Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

"Umudumuz Yoksa Mutlu da Olamıyoruz"

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

"Umudumuz Yoksa Mutlu Da Olamıyoruz" Nazan ÖZCAN

"Umudumuz Yoksa Mutlu Da Olamıyoruz" Nazan ÖZCAN

Alper Hasanoğlu: “Herkes, batıl inanç gibi, aman bunu dillendirmeyelim diyor. Bu neyi gösteriyor: Hepimizin büyük bir umutsuzluk içinde olduğunu. Umudumuz yoksa, mutlu da olamıyoruz.”

Mesele zor, hem de çok! Ruh halleri. Alper Hasanoğlu, Radikal’de pazar günleri bu zor hallerimizi yazıyor. Yazdıklarında hep ruhumuzdan bir parça var. Bazen az, bazen cuk oturan türden. Şimdi o yazılar, İlişkinin Günlük Hayatı ismiyle bir kitapta. Kendini ve ilişkilerini biraz daha “derinden” bilmek isteyenler, Hasanoğlu’nu daha önceki iki kitabından hatırlıyordur. Bu kitap da, altına çizeceğiniz onlarca cümleyle dolu...

Radikal’den arkadaşların sorusunu iletiyorum: Neden mutsuzuz?

En kaba şekilde, ikiye ayırmak lazım. İnsanın özel dünyası ve içinde yaşadığı ülke. Belirli bir bakış açısına sahip insanların ülkenin şu durumunda, mutlu olması zaten beklenemez. İnsanın kendi özel dünyasında mutlu olması gibi ancak küçük burjuva bir kaçış mümkün. Ama ülkenin geneline çaresizlik duygusu o kadar hakim ki. Hiçbir şeyin düzelmeyeceği, olumluya gitmeyeceği ile ilgili yerleşmiş, değiştirilmesi çok zor bir kanı var.

Fakat şimdi barış süreci başladı, durum biraz değişti mi?

Değişsin istiyoruz. Herkes, hatta Kandil bile, bu çaresizlik, umutsuzluk ve mutsuzluktan o kadar yılmış durumda ki, barış olsun isteniyor büyük bir coşkuyla. Ama birebir konuşmalarda, herkes her şeyin her an eskiye dönebileceğiyle ilgili büyük bir kaygı taşıyor. Herkes, batıl inanç gibi, aman bunu dillendirmeyelim diyor. Bu neyi gösteriyor: Hepimizin büyük bir umutsuzluk içinde olduğunu. Umutla mutluluğun ne kadar bir arada gittiğini biliyoruz, umudumuz yoksa, mutlu da olamıyoruz.

Barış da konuşuluyor, neden bu kadar gerginiz hâlâ?

Bir kuşak sonra, yalnızca savaşı görmüş insanlarla devam edecek hayat. İşte orası geri dönülmez nokta. Doğduk Yunanlılar düşman, doğduk Kürtler düşman, doğduk Türkler düşman noktası çok kötü. Yani barışın mümkün olmadığı bir nokta. Çünkü Kürtlerin hemen her ailede bir ölüleri var. Bazı Kürt ailelerinde hem orduda hem gerillada ölmüş olanlar var. Onların duygu durumunu anlayabilmek hiç mümkün değil. Türk tarafında da mesela Bursa’nın her köyünden bir annenin çocuğu şehit olduğunda anne babadan “devletin ve PKK’nın yanlış politikaları nedeniyle çocuğun öldü” rasyonelliğini bekleyemeyiz. Doğal olarak o da Kürdü düşman olarak görecek. O da geri dönüşü olmayan bir şey işte. Gerginlik aslında bu. Biz bu savaşı durdurabilir ve bir 10 yıl idare edebilirsek, insanlar acılarını geride bırakabilecek. Çünkü bir yas tutma süreci lazım, ki travmayı atlatabilelim. Bursa’nın bir köyüne iki şehit cenazesi geliyor, bir yas tutacağız, çünkü Hasan emminin oğlu ölmüş, aradan iki-üç ay geçiyor, insanlar sakinleşirken Mehmet emminin oğlu da ölüyor, yas bir türlü tutulup kapatılamıyor. Normal hayata dönülemiyor.

Helalleşmek nasıl olacak?

Uzun yıllar gerekir. Bize durmaksızın devlet tarafından Kürt veya Türk olduğumuz hatırlatılmasa, Türk veya Kürt olduğumuzu unutup insan olarak birbirimize yaklaşabileceğiz. Ben Türk olduğumu hatırlamaktan sıkıldım. Bu aslında sorun. Bir devlete sahibiz ve devlet dünyadaki uygar devletlerle karşılaştırıldığında korkunç bir durumda. Bunu herkesin kabul etmesi lazım. O saçma narsistik durumdan çıkmamız gerekiyor. Ortadoğu’nun en büyüğü, dünyanın en büyük ekonomisi olmak gibi şeyler, niye hep en büyük olmak zorundayız? Bir sakinleşelim. En büyük olmak illüzyonunu yaşamak, korkunç bir yetersizlik duygusundan geliyor. Yetersizlik duygusuna, hiç kimse uzun süre tahammül edemez. Ülkeler de.

O zaman ne oluyor?

Diyelim ki, Almanya-Türkiye maçı var. Maçtan önce birdenbire herkes Türk milli takımının nasıl mükemmel olduğunu, Almanya’yı mutlaka yeneceğimizi konuşup birbirimizi dolduruyoruz, sonra Almanya maçın yedinci dakikasında bir sıfır öne geçince, gerçeği görüyoruz. Her alanda böyle. Maçtan önceki üç hafta, mental mastürbasyon haftası oluyor.

O daha kötü bir noktaya götürmüyor mu?

Tabii, yetersizlik duygusuyla yanlış stratejiyle başa çıkmaya çalışıyoruz, büyüklenmecilikle. Anlık olarak bu büyüklenmecilik hepimizi rahatlatıyor ama gerçeklikle karşılaşınca büyük bir yıkım yaratıyor.

Kitabın toplamı tabii ki psikiyatri ama daha çok orta üst sınıf anlatıyor.

Evet doğru tespit. Utanacak bir şey yok, muayenecilik oynayan bir psikiyatr olarak birlikte çalıştığım insanlar orta ve üst sınıf insanlar. Ve onları gözlemliyorum ve onlar hakkında okuyup yazıyorum.

Üst orta sınıftan olmayan birileri de kendine dair bir şey bulabilir mi peki?

Kitaptaki narsizm ya da depresyon daha çok şehirli insanı ilgilendiriyormuş gibi dursa da, narsizm ya da depresyon bir şehir sorunu değil. Dünyanın her yerinde depresyon, narsistik kişilik şeması bütün her sınıftan insanda var. Yazılardan sonra bana her yerden mail geliyor, Sadece Nişantaşı ya da Etiler’den değil. Anadolu’nun çeşitli yerlerinden.

"Kadın zaten uygar ve duyarlı doğuyor"

Sürekli mutlu olmak neden bu kadar pompalanıyor peki? Mutsuz olma hakkımız yok mu?

“Mutluluk tuzağı” olarak adlandırıyorum bunu. Amerika’da pozitif psikoloji diye bir ekol var. Her şeye olumlu yönden bakma meselesi. Bu pozitif psikoloji ekolünü destekleyen vakıf, aynı zamanda Cumhuriyetçileri ve çok ağır dini tarikatları da destekliyor. Çok ince bir ayar var. İnsanı mutlu olmaya iten kesim, insanı tüketmeye de iten kesim aynı zamanda. Tüketmek yani çok şeye sahip olmak mutlulukla eşit bir şey olarak anlatılıyor. Mutlu olan, daha fazla sahip olandır ya da tam tersi. Amerika’da sağı destekleyen kuruluşun aynı zamanda mutlu olmayı vaaz eden pozitif psikoloji akımıyla birlikte çalıştığını söylemem yeterli olmaz mı?

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaBursaKitapNişantaşıŞehit
Görüş Bildir