Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

'Yan Yana Gelmek İstemediğim Oyuncular Var'

Ünlüler-

'Yan Yana Gelmek İstemediğim Oyuncular Var'

Onu ilk kez Taylan Biraderler’in 1998 tarihli dizisi ‘Çarli’de tanıdık. Bu birliktelik, ‘Küçük Kıyamet’ ve ‘Vavien’ filmlerinin de aralarında bulunduğu ona yakın projeyle devam etti. ‘Yabancı Damat’, ‘Canım Ailem’, ‘Bizim Yenge’ derken İlker Aksum, televizyonlarda biraz şaşkın, güvensiz, komik ama her daim güvenilir karakterlerle çıktı karşımıza oysa. ‘Küçük Kıyamet’, ‘Vavien’, ‘Güz Sancısı’ gibi filmlerde ‘karanlık’ tarafları olan karakterlere hayat vermişti. Bir de Seyfi var tabii... Seyfi Teoman’ın ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’ filmiyle devam eden Berlin Film Festivali’nde iki yıl önce kırmızı halıda yürümüşlüğü de var. Şu sıralarda ’20 Dakika’ dizisinde haksız yere hapse düşen karısını kurtarmak için uğraşadursun, ilk kez komedi oynadığı bir sinema filmiyle huzurlarımızda. ‘Mutlu Aile Defteri’ni vesile ettik. İlker Aksum’la ‘Çarli’den bu günlere uzanan bir sohbete koyulduk.

Seyirci, televizyonda tanıdığı birisini filmde de öyle görmek istiyor. Bir karakterlerle özdeşleşmek, seyircini böyle bir beklentiye girmesi kaygı yaratıyor mu? Bu kaygıları yapımcılar, yönetmenler de taşır. Ben de taşıyorum. Antepli bir baklavacıyı oynarken, bir sene sonra o kenti işgal eden Fransız kuvvetlerinin komutanı kastını aynı adama vermek bir risk olabilir. Ama oyuncuya güvenirseniz olur. Ben bunu aştığımı düşünüyorum. Peş peşe hep aynı karakterlerden oluşan işleri almadım. Bu kaygı var. Seyirci son yıllarda beni biraz şaşkın ama onurlu karakterlerde görmekten hoşlanıyor.

Sinemada daha önce çoğunlukla ‘karanlık’ karakterlerdeydiniz. Belki de dizilerdekine en yakın karakter ‘Mutlu Aile Defteri’ndeki galiba? Televizyon biraz eğlencelik. Sinemada biraz daha derinlikli karakterler olsun diye istemiştim. Kafamda vardı bu. Ama altından kalkıp kalkamadığınız önemli tabii. Ben kalkabildiğimi düşünüyorum. Piyasanın da bunu gördüğünü düşünüyorum. ’20 Dakika’da başrol verdiler sağ olsunlar. Çok az oyuncu var böyle, Engin Günaydın, Olgun Şimşek gibi... Komik adamdan kötü adama her rolün altından kalkabiliyorlar. Ama tabii bunun bir önemi yok. Yapımcının ve yönetmenin bana bunu önermesi lazım. Taylan Biraderler bu konuda bende çok önemli bir yer tutar.

‘Çarli’ ile takılan bir oyuncuyken ‘Küçük Kıyamet’ten sonra bir anda sinemadaki yeteneğiniz ortaya çıktı.

‘Çarli’ komik bir işti. Ama hemen küçümsendi. Oradan buraya gelmek, mütevazılık yapmayacağım, bir oyunculuk başarısıdır. Ama sana inanan ve güvenen birilerinin olması şart.

Bu noktada Taylan Biraderler mi giriyor devreye? 1996/97 yıllarıydı sanırım. ‘Sır Dosyası’nı yapıyorlardı ve orada küçük bir rolüm vardı. Öyle başladı ve 20 yıla yaklaşan bir dostluk ortaya çıktı. Şu bir gerçek: Yetenekli olabilirsiniz, kendinize iyi bakıyor olabilirsiniz ama birisinin size inanması ve güvenmesi gerekiyor. Çok zor bir şeyi başardığımı düşünüyorum, yıprandım, üzüldüm... Ama oldu. Bunu ben bu ülkede başardım. Çarlı benim kariyerimde çok önemli yer tutar. Çünkü üç yıl prime time’de birinci oldu. Buradan yola çıkıp SİYAD ödülü al, Berlin’de kırmızı halıda yürü.... Zor bir iş.

2006’daki ‘Küçük Kıyamet’ filminden sonra Radikal ’de yayımlanan röportajınızda “35 yaşındayım, evlenip baba olmak istiyorum. Öte taraftan evliliğin kariyerimi engelleyeceğini düşünüyorum. Bir yanım serserilik yapmak istiyor, iki arada bir deredeyim, kafam yorgun. Fiziğimle bir türlü barışamıyorum. Beni yiyip bitiren güvensizlik” diye durumunuzu tarif etmişsiniz. Hâlâ öyle mi? Kafa iyice gitmiş orda... Erkekler otuz yaşından sonra bir mesleki kaygı içine giriyorlar. 30’una kadar lay lay lom gidiyor hayat. Sonra kaygılar başlıyor. Tam o dönem. Kırgın, kızgın, depresyonun doruklarında olduğum dönemler. Bunları konuşmaktan çekinmedim. Seyirciyi kendimden, kendimi de onlardan görüyorum. Ama bu röportajı verdiğim kesimler önemli. Dikkat et Radikal’e anlatmışım. Biraz penceresi bana yakın olan okurdan bahsediyorum. Kendimi kötü hissediyordum gerçekten. Görsel bir sanat olduğu için, “Fiziğimde mi bir problem var acaba? Beni görmüyorlar. Yeteneksiz miyim?” diyorsun. Ama bakınca bunun geride kaldığını görüyorum. Geride kalan zamanda iyi projelerin içinde var olmayı başarmışım. O zaman kendini iyi hissediyor insan. 5-6 ay önce boşandım. Çok zor... Şu anda “Artık bekârım” diyebildiğim bir dönem değil ama mesleki olarak kendimi çok iyi hissettiğim bir dönem. Bizim piyasa o kadar kaygan ki, bir yılda nereye geldiğini anlamazsın.

Sinemada rol seçerken ‘kırmızı çizgiler’ var mı?

Bir teklif geldiğinde ilk sorduğum şey senaryo. Beğendim mi, kast. Kim var? Çünkü bırakın oynamayı, yan yana gelmek istemediğim insanlar var. Kaldı ki üst başlığında sanat geçen bir işin içerisinde hayatta onunla yan yana gelmek istemiyorum. Öyle yönetmenler, senaristler, yapımcılar var hayatımda. Çünkü on küsur yıldır bu piyasadayım ve kimin ne olduğunu sezmiş durumdayım. Bu mesleğe ihanet ettiğini düşündüğüm kişiler var. Kriterler, cast, senarist, yönetmen ve yapımcı. Bu dörtlüğü bozmamaya çalışıyorum. Dördü de mükemmel olamıyor ne yazık ki.

Koşulsuzca ‘evet’ dediğiniz tek isim Taylan Biraderler sanırım...

Aynen öyle. Çünkü herkes “Bundan bir şey olmaz” derken. Onlar bana güvendi. Bir de şöyle bir durum da var: Onların hangi işi benim kriterlerimin dışında ki. Onların yeni bir projesi var. İnşallah yine birlikte olacağız.

Peki Seyfi’yle (Teoman) çalışmak nasıldı?

Seyfi, algısı çok açık, ne yapmak istediğini bilen bir yönetmendi. Çok daha güzel işler olacaktı. Seyfi imzasını hemen anlayacağınız yönetmenlerden birisiydi. Yüz film arasından onunkini seçebilirim. Üçüncü filmin senaryosunu Barış Bıçakçı ile yarıya kadar yazmışlardı. O tamamlasa da çeksek ve Seyfi’ye adasak.

Çalışmak istediğiniz yönetmenler?

İnarritu, Haneke, Scorsese, Michael Man... Bizden Nuri Bilge ile çalışmayı hangi oyuncu istemez. Ayrıca Reha Erdem, Zeki Demirkubuz, Yavuz Turgul sinemasını kim tartışabilir ki!

Keşke ben de olsaydım dediğiniz filmler var mı?

‘Kader’de Ufuk Bayraktar’ın oynadığı rolü isterdim mesala. “Bir Zamanlar Anadolu ’da”da Muhammet Uzuner’in rolüne bir bakmak isterdim. ‘Vavien’de Engin Günaydın’ın rolü olabilirdi (Gülüyor.)

‘Mutlu Aile Defteri’ sinemadaki ilk komedi filminiz? Planlı mıydı?

Değildi. Senaryo iyiydi. Ama sadece senaryoyla da bitmiyor iş. Montaj çok çok önemli. Eğer ki yönetmen filmi tamamen montajcıya bıraktıysa, filmi o yapıyor diyebilirim. Bin kare çekeriz o yüz kareye bağlar mesela...

Babanız asker. Filmde olduğu gibi evde askeri bir disiplin var mıydı?

Jet pilotuydu benim babam ama evde askercilik oynanmadı hiç. Aksine benim oyuncu olmamı en çok destekleyenlerden biridir. Bu, asker camiasında azdır. Çünkü oyunculuk bir meslek olarak görülmez. Gerçi son yıllarda biraz değişti. Yazık ediyorlar.

Bütün oyunculara soruyorum bunu: Ne olacak bu setlerin hali? Yoğun çalışmadan çok mustaribiz. Korkunç bir kaos var ortada. Büyük bir skandal var. Ölümler oluyor. Ama bunlara ne devlet el atıyor, ne kurumlar ciddiye alıyor. Oyuncular Sendikası kurduk. Bu meseleyle ilgileniyoruz. 120 dakika diziler. Yapılamaz diyoruz ama yapıyoruz. Nasıl yapıyoruz tamamen ‘Köle İsaura’ gibi çalışarak. Bunu reddediyorum. Ama benimle beraber 100 kişi setten ekmek yiyor.

Bir umut var mı, düzelecek mi?

Bu, tamamen devletin elinde. Sektör düzelemez çünkü bu işin başında reklamverenler var. Diyorlar ki “Dizi ne kadar uzun olursa daha çok reklam veriyoruz.” Sektöre kalırsa bu iş düzelmeyecek. Bakanlık mı, RTÜK mü olur. Birisi standardı belirleyecek. 70 dakika, 80 dakikaya da razıyız. Biz sendika olarak el koyabilirsek koyacağız. Ama devlet bize destek vermeli.

Yüz dizi çekiliyor, doksanı yayından kalkıyor. Bunun sorumlusu kim? Birileri hâlâ görevinin başında kalmaya, bu seçimleri yapmaya devam ediyor ama...

Sen on haber yapsan ikisi boş çıksa kapının önüne koyarlar. Ama yüz iş giriyor, beşi tutuyor. Bu nasıl bir sektör ben anlamış değilim. Çözmüş değilim. Kanal sahipleri bunu göremiyor mu? Nerden kurtarıyorlar, nasıl kurtarıyorlar. Kurtarıyorlar ki, herkes yerinde duruyor. Ama asıl işin ceremesini settekiler çekiyor. 50 ülkeye film satıyorsun ama bizim gibi ülkeler. Böyle çalışarak Avrupa’ya, Amerika’ya dizi satamazsın. Kaliteyi yükseltemezsen seyirci de tokatı vurur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı diye bir bakanlık var. Neyi bekliyor ki. Sette ölüm var mı, var; kaos var mı, var. Dizilerin içeriğiyle ilgili söylenmeden önce setlerdeki duruma bir el atmak lazım.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Sinemadiziet
Görüş Bildir