'Milli Felâkete 7 Etken'

 > -

Spor yazarı Uğur Meleke, Türk Milli Takımı'nı adım adım felâkete götüren 7 faktörü sıraladı. Listenin ilk iki maddesi kin ve kibir.

Daha Hollanda'yla hiç oynamadık ama şimdiden Çekler ve İzlandalılar'ın 8 puan gerisindeyiz. Milli takımımızı 21 yıl sonra ilk kez üç maçın ardından grup sonunculuğuna götüren süreç nasıl işledi? Tüm rakiplerin bekleri bize karşı nasıl yıldızlaştı? 70 milyonluk Türkiye'den nasıl tek bir stoper çıkmadı? 20'ye yakın Türk futbolcunun oynadığı Bundesliga'dan nasıl tek bir katkı alamadık? İşte Türk Milli Takımı'nı adım adım felâkete götüren 7 faktör...

7) Rakip analizleri

Aslında Danimarka ile oynanan hazırlık maçında o sinyaller başlamıştı ama maalesef görememiştik. Sağ bekleri Ankersen, 45 dakika boyunca sol tarafımızı felç etmiş; aynen bizim gibi rakiplerin de kenarda çoğalınca iş yapacağını anlayamamıştık.

İzlanda karşısına sadece Sigurdsson ve Sigthortsson'u tanıyarak çıktık. Sol bekleri Skulason, 5 asist yapacak kadar pozisyon üretti. Çek maçına sadece Rosicky ve Cech'i konuşarak başladık. Sağ bekleri Kaderabek 5 dakika içinde elini kolunu sallaya sallaya ceza alanımıza 2 etkili top getirdi. Biri gol oldu, birinde şans kalemizi korudu.

Son olarak Letonya da fişi yine sağ kenarımızdan kesti. Yine isimsiz sol kenar oyuncusu Aleksejs Visnakovs her iki devrede üç etkili hücumla bir penaltı kazandırdı, birini hakem vermedi, birini de Mehmet Topal kesti. Rakip analizlerini eksik yaptığımız, rakiplere saygı duymadığımız sürece de böyle isimsiz futbolcuların ismini öğrenmeye devam edeceğiz herhalde!

“Başında 'milli' olan bir kurumun enerjisini kinden, nefretten değil; sevgiden dostluktan alması gerek. ”

6) Fantastik tercihler

Milli takımların eskisi gibi çok fazla hazırlık maçı yapma şansı yok. Eskiden bir milli takım hocası diğerini telefonla arayıp iki çarşamba sonrasına randevulaşıp hazırlık müsabakası ayarlayabiliyordu. Artık bu mümkün değil. Hazırlık maçlarının yerleri FIFA tarafından belirlenmiş, senede iki, bilemediniz üç kez toplanabiliyorsunuz takımınızla.

Milli takım teknik direktörleriyle milli takım futbolcularının bu kadar az buluşma fırsatı olunca, çok fazla teknik taktik üstünde durmaları da zor. Bir oyuncuyu farklı bir pozisyonda oynatmak lüks. Kulüplerin kullanmadığı bir stratejiyi milli takımda kullanmak tehlikeli.

İzlanda maçına üçlü savunmayla çıktık. Ligimizde üçlü oynayan takım yok.

Çek Cumhuriyeti maçında duran topta alan savunması uyguladık. Ligde uygulayan hemen hemen yok.

Stoperde Mehmet Topal'ı, on numarada Arda'yı kullandık. Bu pozisyonlar, bu oyuncuların alışık olduğu roller değil.

Sonuç ortada... Herkese en iyi bildiği işi yaptırmak, galiba en doğrusu.

5) Duran top şaşkınlığı

Çeklerden yediğimiz korner golü üstünde belki biraz daha durmak gerek. Sivok ceza alanının tam da göbeğinde vuruyor kafayı. Üstelik de geriden gelmiyor, durduğu yerden sıçrıyor. Ve onunla sıçrayan Selçuk'la Mehmet'ten önce buluşuyor topla. Çünkü milli takım alan savunması uyguluyor kornerlerde.

Alan savunmasının iki handikapı var:

Birincisi, adam adama savunmada sadece adamınızdan sorumlusunuz. Bir kişiyi tuttunuz mu, ona bir biçimde vurdurmadınız mı başarılısınız. Alan savunmasında ise tüm grup birlikte hareket edebilmeyi becerebilmelisiniz. Solunuz sağınız her yeriniz tehlike olabilir. Bu da ancak uzun süre birlikte çalışmış savunmaların iyi yapabileceği bir iştir.

İkinci handikapsa siz durduğunuz yerde alanınızı savunurken geriden gelen oyuncu daha yükseğe daha güçlü sıçrar her zaman. Momentumu daha yüksektir. Hollanda'dan Van Persie'den yediğimiz gol böyleydi. Sivok durduğu yerden attı, ama Sivok'un değil çimlerin marke edilmesi esas sorundu.

Zira futbolda golleri alanlar değil, adamlar atar...

4) İstanbul performansları

Şüphesiz ki bütün mesele teknik yönetimle ilgili değil. Türk futbolcuların bireysel form durumları da düşük. 25 kişilik kadroda tek bir lejyoner, Arda var. Hakan-Ömer-Gökhan olayının da etkisiyle Bundesliga'dan tek bir futbolcu gelmemiş. Milli takım formsuz İstanbullulara kalmış; onların da hali ortada. Letonya maçının son yarım saatinde sahada büyükler dışından 4 futbolcu vardı: Adem, Bilal, Ozan Tufan ve Volkan Babacan... Bana maçın en iyi üç adamını say deseniz bu dörtlüden üçü girer benim ilk üçüme...

“Her ulusal maç öncesi biz daha tekniğiz, biz daha kaliteliyiz, biz daha pahalıyız algısı, milli takımı her geçen gün bitiriyor, tüketiyor. Kibir kaybettiriyor çok açık. Sanırım bir de artık mütevazı olmayı denemek gerek.”

3) Huzur

Ulusal takımlarda başarının motivasyon yoluyla gelme dönemi bitti gibi. Artık futbolcular kulüplerine gönülden bağlı. Bosman Yasası sonrası futbolculara sonsuza kadar sahip olamayan kulüpler, onlardan kontratları boyunca yüzde 100'lerini istiyor. Yüzde 90'larına bile razı değiller artık. Çok yüksek maaşlar ödüyor, çok yüksek primler veriyorlar. Sigortasını, sağlığını, reklam gelirlerini düşünüyorlar. Onlardan da herşeyini istiyorlar karşılığında. Milli takım umrunda değil hiçbir kulübün.

Dolayısıyla bu yeni yıldızları, bu telekomünikasyon ve globalleşme çağında rakibi yıkma-yakma-dağıtma motivasyonuyla çalıştırmanız çok zor. Milli takımda gerilim değil, huzur arıyor futbolcu. Mutluysa, rahatsa iyi performans veriyor. "Çıkın ve rakibinizi öldürün, bitirin!" değil, "Çıkın ve oyununuzu oynayın, zevk alın!" diyebilen teknik direktör alıyor en çok verimi.

Bizim çocukların da sahaya sadece zevk almaya çıkamadıkları ortada sanırım.

2) Kin

Başında 'milli' olan bir kurumun enerjisini kinden, nefretten değil; sevgiden dostluktan alması gerek. Fatih Terim, Gökhan Töre'ye sahip çıkmakla kötü bir şey yapmadı belki de... Ömer ve Hakan'a kin tutmamalarını, arkadaşlarını affetmelerini öğütledi. Ama bunu söyledikten 5 dakika sonra, "Bir daha milli formayı göremeyecekler." diyerek kinin en büyüğünü sergiledi çocuklara.

Grubunuzda kin istemiyorsanız, siz de kin tutmamalısınız...

1) Kibir

Büyürken küçülmek. Sanırım hayatın her alanında başarının sırlarından biri de bu.

Her ulusal maç öncesi biz daha tekniğiz, biz daha kaliteliyiz, biz daha pahalıyız algısı, milli takımı her geçen gün bitiriyor, tüketiyor.

En son 1924'te yendiğimiz ve son 4 maçtır mağlup edemediğimiz Letonyalılar'a karşı yaptığımız kibir şovunun sonucu ortada. Beşiktaş'ın üçüncü, Fenerbahçe'nin dördüncü stoperiyle sahaya çıkan Çekler, Konyaspor'dan gönderilmiş oyuncuyla yıktılar bizi.

Kibir kaybettiriyor çok açık. Sanırım bir de artık mütevazı olmayı denemek gerek.

Uğur Meleke, Milliyet

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Beşiktaş Jimnastik KulübüÇek CumhuriyetiFIFAFatih TerimFenerbahçeGökhan TöreİstanbulMilli TakımVan Persiepenaltı
Görüş Bildir