‘Hiç Kurusu’ Olup Kalıyorum, Sabahın Köründe…

 > -
2 dakikada okuyabilirsiniz

‘Hiç Kurusu’ Olup Kalıyorum, Sabahın Köründe…

‘Hiç Kurusu’ Olup Kalıyorum, Sabahın Köründe…

Hayat böyle bir şey işte… Düz, uzun metinlerin anlatamadığını küçücük bir mektup ya da kısa bir sohbet anlatır bazen, unutulmaz olur.

“Anne ile Öteki” adlı öyküden…

“İşte bu evde doğdun!

Koyu gölgeli ensiz sokağın ortalarında, iki iri yapının arasına sıkışmış, dar alnaçlı, cumbacıklı üç katlı evin

ikinci katını göstermişti annemin işaretparmağı. Bahar güneşi altında ışıldayan pencere önündeki saksılara doğrulmuş bir tabancaydı buğday rengi eli.

Eve doğru uzamış sağ kolu öylece gerili kalmıştı. Öbür eliyle yüzündeki saçları kulağının arkasına yerleştirdi; gözü nişanda, yayı gerili okçu duruşuyla, kalakaldı bir süre.

Şişe sesleri bölerdi uykunu.

Paslı elektrik direğinin ucundaki boynu bükük lambanın ışığına bulanmış akşamın sarışın sokağı, kasvetli

odada parlayan yanaklarım… Sonra, sıkıntıyla çarpılmış yalnızlıkları uçurtma diye uçuran, anadan tembihli babadan öğütlü, pasaklı çocukları –mor memelerde kalmış dudaklarına izmarit takan, yanakları sümükten salyangozlu, geceleri altına kaçırıp gündüzleri üste çıkmayı beceren, öğlenleri kuyruklarına bağladıkları gazete parçalarını yakarak kaçışlarını izledikleri kedilerle eğlenen, akşamüstleri mahalle delisi taşlayan çocukları– izlediğim perdeye desen olan kara gözlerim. Sıcacık sıkıntıydı, hem ne sıkıntı, yatak dediği. Tuhaf, topunun birden gözümün önüne düşmesi, üstelik eti kemikten ayıran kıl kasap bıçağı hüneriyle.

Pencere önünde oturur beklerdim babanı. Gözlerim dalar gider, midye çıkarırdım öylece. Elindeki marulu tartının yanındaki bulanık kovaya daldıra daldıra tezgâhtaki ölü marulların üzerine silkelerken sanki içime su serpen manavın yıldızlar saçan çıplak ampulü yandı mı bu kez içim kararırdı. Çok beklerdim babanı. Adamlar geçerken kafamı çekerdim o saatten sonra pencereden. Ortada kalmış kaplumbağa ürkekliği dolardı içime.”

90’larla birlikte canlanan genç öykücülüğümüzün en önemli yazarlarından Murat Yalçın , yeniden okurunun karşısında. Karga Zarif ’te yer alan öykülerin ortak yanı, insanın sonsuz neşeye de, sınırsız hüzne de açık yüzüne ayna tutması. Murat Yalçın’a göre ne insanın ne de edebiyatın sınırlarla ve katılaşmış tanımlamalarla işi var; göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor yaşam. Anlaşılır kılmaya kalkışmak, boşuna bir çaba…

Yalçın, modern öykünün de, Anadolu anlatılarının da el verdiği, bilgelikle ironinin iç içe geçtiği öykülerinde, yaşadığımız çağın (ya da çırpınışın) etkileyici bir manzarasını çiziyor. Zengin ve derin bir dille. Karga Zarif , Yalçın’ın renkli öykücülüğünün usta işi bir örneği. Öyküseverlerin el üstünde tutacakları bir kitap.

MURAT YALÇIN

MURAT YALÇIN, 1970 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi. 1990’da yayıncılık mesleğine başladı. 2000’den bu yana Kitap-lık dergisini yönetiyor. Öykülerini topladığı kitaplar Aşkımumya (1995), İma Kılavuzu (2003), Şen Saat (2006) ve Kesik Hava (2009). Hafif Metro Günleri romanını 1998’de, yazınsal notlardan oluşan Kontrol Kalemi’ni ise 2011’de e-kitap biçiminde yayımladı.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

İstanbulKitap
Görüş Bildir