"Piraye Öldü Aşkından, Yine de Dönmedi Nazım’a..." Nazım Hikmet'in Kızıl Saçlı Piraye'siyle Yaşadığı Dillere Destan Aşk

-

Nazım'ın kızıl saçlı Piraye'siyle yaşadığı aşkı anlatacağız bugün size...

Nazım'ın uğruna şiirler yazdığı, kendi deyimiyle kızıl saçlı bacısı Piraye'yi, edebiyatla ilginiz olsun olmasın; az buçuk duymuşsunuzdur...

Hayatından pek çok kadın geçmiş Nazım'ın, pek çok kadınla birlikte olmuş ancak kimse bir Piraye olamamış onun gönlünde. Öyle ki bir mektubunda Piraye'ye "Sen benim en yakın insanımsın." diyor Nazım. Üstelik bu öyle sıradan bir mektup da değil, bir terk edişin mektubu...

Sene 1930...

Piraye iki çocuğuyla birlikte, ülke dışına konserler vermeye giden kocası Vedat Örfi'yi bekleyen, 24 yaşında genç bir kadın... Nazım ise çocukluk arkadaşı olan ilk eşi Nüzhet Hanım'la ailesinin baskısı nedeniyle ayrılmış ve Moskova'dan İstanbul'a, ailesinin yanına dönmüş genç bir şair... Nazım kardeşi Samiye Hanım'ın arkadaşı olan kızıl saçlı, bembeyaz tenli bu kadına görür görmez aşık oluyor... Ancak Piraye, Nazım'la tabiri caizse bir yıl kadar köşe kapmaca oynuyor. Ne Piraye'nin ailesi Nazım'ı ne de Nazım'ın ailesi Piraye'yi istiyor... Ne de olsa Piraye evli, iki çocuklu bir kadın, Nazım ise beş parasız, komünist bir şair...

Ancak Nazım öyle dizeler yazıyor ki, bunca olumsuzluğa rağmen kaçmak ne mümkün Piraye için...

“ …
Kızım, annem, karım, kardeşim
sen
Başında güneşler esen
Altın gözlü çocuk,
Altın gözlü çocuğum benim;
deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti de yaz,
ben, bir demet mor menekşe olsun
getiremedim
sana!
Ne haltedek,
dostların karnı açtı
kıydık menekşe parasına! “

Dayanamıyor nihayetinde Piraye, 1932 senesinde evlenmeye karar veriyorlar. İlkin hep beraber bir köşke yerleşiyorlar. Para sıkıntısı çekiyorlar çekmesine lakin, mutlular, huzurlular... Bu süreçte Piraye, Vedat Örfi'den henüz boşanmamış ancak 13 Eylül'de bu boşanma gerçekleşiyor. Böylelikle her şey güzelleşiyor.

Her şeyin yoluna girdiği bir zamanda, bu kez de kader sillesini vuruyor onlara... Önce 'Gece Gelen Telgraf' isimli kitap için toplatma kararı çıkartılıyor. Ardından ise Nazım tutuklanıyor.

Art arda açılan davalar sonucunda Nazım'ın önce idam talebiyle yargılanması isteniyor, ardından ceza af yasasıyla 1 yıla kadar düşürülüyor. Zaten yaklaşık 1 buçuk yıldır içeride yatan Nazım da salınıveriyor. Nazım ise içerideyken Piraye'ye birçok mektup yazıyor. 

"Bir tanem!
Son mektubunda:
‘Başım sızlıyor yüreğim sersem! ‘ diyorsun.
‘Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
‘yaşayamam! ‘
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı."

Sene 1935...

Nazım hapishaneden çıkalı yaklaşık altı ay geçmiş... Gizli saklı Piraye'yle evlenip, İstanbul'a yerleşiyorlar. Nazım bir yandan İpek Film Stüdyosu'nda çalışıyor, yazılar yazmaya devam ediyor; bir yandan da gazetelerde yazılar yazıyor. Piraye'nin oğlu Mehmet ilkokulu bitirmiş, kızı Suzan ise Robert Koleji'ne yazılıyor. Her şey tam yoluna girmişken, 17 Ocak 1938 senesinde bir gece yarısı, Nazım polisler tarafından alınarak Ankara'ya götürülüyor. Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından hızla yargılanarak kanıtlanmış herhangi bir suçu yokken, komünizm propagandası yapmakla suçlanıyor ve tam tamına 15 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Ardından bu ceza, Yargıtay tarafından resmen onanıyor.

Bu kararla birlikte, Piraye'yle Nazım'ın tam tamına 12 yıl sürecek mektuplaşmaları da başlamış oluyor

Yıllar geçiyor, Piraye'yle Nazım gönüllerindeki bu aşkı ve özlemi mektuplarla bastırmaya devam ediyor. Piraye tam bir teslimiyet ve sadakatle Nazım'ın yanına geleceği günü bekliyor, Nazım da Piraye'ye kavuşacağı günün hayaliyle kendini avutuyor. Ta ki Nazım'ın gönlü başka bir kadına kayana kadar...

Nazım Hikmet Bursa Cezaevi'nde yatarken, ziyaretine dayısının kızı Münevver Berk geliyor.

Nazım'ın Piraye ile evlendiği günlerde Fransa’dan dönen Münevver ile aralarında kısa bir yakınlaşma yaşansa da Münevver ressam Nurullah Berk’le evleniyor ve bir kızı oluyor. Ancak Nazım, Münevver'i tekrar görmesiyle birlikte kendisinden 16 yaş küçük, kumral, yeşil gözlü bu kadına aşık oluyor...

“sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.
Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin…”

Bu duruma daha fazla dayanamayan Nazım, yıllardır büyük bir sadakatle kendisini bekleyen hayat arkadaşı Piraye'yi bir mektupla terk ediyor...

"Piraye

Aramızdaki münasebetlerden birisi olan fakat zaten bilfiil çoktandır mevcut bulunmayan ve daha senelerce de mevcut olamayacağı anlaşılan karı kocalık münasebetimizi, kadın erkek münasebetimizi tasviye etmemiz, kesmemiz gerekiyor. Bunun icap ettiğini uzun muhakemelerden nefsimle yaptığım işkenceli müsahabelerden sonra anladım. Ve sana bir gün bile fazla yalan söylememek için bu münasebetin artık kesilmesi gerektiğini işte hemen yazıyorum. Sen yine benim en yakın insanımsın. En yakın dostum ve arkadaşımsın. Çocukların çocuklarımdır. Bu tarafımızda hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyorum. Fakat artık karı kocalığımız devam edemez. Bu bağımızı bağlarımızdan ancak bir tanesi olan bu münasebetimizi kesmemiz lazım geliyor. Sana yolladığım bu mektupla beraber ben karı koca münasebetimizin kesilmesi için gereken yerlere müracaatımı da yapmış bulunacağım.

Bütün bu olan biten şeye rağmen yakın iki insan olarak kalacağımızı biliyorum. Benim başım sıkıştığı zaman hapiste olayım, dışarıda olayım yine sana koşacağım. Sen de öyle bana koşacaksın. Ömrümün en güzel senelerini, en iyi eserlerini sana borçluyum. Onlar manen ve maddeten senindir. Şimdilik Allah'a ısmarladık. Beni affet bile demiyorum. Her şeye rağmen beni herkesten ziyade anlayacak olan insanın yine sen olduğuna eminim. Ellerinden öperim."

Nazım Hikmet

Bu mektup Piraye için adeta bir yıkım oldu. İstanbul'da bir başına iki çocukla ve yoksullukla boğuşan Piraye, şimdi de hayat arkadaşı tarafından terk edilmişti...

Piraye yıllardır bir umutla sevdiği adama kavuşacağı günü beklerken, onun ayrılık isteğiyle adeta kahrolmuştu. Üstelik Nazım'ı o kadar iyi tanıyordu ki, hayatında bir kadın olduğunu da adı gibi biliyordu. Bunca şeye rağmen oldukça gururlu olan Piraye, ilk celsede boşanmaya karar verdi; ancak bir yandan da Nazım'ın hayatındaki kadını merak ediyordu. Nazım'ın aşık olduğu kadını bulma umuduyla uğraştı, merakını gidermek istiyordu ancak ne yazık ki umduğunu bulamamıştı. Nazım ise bu sırada af umuduyla Münevver'i kocasından boşanmaya ikna etmişti. Nazım Cumhuriyet'in 15. yılıyla birlikte doğan afla dışarı çıkacak, Münevver de bu sırada kocasından boşanacak ve evleneceklerdi.

Fakat bekledikleri şey gerçekleşmemiş, af çıkmamıştı...

Münevver ise Nazım'ın cezaevinden çıkamayacağını anlayınca eşinden boşanmaktan vazgeçmişti. Sonunu bilmediği bu aşk macerasına atılmaya cesaret edememişti... Nazım ise aşkını kaybetmenin acısıyla sarsılırken, bir yandan da onu tüm benliğiyle seven ve bekleyen Piraye'yi de kaybetmişti. Nazım bu pişmanlık ve acıyla Piraye'ye yeninden mektuplar yazmaya başladı. 

"Pirayem Kızıl saçlı bacım benim,
Seni arkadan bıçakladım. Bir damlası benim damarlarımdaki bütün kana bedel kanınla boyandı ellerim. Yeryüzündeki hiçbir insan hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen gel. Sana “Gel” diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam ne halt edeyim öyleyim işte. Fakat gel. Oğlumuz Memet’in başı için gel ve ben kalan ömrümde ona layık bir baba olmak fırsatını kazanabileyim. Senin yüzüne nasıl bakabileceğimi bilemiyorum. Seninle karşılaştığım anda ayaklarının dibine yıkılacağım belki. Belki de sadece bayrağını kendi eliyle düşmana teslim etmiş bir hainin cesaretiyle yüzüne bakmaya çalışacağım. Belki de tek kelime söylemeden gözlerimi iskarpinlerine dikip oturacağım. Fakat gel. Hayatım yalnız kendime ait olsaydı gebermeyi çoktan tercih ederdim. Kendi ferdiyetimden, fizyolojimden, kafamın deli hasta tarafından öylesine nefret ediyorum. Fakat yaşamam lazım. Beni affetmek için değil, beni oğlumuz, kızımız ve onlar gibi iyi namuslu insanlarımız için yaşatmak için gel ve bir daha da yalnız bırakma. Eteklerinden öperim."

Fakat Nazım'ın bu pişmanlık dolu mektupları karşılıksız kalmıştı...

Piraye'den cevap alamayan Nazım, bu sefer oğlu Mehmet'e mektuplar yazmaya başlamıştı. Piraye'nin ziyaretine gelmemesi durumunda intihar edeceğini dahi söylüyordu. Piraye bir gün, bütün bu ısrarlara dayanamayarak çocuklarını da alıp Nazım'ı ziyarete gitti, ancak Nazım'ın karşısında eski Piraye yoktu... Bu karşılaşmanın ardından ara sıra mektuplaşsalar da, ne Piraye eski Piraye'ydi, ne de Nazım eski Nazım...

Sene 1950...

i.pinimg.com

Piraye ile artık bir araya gelemeyeceğini anlayan Nazım, açlık grevine başladı ve sağlığının kötüye gitmesiyle hastaneye yatırıldı. O zamanlar özel bir afla hapishaneden çıkacağına olan inancını tekrar kazanan Nazım, Münevver ile görüşmeye başladı. Piraye ise Nazım'ı ziyarete gelmişti. Bu sırada kapı açıldı ve içeriye Münevver girdi. Nazım'ın aşık olduğu kadının Münevver olduğunu anlayan Piraye, apar topar hastaneyi terk etti. Bu Nazım'ın kızıl saçlı Piraye'yi son görüşüydü...

14 Temmuz 1950'de cezaevinden çıkan Nazım'ın yanında Münevver vardı.

Birlikte bir eve çıktılar ancak henüz Nazım, Piraye'den boşanmış değildi. Bu boşanma 1951 senesinde gerçekleşti ve hemen ardından Münevver bir erkek çocuğu dünyaya getirdi. Şaşırtıcı olan ise Nazım'ın, bu çocuğun ismini Mehmet koymasıydı... Piraye bu ayrılığın ardından tek bir söz etmemiş, tek bir gazeteye dahi konuşmamıştı. Nazım'la ilgili ne varsa, ölene dair kalbinde saklamıştı... 

Yani Piraye aşkından ölmüş, ama yine de Nazım'a dönmemiş ve onunla ilgili tek bir kelime dahi etmemişti...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
iamwoman

Sevdiğimiz yazarlar şairler, hayatları bu şekilde olduğu için sevdiğimiz oluyorlar.Aşk ve acıdan besleniyorlar yoksa nasıl çıkar o cümleler o dizeler.

sukran-kucuk

ahh piraye :(

kuvvetmira25

Aklı ile kalbi ile değilde sikiyle düşünen , elindeki imkanlarla dönemin adeta bir playboy'u olan bi kadının aklına girip yuvasını dağıtıp başka biriyle tanışır tanışmazda arkasına bakmadan terkeden bir adammış edebi yönü değilde edep yönü oldukça eksik bir adammış. Adam dedik affola

muharrem_ince_sevdalisi

Ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkı'nda, süne sen bunun farkındasın ne polis farkında

cnrefendi

Nicedir düşünürüm, Nazım Hikmet gibi şairliği mükellef olan bir yazar, nasıl olur da Atatürk ve İsmet İnönü tarafından 15 yıl hapse mahkum edilir. Ve nasıl olur da, vatansever, yurtsever Nazım orduyu isyana teşvik eder de bu cezayı yer. Biz mesela Nazım'ı şu anda rahat konuşabiliyoruz (hükümet yandaşları olayı kendilerine çekmesinler) Nazım önceden konuşulamazmış, savunulamazmış. Ve filmlerde Nazım hiç doğrudan anlatılmaz, hep başka isimlerle komünist rolünde hayat verilirmiş. Mesela Türk sinema tarihine katmış olduğu eserler var, Tosun Paşa, Berhan Şimşek'in oynadığı Kızılırmak Karakoyun filmleri hep Nazım'ın kaleminden. Fakat komünizme yakınlığından dolayı dönemin sağ-sol olayları da çok karışık olduğu için kimse cesaret edemezmiş Nazım'ı konuşmaya, filmini yapmaya. Baksanıza, 2007'de Mavi Gözlü Dev'i izledik. Demem o ki, çok büyük yazar fakat zamanında da pek sağlıklı işler yapmamış. Bilmiyorum, tüm bunları duyunca sevmiyorum Nazım’ı, sebebini bilmiyorum ama şiirleri, yazıları, muazzam geliyor.

cnrefendi

Bazı yerlerde bu bilgilerin doğru olmadığı da yazıyor, ne biliyim mesela Ömer Deniz yüzünden hapse girdiğini, komünizmi yaymak suçundan demokrat parti tarafından bu cezaya mahkum edildiği falan.. Yani Cumhuriyetçiler demokratlara, demokratlarda cumhuriyetçilere sallıyor, çözemedim bilmiyorum, varsa daha net daha doğru bilgi duymak isterim.. Nazım'ın karısını kızını anlatacaksanız anlatmayın, o bitmez.. Ne Vera'sı bitti, ne Piraye'si ne Münevver'i.. Bi Kafka'nın Milenası'na yazmamış üstat :)

Başlıklar

AltınAnkaraBeni affetBursaFransaİdamİntiharİstanbulKitapTercihYargıtayaşk
Görüş Bildir