Avrupa Basınından Özetler | 01.02.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

“NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip; Irak, İran ve Suriye’ye komşuluk eden; Ege, Karadeniz ve Akdeniz ile çevrili olan fakat donanmasına komuta edecek kimsesi bulunmayan bir ülke hayal edin.”

Economist dergisinin yeni sayısında yer alan haberlerden biri, Türkiye’nin bu tarifiyle başlıyor.

“Erdoğan ve generalleri” başlıklı haberde, onlarca üst rütbeli subay ve general tutuklanırken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücünün zayıfladığı irdeleniyor.

Yedi ay sonra Deniz Kuvvetleri’nin başına geçmesi beklenen Donanma Komutanı Koramiral Nusret Güner’in istifa ettiğini hatırlatan Economist, diğer amirallerin yarıdan fazlasının hapiste olduğuna dikkat çekiyor.

İstifa eden amiralin, genç yaştaki kızının mağdur sıfatıyla parçası olduğu ‘casusluk çetesi’ davasında yargılanan 75 deniz subayının masum olduğuna ilişkin “duygulu bir konuşma” yaptığı da haberdeki ayrıntılar arasında.

Ergenekon ve Balyoz davaları kapsamında, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ dahil olmak üzere, her beş generalden birinin tutuklu olduğu belirtilen haberde şöyle deniliyor:

“Bunun Türk demokrasisi için bir zafer olması beklenir. Fakat yargılamalar, delillere 'çeşni katıldığına' ve başka bazı tutarsızlıklara ilişkin iddialarla karşılaşıyor.

Eylül 2012’de Balyoz darbe planı suçlaması nedeniyle uzun hapis cezasına çarptırılan 250 sanığın aileleri davayı BM İnsan Hakları Konseyi’ne götürmeye hazırlanıyor. Kanıtlar üzerinde oynandığında ısrar ediyorlar. Bağımsız adli tıp uzmanları iddialarını destekliyor. Vaclav Havel ve Desmond Tutu gibi bilgeler için çalışmış olan ve Washington DC’de yaşayan avukat Jared Genser, Balyoz davası sanıkları için çalışmayı kabul ettiğini çünkü masumiyetlerine ve onlara karşı sunulan kanıtların ‘bariz biçimde düzmece’ olduğuna ‘kesinlikle inandığını’ söylüyor.”

Economist, söz konusu davalarla ilgili olarak gözlerin ABD’de yaşayan dini lider Fethullah Gülen’e çevrildiğini yazıyor. Dergi, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin arkasına sığınan Gülen hareketinin, 1990’ların sonunda peşlerine düşen generallere polis ve yargı içindeki uzantıları aracılığıyla karşılık verdiği iddiasını aktarıyor.

Gelinen noktada, Başbakan Erdoğan’ın da 400 civarında emekli ve görevli subayın tutuklu olmasından şikayet ettiği belirtilen haberde, PKK ile çatışmaların sürdüğünü ve Suriye’deki çatışmaların sınırı aşma tehlikesi bulunduğunu hatırlatıyor.

Mevcut Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in, hükümete sadık olduğu iddiası ise Uludere’de 34 sivilin öldürüldüğü olayla ilgili olarak hiçbir subayın ceza almamasıyla ve Pennsylvania Üniversitesi’nden Profesör Henri Barkey ’in şu sözleriyle destekleniyor: “Erdoğan orduyu ‘bizim çocuklar’ olarak görüyor.”

Haberde ayrıca, Milli Güvenlik Kurulu’nun rolünün sembolik hale getirilmesi, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması gibi düzenlemelerle ordunun rolünün azaltılmasına karşın, geçmiş yıllardaki kanlı darbelerin ve darbe girişimlerinin araştırılmaya devam edildiği belirtiliyor.

Geçen 10 yılda 934 askerin intihar ettiği iddiasını da aktaran Economist, askerlerin ailelerinin bu ölümlerin sebebini öğrenmek istediğini vurguluyor.

Times gazetesi, Suriye’nin olası bir füze saldırısına karşı güney sınırına yerleştirilen Patriot savunma sistemini sayfa manşetine taşımış.

Adana mahreçli haberde; ABD, Almanya ve Hollanda tarafından yerleştirilen ve NATO komutasında olan sistemin Suriye’nin kuzeyinde ‘uçuşa yasak bölge’ oluşturma amacı taşımadığının söylendiği aktarılıyor.

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi’nden Aaron Stein ise sistemin siyasi olduğu kadar stratejik olduğunun altını çiziyor:

“Her anti-balistik füze sisteminin alt edilmesi kolaydır ve Esad’ın elinde, Patriot önleyicilerinden fazla sayıda füze var.”

Independent ise Suriye’yle ilgili gelişmelerin zamanlamasına işaret ediyor.

İsrail’in Suriye’deki bir hedefi havadan vurduğu hafta Türkiye sınırına füze savunma sisteminin yerleştirildiğine ve İsrail’in savunma sistemi Demir Kubbe’yi kuzeye taşıdığına dikkat çekilen başyazıda şöyle deniyor:

“Her ikisi de görünürde savunmaya yönelik düzenlemeler ama hiçbiri bir barış reçetesi sunmuyor.”

Guardian gazetesinin kıdemli dış politika muhabiri Jonathan Steele , “Batı çizgisini desteklemeyen” Suriyeli muhaliflerin İsviçre’de yaptıkları toplantının gözlerden kaçırıldığını yazıyor.

Habere göre, çoğu Suriye’de yaşayan ve laiklik yanlısı entelektüellerden oluşan bu muhalifler, hem silahlı mücadeleye hem de yabancı müdahaleye karşı çıkıyor ve bir an önce ateşkes sağlanmasını istiyor.

Ancak Cenevre’de yapılan toplantıya katılmak isteyen 60 civarında kişiye vize verilmemiş. Demokratik Değişim Ulusal Koordinasyonu grubuna göre, bu engellemenin arakasında; Türkiye, Körfez ülkeleri ve Batı tarafından desteklenen grupların Suriye’deki tüm muhalefeti desteklediği görüntüsüne zarar gelmesi korkusu var.

Financial Times , uzun süredir gündemde olan Pakistan-İran doğalgaz boru hattının hazırlıklarına ABD’nin olası tepkisine rağmen başlanacağını aktarıyor.

Gazeteye konuşan bir yetkili, “Bu projenin daha fazla ertelenemeyeceği kararına varıldı. Bu Pakistan’ın can halatı” diyor.

Gazeteye göre, Pakistanlı yetkililer, Afganistan’daki durum nedeniyle projede yer alacak Pakistanlı şirketlere sert yaptırımlar uygulanmayacağını umuyor.

Daily Telegraph gazetesi, Rusya’nın Volgograd kenti yönetiminin, senede altı defa “Stalingrad” olarak anılmayı kabul ettiğine yer veriyor haberinde.

Bu günlerden biri, kenti uzun süre işgal eden Nazi ordusunun Sovyet Kızıl Ordusu’na teslim olmayı kabul etmesinin 70. yıldönümünün kutlanacağı Cumartesi günü.

Ayrıca, kentin adının 1961 öncesindeki haliyle “Stalingrad” olarak kalması için 50 bin imza toplandığı haber veriliyor.

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

İsrail’in Suriye'ye düzenlediği hava operasyonu, Almanya’nın dış politikası ve Neonazi terör hücresi üyesi Beate Zschäpe ile ilgili gelişmeler, bugünkü Alman basınından seçtiğimiz yorum konularını oluşturuyor.

Lüneburg’da yayımlanan Landeszeitung yorumunda, Suriye krizinin boyut değiştirdiğini belirtiyor.

“Suriye'deki kriz, artık halkın bazı kesimlerinin diktatör Esad’a karşı isyanından çok daha fazlasını ifade ediyor. Kriz Sünniler ile Şiiler arasında dinî kaynaklı bir savaşa dönüştü. Ama aynı zamanda bir yanda bölgedeki güçler arasında, diğer yanda eski hasımlar ABD ile Rusya arasında bir temsilî savaş yaşanıyor. İşte Suriye’de bacayı saran bu yangına İsrail, düzenlediği hava saldırısıyla körükle gitmiş oldu. Büyük olasılıkla İsrail Başbakanı Netanyahu bu operasyonla İsrail ordusunun üstünlüğünü göstermek istedi. Ancak Netanyahu aynı zamanda bu üstünlüğü yeniden kanıtlamasını gerektirecek silahlı bir çatışma tehlikesini de doğurmuş oldu. Ezelî hasım İsrail’e karşı bir savaş Şiiler açısından Sünnilerle geçici barışa götürecek bir fırsat olarak görülebilir.”

Märkische Oder z eitung ise aynı konudaki yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

“Kısa bir süre önce Sudan’daki bir silah fabrikasına saldırı, şimdi de iç savaşın tam ortasındaki Suriye’de Hizbullah silahlarının bulunduğu iddia edilen bir sevkiyata hava operasyonu… İsrail hükümeti Arap bölgelerinde ateşle oynamak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Uluslararası hukuka ya da ülkelerin egemenliklerine ise İsrail’in pek aldırmadığı anlaşılıyor. İsrail’in böylesi vur kaçlar ve bu tür politikalarla Arap dünyasındaki öfkeyi kışkırttığını bilmesi lâzım. Ama bu tür gelişmeleri sessizce göze alması, kendisini ne denli güvende hissettiğini ortaya koyuyor.”

Frankfurter Rundschau gazetesi ise yorumunda Alman dış politikasını ele alıyor:

“Almanya’nın net bir tutum sergileyememesi Avrupa açısından da olumsuz sonuçlar doğuruyor. Çünkü Federal Almanya olmadan AB de bir duruş sergileyemiyor. Avrupalıların caydırıcılık ile müdahale arasındaki farka karar verebilecekleri, üzerinde iyi düşünülmüş, makul kriterlere bağlanmış bir stratejileri bulunmuyor. Müdahalecilik çağına şöyle bir bakıldığında bu konseptin başarısız kaldığı sonucuna kolayca varılabilir. Ancak sürekli ortaya çıkan ağır ve kitlesel insan hakları ihlalleri karşısında uluslararası topluluğun tepkisinin ne olacağı sorusu da sürekli gündeme gelecektir. Burada kesin olan tek şey, Almanya'daki bu hükümetin bu soruları yanıtlayacak durumda olmadığıdır.”

Almanya'da 8′i Türk 10 kişiyi öldüren aşırı sağ terör hücresinin tutuklu tek üyesi Beate Zschäpe cinayet zanlısı olarak yargılanacak. Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi, Beate Zschäpe hakkında hazırlanan iddianameyi kabul etti. Ludwigsburger Kreiszeitung adlı gazete konuyu yorum sütununa taşımış:

“Zschäpe’nin aşırı sağcı terör hücresinde nasıl bir rol oynamış olduğu konusu hâlâ aydınlatılabilmiş değil. Sadece diğer hücre üyelerine annelik yapan, onların işlerini gören biri mi, yoksa -iddia makamının tahmin ettiği gibi- tüyler ürperten soğukkanlılıkta bir planlayıcı ve ideolog, NSU terör hücresinin ‘başı ve yüreği’ miydi? Bunu mahkeme yargıçları bundan sonraki süreçte ortaya çıkartacak. En azından o, terörün yüzü konumunda. Çok sayıda emniyet dairesi ve soruşturma yetkilisi bu olayı soruşturuyor olsa dahi, bu feci ve acımasız cinayetlerin perde arkası hâlâ tam olarak aydınlatılabilmiş değil. Savunma makamı, soruşturma sırasında yapılan çok sayıda hatayı ve aşırı sağ kesim arasına yerleştirilmiş olan muhbirler sorununu kullanarak, durumu zanlı lehine çevirmeye çalışacaktır.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Çelik Akp ınar

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

Avrupa basınının başlıca yorum konularını İsrail'in Suriye'ye saldırdığı iddiaları ve Mısır Devlet Başkanı Mursi'nin Almanya ziyareti, Fransa'da eşcinsel evlilik tartışmaları oluşturuyor.

İtalya'da yayımlanan La Repubblica gazetesi İsrail'in Suriye'de bir askeri araştırma merkezi ile uçaksavar taşıyan bir konvoyu vurduğu yönündeki iddiaları konu alıyor.

“İsrail her şeyden önce Şam yönetiminin sahip olduğu kitle imha silahlarından, yani eski Sovyetler Birliği'nin Suriye'ye göndermeye başladığı 1970'ten beri biriken tonlarca kimyasal silahtan kaygı duyuyor. İsrail ani bir saldırıyla BM'nin çözüm bulamadığı, 22 aydır Suriye'de sivil halkın ölümüne yol açan çatışmada ön safta yerini almış oldu. İsrail'in Golan tepelerindeki haber kaynakları Şam rejiminin son haftalarını yaşadığını kaydediyor. Rejimin yıkılması durumunda kimyasal silah depolarının militanların eline geçmesi tehlikesini İsrail son derece ciddiye alıyor.“

Avusturya'da yayımlanan Die Presse gazetesi ise yorumunda Mısır Devlet Başkanı Mursi'nin Almanya ziyaretini değerlendiriyor:

“İster açıkça, ister de kulislerin ardında olsun, Avrupa'nın net koşullar ortaya koyması önemli. Kahire yönetimine mali destek tek bir şartla; ülkedeki Hrıstiyanların, laiklerin ve muhaliflerin hakları dikkate alındığı takdirde sağlanmalı. …Bunun dışında yapılacak bir yardım, Mısır sokaklarında 'İslamcı diktatörlük' kurulmasına karşı, özgürlük için mücadele edenlere ihanet olur.”

İspanyol gazetesi El Periódico de Catalunya ABD'de yaşayan 11 milyon kaçak göçmene vatandaşlık yolunu açmak için atılan adımları değerlendiriyor:

“ABD Başkanı Barack Obama göçmen politikalarında reforma giderek en büyük projelerinden birini hayat geçirmeye başlıyor. Reforma karşı olan Cumhuriyetçiler radikal tutumlarından vazgeçerek, uzlaşmaya karar verdi. Yine de 11 milyon yasadışı göçmene oturma izni vermek kolay olmayacak. ABD'de durum değişti. Hispanik seçmenlerin yüzde 71'i Obama'ya oy verdi. Bugüne kadar kaçak göçmenlerin kovuşturmaya uğraması yönünde sert bir çizgi izleyen Cumhuriyetçiler, bir sonraki başkanlık seçimlerinde aynı hataya düşmek istemiyor.”

Fransa'da eşcinsellere evlilik hakkı tanıyacak yasa tasarısı tartışılmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı Hollande'ın seçim kampanyaları döneminde vaat ettiği bu tasarıya muhafazakâr kesim protestolarla karşı çıkıyor. Fransız gazetesi Le Figaro yorumunda bu tartışmaların zamansız yapıldığı yönünde eleştiriyor:

“Avrupa'da hükümetler ekonominin kötü gidişatını durdurmak için uğraş verirken Fransa ‘herkes için evlilik' gibi toplumsal bir tartışma sürdürüyor. Tuhaf bir öncelik sıralaması! Eşcinsellerin evlenmesi ya da evlat edinebilmelerine karşı olunsun ya da olunmasın, bu ayrı, ama Fransız toplumunu ikiye bölen böyle bir reformu tartışmaya açmanın zamanı mı? Genel kanıya göre tam da Fransız gemisinin batmak üzere olduğu bir dönemde!”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Deniz Eğilmez

Editör: Başak Özay

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAdanaAlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAvrupa BirliğiAvusturyaBalyoz DavasıBarack ObamaBaşbakanBeşer EsadBirleşmiş MilletlerDarbeErgenekonEşcinselEvlilikFethullah GülenFransaGenelkurmay BaşkanıHizbullahİlker BaşbuğİngiltereİntiharIrakİranİsrailİsviçreİtalyaMısırNATOPolisRusyaSSCBSavaşSuriyeTerörTürk Silahlı Kuvvetleri
Görüş Bildir