeitung bugünkü sayısında geçen hafta Brüksel'de yapılan, AB Liderler Zirvesi'ni ele alıyor. Yorumda İngiltere'nin AB'den giderek uzaklaşması ele alınıyor:

"AB'nin İngiltere ile birlikte yol alması, lehine olacaktır. İngiltere Brüksel hakkında düşmanca bir bakış açısına sahip olsa da aslında onlar için de AB ile yol almak daha hayırlı olur. Ama tam da bu konuda David Cameron göründüğü kadarıyla kendi partisinin çıkarlarını gözeten ve taktiksel güç uygulayan bir politikacı. Eğer bir devlet adamı olsaydı, başka türlü davranırdı. Brüksel'de ortaya çıkan tartışma götürmez gelişme ancak İngiltere bir köşeye çekilmezse halledilebilir. Cameron kararlı ve yapıcı bir biçimde daha başarılı bir AB için mücadele ederse, bu hem İngiltere, hem de Avrupa için daha yararlı olur. Cameron kararlılık gösteriyor ancak yapıcılık konusunda hâlâ tökezliyor."

Berlin'de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi, Arap Baharı'nın etkilediği ülkelerden Tunus ve Mısır'da son aylarda düzenlenen şiddetli protesto gösterilerini yorum sütunlarına taşıyor:

"Tunus ve Mısır'daki gidişatı kimse kestiremediği için Batı bu ülkeler konusunda iyi niyetli, çekimser bir tavır izliyor. Malî yardımları şartlara bağlıyor ve 'Şiddet, düşünce ve inanç özgürlüğü konuları tartışmaya açık olmamalı' deniyor. Diğer taraftan demokratik biçimde yönetime gelen iktidar da bir şekilde tanınmak zorunda. Zira yönetim Batı'ya uysa da uymasa da, gerçek hayatta varolan seçmenin tercih ettiği kişilerden oluşuyor. Bunu önemsizmiş gibi göstermek, söz konusu seçmeni, halkı ciddiye almamak, saygı duymamak olur ki bu da çok değerli bir varlık olan demokrasinin zedelenmesi anlamına gelir."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topçu

Editör: Ercan Coşkun

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAlmanyaAngela MerkelAvrupa BirliğiBaşbakanBavyeraBilimÇinHindistanİngiltereİstanbulMısırRomanyaSuriyeTercihTunushumusyiyecek
Görüş Bildir