'Paralel Devleti Siz Kurmadınız mı?'

 > -

'Mustarip Olduğunuz Paralel Devleti Siz Kurmadınız mı?'

Almanya'da dış politika uzmanlarıyla buluşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, "Acaba şu anda mustarip olduğunuz ve karşı durduğunuz, hem yargı hem emniyetteki paralel devleti hükümet olarak siz kurmadınız mı?" sorusu yöneltildi. Erdoğan ise, "Yargı ve yürütmenin güvenlik ayağında belli bir paslaşma ile hükümete, devlete karşı bir eylem söz konusu" dedi. Erdoğan, Gezi Parkı eylemlerini ise Türkiye'deki yatırımların önünü kesmek isteyen çevrelerin girişimi olarak nitelendirdi. Erdoğan, basın özgürlüğüne ilişkin bir soruya da, "Tabi Sınır tanımayan muhabirler gerçekten sınır tanımıyorlar" diye yanıt verdi.

Berlin'deki Alman Dış Politika Cemiyeti'nde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, burada dış politika uzmanları, akademisyenler ve gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Erdoğan'a ekonomik durum, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu, Türkiye'de gazetecilerin tutuklu olması, ifade özgürlüğüne ilişkin sorunlar ve Suriye meselesi soruldu.

Başbakan Erdoğan, "Faiz oranının yoğun artışı Türkiye’de bir krize neden olabilir mi?" şeklindeki soruya, Türkiye'nin 2013'teki büyüme rakamlarıyla yanıt verdi ve "Bizler istikrar ve güven sayesinde aynı kararlılıkla yüzde 4 gibi bir büyümeyi ortalama olarak bu 2013’ün ilk üç çeyreğinde yakaladık, dördüncü çeyreğin neticeleri yok ama, 3,8 ile bunu tamamlayacağız. Ki 3,8 de şu anda dünya geneline baktığınız zaman ilk beş içerisinde yer alıyor. İlk beş içerisinde yer alması da Türkiye’nin nerede olduğunu göstermesi bakımından çok çok önemli" dedi.

Yolsuzluk sorusu

Erdoğan, "Yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili Türkiye’de güvenin tesisi için neler düşünüyorsunuz?" şeklindeki bir soruya ise şu yanıtı verdi:

"Bir şeyi özellikle ifade etmem lazım. Bu son 17 Aralık’ta yaşanan olaylarla ilgili çok ciddi dezenformasyonun etkisi altında olduğunuzu görüyorum. Türkiye’de bir yolsuzluk olayının olduğu, bunu eğer kişisel olarak değerlendiriyorsan bu ayrı bir konudur. Ama bunu yönetimde bir yolsuzluk olayı olarak değerlendirirseniz bu yanlış bir tespittir."

Gezi Parkı eylemlerini üçüncü havalimanıyla ilişkilendirdi

Erdoğan yanıtında Gezi Parkı eylemlerine de değindi ve eylemleri öncesinde yapılan üçüncü havalimanı ihalesiyle ilişkilendirerek, şunları ileri sürdü:

"Biz Gezi olaylarını yaşadık. Gezi olaylarının olduğu mayıs ayında önce nelerin olduğunu bilmenizi isterim. Örneğin o ay içerisinde Türkiye üçüncü havalimanı ihalesi denilen ve yıllık yolcu kapasitesi 100 milyonun üzerine çıkan, dünyanın ilk üç havalimanı arasında yer alacak bir ihaleyi gerçekleştirdi. Bunun maliyeti 42 milyar dolar. Buna devlet olarak biz bir kuruş para koymuyoruz. Sadece 20 yıl kullanım hakkını veriyoruz. Her şeyi kendileri harcayacaklar. Beş Türk ortağın bir araya gelerek yapacağı bir havalimanı olayı. Yine aynı süre içerisinde 2,5 milyar dolara mal olarak bir üçüncü köprüyü yaptırıyoruz. İstanbul İzmir arasında yapılmakta olan ve üç saate düşürecek olan bir otoyol. Ve bunun üzerinde dünyanın sayılı asma köprülerinden birisi kuruluyor. Bu arada yine Marmaray’ın açılışının yapıldığı bir ay. Yüksek hızlı trenin aynı sürece rastladığı bir süreçte ortaya böyle bir şey çıkıyor. Ortaya çıkan olayda ne var? Deniyor ki, burada çevrecilik açısından bir adım atılıyor. Neymiş o? 12 ağaç oradan sökülüyor, başka yere dikiliyor. Bu gerekçe gösterilerek bu tür adımlar atılıyor. Bunlar tabi çevreci bir iktidara karşı aslında sadece dereyi bulandırmaktan başka bir şey değildi. Zira bizim 2 milyarı aşkın fidan ve ağaç diken bir iktidar olduğumuzu dostlarımızın bilmesi lazım. Tüm esnafın halkın cam çerçeve ticarethanelerini böyle bir noktaya getirmek herhalde demokratik bir tavır değildir. Demokraside haklar sandıkta aranır. Hiçbir zaman molotofla sopayla aranmaz diye düşünüyorum. Bir ülke ihracatını 36 milyardan 152 milyar dolar acıkan bir iktidar yolsuzluklarla buraya gelebilir mi? Diyoruz ki bakın 3 Kasım 2002’den bu yana üç genel seçim, iki yerel seçim, iki referandum yaşadık. Başarıyla çıktık. Şimdi 30 Mart’ta yine bir seçim yapacağız. Eğer halk bizi burada birinci parti olarak çıkartıyorsa, demek ki bu iktidar dürüsttür."

"Orada Gezi mezi olayı da değil"

Bir katılımcı Erdoğan'ın konuşmasında Türkiye'nin insani hedeflerinden bahsettiğini hatırlatarak, "Polisin Gezi Parkındaki göstericilere karşı tavrını bununla nasıl bağdaştırıyorsunuz?" dedi ve şunları ekledi: "Siz, 'demokrasinin seçimler sandık üzerinden geçer' dediniz, fakat seçimler bir çoğunluğun, AK partili bir çoğunluk. Ama toplum içerisine onu seçmeyenlerin de dahil edilmesi gerekiyor. Bu güçlerin seçimler esnasında diyaloğa nasıl katmayı düşünüyorsunuz?" Erdoğan ise şu cevabı verdi:

"Demokraside şüphesiz ki azınlıkların haklarını korumak esastır. Ama orada çoğunluğun tek başına iktidar yaptığı bir yönetimi de azınlığa hiçbir zaman ezdirmemek en doğal haktır. Öyle kalkıp da biz çoğunluğun azınlığa egemen olmasını istemesek de, azınlığın da çoğunluğa baskıcı egemen, şiddete başvurmak suretiyle evet diyemeyiz. Şimdi Gezi olaylarını söylüyorsunuz. Siz Frankfurt’taki, Hamburg’daki eylemler yaşandı. Bizim polisimizde mukayese edilemeyecek şekilde görüntüler yaşandı. Bu görüntüler benim elimde var. Bunları nereye koyacaksınız? Orada Gezi mezi olayı da değil. Bakın Taksim’de çok farklı düşüncelerim vardı. Türkiye’de, bir tane opera binası yoktur. Taksim’de bir kültür merkezini opera binası yapma hevesi vardı. Bunu bizim iktidarımız yapacak diye, dediler ki hayır yaptırmayız dediler. Burası deprem tehdidi altında bir yer. Gezi Parkı denilen yer, kışlaydı. Büyük şehirlerde müzeler vardı. Biz aynı kışlayı inşa edelim, bunun üzerine şehir müzesi haline getirelim istedik. Dediler ki hayır, istemeyiz. Şimdi bu özellikle geçmiş dönemlerde komünist rejimlerde olan yaklaşım biçimiydi. Yeni bir şey yapacaksanız buna her zaman karşı çıkarlardı. Biz bunları yapmak istiyoruz."

Erdoğan, Mor Gabriel Kilisesi'nin sorunun çözdüklerini ve Sümela Manastırını açtıklarını söyleyerek, "Azınlığın haklarını korumak budur. Biz bunun adımlarını attık" dedi.

Erdoğan, Gezi Parkı eylemlerindeki polis şiddetine ilişkin de "Bölücü terör örgütü ve yanlı terör örgütleriyle atılan adımlar varsa, müsaade edin de güvenlik güçleri yapılması gerekenleri yapsın. Bunlar da hiçbir zaman standartların dışında değildir" diye konuştu.

"Gezi'ye AK Parti seçmenleri de katılmıştı"

Erdoğan'ın bu anlattıkları üzerine salondan Gezi Parkı eylemlerine katılanlar arasında AK Parti seçmenlerinin de bulunduğu hatırlatılarak, "Mesela halkın, sadece hükümetin hediyelerini kabul etmek değil de, şehrin politikalarına katılım sağlamalarını hakkında ne düşünüyorsunuz?" şeklinde bir soru geldi. Erdoğan ise şöyle konuştu:

"Bize bu tür politikalara katılmak için gelenlerin teklifleri gördük. Onların tekliflerinin dışında, adeta kanun yapıcı noktada kendilerini görme, yani yasama organının yapması gerekenleri, kendilerini yükselttiğini görüyoruz. Bir şehrin vatandaşın öyle taleplerde bulunur ki, bunun bir kabul edilebilirliği olur. Ama bu yoksa, bu konuda yetki kimdedir? O şehrin meclisindedir. O şehrin meclisi bununla ilgili kararı alır. Fakat çok daha farklı şekilde, eğer merkezi yönetimi bu ilgilendiriyorsa, federal meclisi ilgilendiriyorsa, burada da yasama organı bununla ilgili adımı atar. Eğer halkın iradesine saygı duyacaksak, halk ne dersek o olacaksa, o zaman biz yasama organının çıkaracağı bu yasalara uymak zorundayız. Burada halkın iradesini kazanamayanların, halkın iradesi üzerinde şiddetle egemenlik kurmayı gerektiriyor ki bu demokrasilerde kabul edilemez."

"Mustarip olduğunuz paralel devleti siz kurmadınız mı?"

Erdoğan'a "paralel yapı" iddiaları da soruldu.

Internationale Politik Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Dr. Sylke Tempel, Erdoğan'a geçmişteki AK Parti-Cemaat ortaklığı hatırlatılarak, "Acaba şu anda mustarip olduğunuz ve karşı durduğunuz, hem yargı hem emniyette olan bu sistemi hükümet olarak siz kurmadınız mı?" sorusu yöneltildi. Erdoğan; bu soru üzerine şunları söyledi:

"Şu anda mevcut sistem belli bir hareketin grubun oluşturduğu bir sistem değildir. Bu tüm Türkiye’de çeşitli STK’ların ortaya koymuş olduğu düşünceler neticesinde oluşturulan bir yapıdır. En son mesela referandum yüzde 58’le çıkmış bir referandumdur. Bunun içerisinde her grup var. burada belli bir grup söz konusu değil. Özellikle de yargı ve yürütmenin güvenlik ayağında, belli bir paslaşmanın olması, bu paslaşmayla birlikte hükümete karşı devlete karşı bir eylem oluşturulması söz konusudur. Böyle bir adımın atılmasına tabii ki sessiz kalınması mümkün değildir. Bu bir başkası da olabilirdi. Daha önce mafya, çete bunlar bunu yapmak istediler. Bu işin Türkiye’de mafya çete ayağını çökerten bir iktidarız biz. Daha sonra da bu tür örgütlenme ortaya çıktı. Nereden çıkarsa çıksın... Bunun önünde dershaneler meselesi vardır. Bizim tavrımız, artık devletin okulları vardır, kolejler vardır. Yani koleje para ödeyecek, dershaneye para ödeyecek. Benim vatandaşım 'devletin okulu varsa bunlar niye var' diyor. Bunlar yanlış şeylerdi. Bunlara bizim müsamaha etmemiz mümkün değildir. Belli bir süre verdik. Burada ciddi bir rant söz konusuydu. 'Siz mi böyle yapıyorsunuz' diyerek böyle bir süreç başlatıldı. Böyle bir sürece bizim müsaade etmemiz mümkün değil. Yargıdaki paralel yapılanma, diğer kurumlardaki yapılanma, özellikle şu anda farklı bir sürecin içerisinde girecektir. İşin en çirkin boyutu şudur: Şantajlarla, ortam dinlemeleriyle, bütün bunların yanında görüntülemeyle, bir çok güvenlik mensupları yargı mensupları tehdit altına alınmıştır. İş adamına hareket etme, etmediğin takdirde elimizde belgeler var. onları ifşa eder. Bunu bakan arkadaşlarımıza da yaptılar. Dolayısıyla biz de diyoruz ki, böyle bir şeye bizim asla müsaade etmemiz mümkün değil. Bedeli ne olursa olsun bu iş çözüme kavuşturulacaktır. 30 Mart bunun dönüm noktası olacaktır. Bunu da açıkça ifade ediyorum."

"Tutuklular normal gazeteci değil, silah yakalatmış terörist"

Erdoğan'a iddia ettiği yapıların açığa çıkarılması için özgür bir basın olması gerektiğini hatırlatan salondaki katılımcılardan biri, "Bu paralel yapıları açığa çıkarmak gerekiyorsa, serbest çalışan bir medya önemli değil mi? En fazla tutuklu bulunan gazeteci Türkiye’de görünüyor" dedi. Erdoğan, bunun üzerine sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yani başbakanına her türlü hakareti yapabilen medya Türkiye’de var. Ailesine her türlü hakareti yapabilen medya Türkiye’de var. Şu anda en çok içerde dediğiniz Türkiye’de, normal basın mensubu parmak sayılarını geçmez. Diğerleri, büyük bir çoğunluğu terör örgütleriyle ya silah yakalatmıştır ya eylem hareketindedir. Bunlar hep sizlere dezenformasyonla aktarılan bilgilerdir. Geçen işte Brüksel’de rakamlarıyla hepsini açıkladım. Normal sarı basın kartı olanların sayısı 5 veya 10 sayısında. Yani AB ülkelerinde, gerçek manada basın mensuplarının çok çok üstünde şu anda tutuklu olduğunu biliyoruz. Bu noktalarda kaynağından incelersek çok daha isabetli olur diye düşünüyorum."

CNN Türk

Haberin Tamamı İçin:

'30 Mart'tan Sonra Paralel Yapıyı Bitireceğiz'

Başbakan Erdoğan Almanya'da gazetecilerin sorularını cevapladı. Başbakan, konuşmasında 30 Mart'tan sonra paralel yapı konusunda operasyon yapılacağı imasında bulunarak, "bu işi bitireceğiz" dedi.

Başbakan Erdoğan Alman gazetecilerin sorularını paralel yapı meselesini seçimden sonra somut bir şekilde çözeceğini söyledi.

Erdoğan'ın açıklamasından satırbaşları

Gezi parkında polislerin davranışını nasıl buluyorsunuz?

Demokraside şüphesiz ki azınlıkların haklarının koruması esastır ama çoğunluğu da azınlığa ezdirmemekte haktır.

Gezi olaylarını söylüyorsunuz peki Hamburg'daki eylemleri nereye kocaksınız, Frankfurt'ta eylemler yaşandı bunları nereye koyacaksınız . Elimde görüntüler var sizin polisiniz daha sertti bunları nereye koyacaksınız dedi.

İstanbul'da opera binası yoktu. Taksim'de opera binası yapalım dedik istemediler. Müze yapalım dedik istemediler. Kominist düzenlerde nasıl güzel ve yeni birşeyler yapmak isteyenlere hep karşı çıkarlar. Buradada öyleydi.

Azınlığın hakları bizim hükümetimiz zamanında korundu, ancak terörist isteklere müsade etmeyiz.

Bu tür örgütlenme nerden çıkarsa çıksın önemli değil. Bunun evvelinde bir dershane meselesi vardı. Bizim bu konudaki tutumumuz şudur. Bir taraftan koleje gidecek, dershaneye gidecek ona da buna da para ödeyecek. O zaman okul neden var. Dershaneye gidip niye para ödüyoruz. Bunlar yanlış şeylerdi. Bunlara müsamaha etmemiz mümkündeğildi. Belli süreler verdik. Burada ciddi bir rant vardı. Bu rant kaybı bunları ciddi manada rahatsız etti. Siz mi bunları yapıyorsunuz diyerek böyle bir süreç başlattılar. ,

Şu anda yargıdaki paralel yapılanma ve güvenlik güçlerindeki paralel yapılanma ve diğer kurumlardaki yapılanma şu anda farklı bir sürecin içine girecektir. İşin en çirkin boyutu şudur. Şantaj telefon dinlemeleri ve ortam dinlemeleri ve görüntüleme ile bir çok yargı ve güvenlik mensupları tehdit altına alınmıştır. İşadamına hareket etme ya da bizim adımıza hareket et denilmiştir. Eğer etmezsen elimizde görüntüler var akıbetin kötü olur denilmiştir. Bunu bakanlara milletvekili arkadaşlarımıza da yaptılar. Böyle bir şeye asla müsaade edemeyiz. Bu iş çözüme kavuşacaktır. Bu işi çözüme de kavuşturuyoruz. 30 Mart dönüm noktası olacaktır. Açıkça ifade ediyorum.

BAŞBAKANA VE AİLESİNE KÜFREDEN MEDYA TÜRKİYE'DE VAR

Başbakana ve ailesine her türlü hakareti yapan bir medya Türkiye'de var. Bütün aile bireylerine bakanların her türlü aile bireyine hakaret ve küfrü yapabilen bir medya Türkiye'de var. En çok içerde dediğiniz gazeteciler, Türkiye'de normal basın mensubu olanlar parmak sayılarını geçmez. Diğerleri terör örgütleriyle iltisaklıdır. Ya silah yakalatmıştır, ya eylem yapmıştır yahut terör örgütüyle iltisaklı olarak yakalanmıştır. Bunlar hep sizlere dezenformasyonla aktarılmıştşır. Brükselde de rakamlarıyla bunları açıkladı. Sarın basın kartı olanların sayısı 5-10 arasındadır. AB'nin bir çok ülkesinde biz basın mensuplarının bunların sayısının çok üstünde şu anda tutuklu olduğunu mahkum olduğunu biliyoruz. Bu noktalarda kaynağından incelersek daha isabetli olur. Kaynak da Adalet bakanlığımızdır. Bilgiyi oradan alın.

Muhabir Bazen sınır tanımayan gazeteciler de kaynak olabilir Sayın Başbakan

Başbakan: Sınır tanımayan muhabirler gerçekten sınır tanımıyor. Sınır ne sınırıdır. Bu sınırın bir defa çalışması çok önemli. Sınırı da hukuk içinde yaparsanız bir anlamı var. Sınır tanımazlık hukuk dışı olursa bizim için geçerliliği yoktur.

Muhabir Tanımla ilgili bir sorun var belki. Hukuka uygunluk ne anlama gelir dediğimiz zaman.

SURİYE VE BM SORUNU

BM'nin geçici üyelerinin bir anlamı yok. Önemli olan daimi üyelerdir. Suriye'de bir insanlık trajedisi yaşanıyor ama Rusya ve Çİn BM'yi bloke ediyor. ŞU ana kadar alınan bir mesafe yok. Avrupa'ya Suriye'den mülteci alınması isteniyor. 30 bin Suriyeli için talep geliyor. 30 bin Suriyeliyi bile Avrupa kabul edemiyor. Ancak 18 bin Suriyeliyi alabiliriz diyor. Bizde ise şu anda 700 bin Suriyeli var. Şunu sormak benim hakkım değil mi? Ey Avrupa siz burada insani ve vicdani olarak böyle bir tabloyu hele hele 55 bin fotoğrafı gördükten sonra buradaki insanları kimyasal silahlara konvansiyonel silahlara varil bombalarına nasıl temsil edersiniz. Size düşen bir görev yok mu? Az önce saydığımız rakamlar kişi başına gelirlerin 40 bin avrolara ulaşan Avrupa'da bu insanları kabul etmemek vicdani midir? Bu konuda BMGK'nın attığı bir adım var mı? BMGK'nın adımı yok. Şu anda beş üyenin beşi de, cenevre1 de de cenevre2'de de durumu gördük.

ZALİM DİKTATÖR ESED BİR BATAKLIK, KURUTULMASI LAZIM

Netice alınmayacak gibi görünüyor. Herkes birbiriyle farklı çekişmelerin içinde. Önce bunları aşmamız lazım. Türkiye olarak bütün bu güçlükler içinde, İran'da da görüşmelerimiz oldu, önce terör örgütlerini temizleyelim dediler. Kendilerine dedim ki sivrisinek öldürmekle bataklığı kurutamazsınız. Bu bataklığın kuruması lazım. Zalim diktatör Beşşar Esed'dir bu bataklık. Bu alındıktan sonra burada hemen seçimlere gidilmesi lazım. Baas rejiminden kurtularak çok partili bir döneme geçilmesi lazım. Bir taraftan da oradaki örgütlerle ilgili mücadeleyi hep birlikte yapalım. BM olarak gereken müdahaleyi yapalım. Ne karar alınacaksa karar alalım. ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere ve artı Almanya hep birlikte katkılarımızı sunalım ve ortak mücadeleye girelim. Halkın iradesi buraya egemen olsun: Esed giderse yerine kim gelecek diyorlar. Halk kimi isterse o gelecek.

BÜYÜK OLAYLAR BÜYÜK LİDERLERİ DOĞURUR

Büyük olaylar büyük liderleri doğurur. Olaylar var ortada. Bu olaylar inanıyorum Suriye'de liderini doğurur, meydana çıkarır. Olaya böyle yaklaşmamız lazım. Süratle BMGK görevini yapmalı. Çünkü şu anda BMGK dünya barışına yönelik görevini ifa etmekten aciz duruma düşmüştür.

ESED SORUNUNU ÇÖZELİM

Bizim görevimiz şahsım ve dışişleri bakanımız olarak, bölgedeki tüm ülkelerle ilişki halinde olmamız lazım. Fakat bizdeki kararlılığı diğer ülkelerde göremiyoruz. Mesela ben Rusya'nın devlet başkanı sayın Putin'le çok görüştü. Dışişleri bakanım sayın Lavrov'la çok görüştü. ABD'li yetkililerle, İranlılarla da görüşüldü. Davutoğlu hepsiyle görüştü. Fransa ve İngiltere ile de görüşüldü. Ama bakın kararlı duruş çok önemli. Kararlı durulmadıktan sonra bize düşen sadece bombalardan kaçan 700 bin Suriyeliye evimizi kapımızı açmaktır. Dolayısıyla ben sayın Putin'le görüştüğüm zaman ben Beşşar Esed'in avukatı değilim diyor. Değilseniz gereğini yapalım. Biz işi kovalıyoruz, temenni ederim ki atacağımız bir çok adımla olumlu bir neticeye ve bölge barışını yakalamaya muktedir oluruz. Kaynak:Rotahaber

www.istanbulhaber.com

Haberin Tamamı İçin:

'Bedeli Ne Olursa Olsun Çözüme Kavuşturulacak'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Berlin'deki Alman Dış Politika Cemiyeti'nde yaptığı konuşmaya, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in daveti sonucu Almanya'ya yaptığı resmi ziyaret vesilesiyle Alman Dış Politika Cemiyeti'nde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı.

"2014 yılı Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri bakımından tarihi bir yıl olacak" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Esasen, dünyamızın son yıllarda şahit olduğu önemli hadiseler, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin önemini, Türkiye’nin AB üyesi olmasının hayatiyetini net bir şekilde ortaya koydu. Küresel finans krizi, Arap uyanışı, Suriye ve Mısır meseleleri. Özellikle bunlar başta olmak üzere çok sayıda gelişme, aslında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne değil, Avrupa Birliği'nin Türkiye’ye olan ihtiyacını hepimizin görmesini sağladı.

Türkiye’de ekonomik büyümenin ve demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden biri terör meselesiydi. Terörün sosyal maliyeti kadar ciddi bir ekonomik maliyeti vardı. Ayrıca terör, sağlıklı bir ortamda reform yapılmasını, siyasetin süreçlere egemen olmasını engelliyordu. Yoğun gayretlerimiz neticesinde terör meselesi çözüm yoluna girdi diyebilirim. Çünkü son 1 yılı aşkın süredir Türkiye terör nedeniyle kayıplar yaşamıyor."

Başbakan Erdoğan, "Yine Türkiye’de ekonomik büyümenin ve demokratikleşmenin önündeki bir başka engel de vesayet sistemi, devlet içine sirayet eden çete ve örgütlerdi. 11 yıl içinde verdiğimiz yoğun mücadele sayesinde bu sorunların çözümü yolunda da önemli mesafe kaydettik" ifadesini kullandı.

"Siyasi istikrara yönelik saldırı yapılmak istendi"

"17 Aralık tarihinde Türkiye’de ekonomiye, siyasi istikrara, demokratik kazanımlara yönelik yeni bir örgütlü saldırı yapılmak istendi" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Emniyet ve yargı başta olmak üzere, devlet kurumlarına sirayet etmiş bir örgütlü yapı kullanılarak, Türkiye siyaseti yeniden tasarlanmak veya yeniden dizayn edilmek istendi. Türkiye’nin rotası, istikameti değiştirilmek istendi. Kararlı ve dik duruşumuz sayesinde, özellikle de halkımızın desteğiyle, bu saldırıyı da etkisiz hale getirdik.

İki ay sonra 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler, Türkiye için tarihi nitelikte bir dönüm noktası olacaktır. Açıkçası, 30 Mart’ta demokrasinin, istikrarın, özellikle de siyasetin çok büyük bir zafer elde edeceğine, eski Türkiye’yi artık kapatıp, yeni Türkiye çağını başlatacağına inanıyorum. Gerçekten de Türkiye artık yeni bir döneme giriyor. Bu yeni dönemde Yeni Türkiye'de geçmişten bugüne kadar devam eden bazı engeller ve sorunlar artık olmayacak. Örneğin ekonomi, direncini ispat etmiş şekilde daha fazla istikrar ve güven zemininde büyümesini sürdürecek."

"21'inci yüzyıl tarihini Türkiye'siz şekillendirmek imkansız"

Başbakan Erdoğan, "20'nci yüzyılın tarihini, Osmanlı Devleti'ni, ya da Türkiye Cumhuriyeti'ni dışarda tutarak yazmak ne kadar imkansızsa 21'inci yüzyılın tarihini de Türkiye'siz şekillendirmek o kadar imkansızdır" dedi.

"Ortadoğu’da vicdanlar yaralandıkça, vicdanlardaki adalet duygusu zedelendikçe, bunun tüm dünyaya bedeli de ağır oluyor" diyen Erdoğan, "Şu anda, Suriye içinde Yermuk'ta, bir şehrin topyekün cezalandırılmasını, bir şehrin bütünüyle açlık ve sefalete terkedilmiş olmasını hiç duymayabilirdik. Biz bunu yapmadık, yapamayız. Tarih, bize bunu yapma hakkı vermiyor" ifadelerini kullandı.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Erdoğan, "Ben Sayın Putin ile görüştüğümde 'Ben Beşşar Esed'in avukatı değilim diyor' ve bunu medya önünde söylüyor. Değilseniz o zaman gereğini yapalım" dedi.

"Polisimiz ile mukayese edilemeyecek şiddet uygulandı"

Başbakan Erdoğan, "Hamburg'da, Frankfurt'ta eylemler yapıldı ve bizim polisimiz ile mukayese edilemeyecek düzeyde şiddet uygulandı, bunu nereye koyacaksınız?" dedi.

"Birçok yargı mensubu tehdit altına alındı"

Başbakan Erdoğan, paralel yapılanma ile ilgili, "Bedeli ne olursa olsun, bu iş çözüme kavuşturulacaktır" şeklinde konuştu.

Erdoğan, "İşin en çirkin tarafı şudur. Şantajlarla, telefon dinlemeleriyle, özellikle ortam dinlemeleriyle, bütün bunların yanında görüntülemeyle birçok güvenlik mensubu, birçok yargı mensubu tehdit altına alınmıştır" dedi.

AA

Haberin Tamamı İçin:

Erdoğan, Türkiye'deki Suriyeli Sayısını Açıkladı

Başbakan Erdoğan, Türkiye'deki Suriyeli sayısına ilişkin "Ülkemizde 700 bine yakın Suriyeli var. 2 milyar doları aşkın yatırım oldu" dedi.

Başbakan Erdoğan, Alman Dış Politika Enstitüsünde, "21. Yüzyılda Türkiye, Avrupa ve Dünya" temalı konuşma yaptı.

Suriye'deki katliama sessiz kaldığı için Batı dünyasının eleştiren Erdoğan "Birileri çıkıp Filistin meselesinin Avrupa’ya hiçbir bedelinin olmadığını iddia edebilir. Bu mesele vicdanlarda adalet duygusunun sarsılması gibi bir maliyet de ortaya çıkarmıştır. Mısırda yapılan darbenin orta ve uzun vadede en azından vicdanlara ödeteceği bir bedel açıktır. Suriye için de ödeneceğini hatırlatmak isterim" dedi.

"SURİYELİLER İÇİN 2 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM YAPILDI"

Türkiye'ye sığınan Suriyeli vatandaşların sayılarına ilişkin verileri de açıklayan Erdoğan, şu ifadelere yer verdi:"150 bine aşkın kayıtlı, bir o kadar da kayıtsız var. 300 bine ulaşan bir ölüm. 7 milyona varan bir göç söz konusu. 700 bine yakın Suriyeli bizim ülkemizde, 220 bini çadır ve konteynır kentlerde kalıyor. Ama bakıyorsunuz, bırakın Suriye için adım atmayı, mülteciler için dahi çok kısıtlı yardımlar yapılıyor. Bizim 2 milyar doları aşkın yatırım oldu, ama bize dünyadan gelen yardıma baktığınızda maalesef 130 milyon dolar."

Erdoğan'ın açıklamasından satırbaşları;

Almanya'ya resmi ziyaretimiz özellikle Alman dışpolitika cemiyetinde sizlerle bu vesileyle bir arada bulunmaktan memnuniyet duyuyorum. Bu konuşmanın ardından Şansölye Merkel ile bir araya geleceğiz. Akşam saatlerinde de Berlin Avrupalı Türk demokratların düzenlediği bir buluşmada vatandaşlarımızla buluşacağız. Ziyaretimizin Türk-Alman işbirliği açısından önemli neticeleri olacağını umuyorum. 2014 Türkiye-AB ilişkileri açısından yoğun bir trafiğe sahne oluyor. Ab Yetkilileriyle Brüksel'de önemli temaslarımız oldu. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ülkemizi ziyaret etti. Cumhurbaşkanımız İtalya'ya gittiler. İspanya'dan ülkemize resmi bir ziyaret olacak bu yoğun trafik de yıl boyunca devam edecek.

"AB'NİN TÜRKİYE'YE İHTİYACI VAR"

2014 Türkiye- Ab ilişkileri bakımından tarihi bir yıl olacak. Son olaylar Türkiye-AB ilişkilerinin önemini ve Ab üyeliğinin hayatiyetini ortaya koydu. Küresel finans krizi, Suriye ve Mısır olayları gibi çok sayıda gelişme Türkiye'nin Ab'ye değil, Ab'nin Türkiye'ye olan ihtiyacını hepimizin görmesini sağladı.

"BÜTÇEMİZ SARSILMAZ BİR DİSİPLİNE KAVUŞTU"

Artan nüfusa rağmen işsizlik azaldı. Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından olan yüksek enflasyon artık geride kaldı. Borçlanma faizleri düştü. Borçluluk oranı ciddi şekilde azaldı. Bütçemiz sarsılmaz bir disipline kavuştu. Bankacılık mali alanda yapısal reformlar gerçekleştirdik. Türkiye'deki demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden biri terör meselesiydi. Sosyal maliyeti kadar bir de ekonomik maliyeti vardı. Ayrıca terör sağlıklı bir ortamda reform yapılmasını da engelliyordu. Yoğun gayretlerimiz neticesinde terör meselesi bir çözüm yoluna girdi diyebilirim. Son bir yıl içerisinde Türkiye terör nedeniyle kayıplar yaşanmıyor.

Bir başka engel de vesayet sistemi, devlet içine sirayet eden çete ve örgütlerdi. 11 yıl verdiğimiz yoğun mücadelede sorunların çözümü için önemli adımlar kaydettik. 17 Aralık'ta ekonomiye demokrasiye yeni bir saldırı yapılmak istendi. Devlet kurumlarına sirayet etmiş bir örgütlü yapı kullanılarak Türkiye siyaseti yeniden dizayn edilmek istendi. İstikameti değiştirilmek istendi. Kararlı ve dik duruşumuz sayesinde, halkımızın desteğiyle bu saldırıyı da etkisiz hale getirdik.

Açıkçası 30 Mart'ta demokrasinin istikrarın özellikle de siyasetin çok büyük bir zafer elde edeceğine, eski Türkiye'yi artık kapatıp yeni Türkiye çağını başlatacağına inanıyorum.

"ÇOK SAYIDA ENGEL VE SABOTAJLA KARŞILAŞTIK"

Çözüm sürecinin bütün sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik çözüm aracının siyaset olduğu herkes tarafından kabul edilecek. Biz hükümet olarak 11 yıldır Türkiye’nin normalleşmesine yönelik, Türkiye’yi Ab standartlarına kavuşmanın mücadelesini veriyoruz. Çok sayıda engelle provokasyon ve sabotajla karşılaştık. Reform sürecini engellemek yada yavaşlatmak için hükümetimize çok sayıda tuzaklar kuruldu. En son 17 Aralık tuzağının bozulmasıyla, vesayet odakları vazgeçecekler. Bunun da çok önemli bir adım olacağını artık ben görüyorum.

"2023 HEDEFLERİMİZE ULAŞACAĞIZ"

2023 için çok büyük hedefler belirledik. Önümüzdeki 9 yıl içinde büyüyen ekonomiyle, barışçıl dış politikamızla Ab katılım sürecimizle 2023 hedeflerimize ulaşacağımızdan hiç şüphem yok. Türkiye Ab ilişkilerinin, yada Türkiye Almanya ilişkilerinin dar bir çerçevede ele alınmasına biz her zaman itiraz ettik. Ab ile Almanya’nın Türkiye ile ilgili ilişkileri varolan olaylarla değerlendirilemez. Bunun öncesinde tarihi bir boyutu vardır. Meseleyi sadece göç inanç ekonomi boyutuyla ele almak, bunu da popülizmin malzemesi yapmak tarihe ve geleceğe haksızlık olur.

Yerel sorunlar da şu anda tüm dünyaya tehdit teşkil edebiliyor. Ortadoğu’da herhangi bir ülkenin yaşadığı sorunlar, artık sadece o ülkenin sınırları içinde kalmayıp tüm dünyanın başını ağrıtabiliyor.

TÜRKİYE'DEKİ SURİYELİ SAYISI

Birileri çıkıp Filistin meselesinin Avrupa’ya hiçbir bedelinin olmadığını iddia edebilir. Bu mesele vicdanlarda adalet duygusunun sarsılması gibi bir maliyet de ortaya çıkarmıştır. Mısırda yapılan darbenin orta ve uzun vadede en azından vicdanlara ödeteceği bir bedel açıktır. Suriye için de ödeneceğini hatırlatmak isterim. Suriye’de, Avrupa’nın yanı başında, 21’nci yüzyılın en büyük insanlık trajedisi yaşanıyor. 150 bine aşkın kayıtlı, bir o kadar da kayıtsız var. 300 bine ulaşan bir ölüm. 7 milyona varan bir göç söz konusu. 700 bine yakın Suriyeli bizim ülkemizde, 220 bini çadır ve konteynır kentlerde kalıyor. Ama bakıyorsunuz, bırakın Suriye için adım atmayı, mülteciler için dahi çok kısıtlı yardımlar yapılıyor. Bizim 2 milyar doları aşkın yatırım oldu, ama bize dünyadan gelen yardıma baktığınızda maalesef 130 milyon dolar.

Ortadoğu’da vicdanlar yaralandıkça bunun tüm dünyaya bedeli de ağır oluyor. Türkiye olarak 21’nci yüzyılın insani değerlerin damgasını vurmasını yürekten arzuluyoruz.

SORU CEVAP

Faiz oranının yoğun artışı Türkiye’de bir krize neden olabilir mi? Yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili Türkiye’de güvenin tesisi için neler düşünüyorsunuz?

Dünyada özellikle 2012 – 2013 değerlendirdiğimizde bir ekonomik krizin olduğu ortada. Bu kriz esnasında Türkiye mali disipliniyle zaten bu ekonomik krize, aynı şekilde krize giren bir ülke olarak bu süreci yaşamadı. Bizler istikrar ve güven sayesinde aynı kararlılıkla yüzde 4 gibi bir büyümeyi ortalama olarak bu 2013’ün ilk üç çeyreğinde yakaladık, dördüncü çeyreğin neticeleri yok ama, 3,8 ile bunu tamamlayacağız. Ki 3,8 de şu anda dünya geneline baktığınız zaman ilk beş içerisinde yer alıyor. İlk beş içerisinde yer alması da türkiye’nin nerede olduğunu göstermesi bakımından çok çok önemli. Bir şeyi özellikle ifade etmem lazım. Bu son 17 Aralık’ta yaşanan olaylarla ilgili çok ciddi dezenformasyonun etkisi altında olduğunuzu görüyorum. Türkiye’de bir yolsuzluk olayının olduğu, bunu eğer kişisel olarak değerlendiriyorsan bu ayrı bir konudur. Ama bunu yönetimde bir yolsuzluk olayı olarak değerlendirirseniz bu yanlış bir tespittir.

"BİZ GEZİ OLAYLARINI YAŞADIK"

Biz Gezi olaylarını yaşadık. Gezi olaylarının olduğu mayıs ayında önce nelerin olduğunu bilmenizi isterim. Örneğin o ay içerisinde Türkiye üçüncü havalimanı ihalesi denilen ve yıllık yolcu kapasitesi 100 milyonun üzerine çıkan, dünyanın ilk üç havalimanı arasında yer alacak bir ihaleyi gerçekleştirdi. Bunun maliyeti 42 milyar dolar. Buna devlet olarak biz bir kuruş para koymuyoruz. Sadece 20 yıl kullanım hakkını veriyoruz. Her şeyi kendileri harcayacaklar. Beş Türk ortağın bir araya gelerek yapacağı bir havalimanı olayın.

Yine aynı süre içerisinde 2,5 milyar dolara mal olarak bir üçüncü köprüyü yaptırıyoruz. İstanbul İzmir arasında yapılmakta olan ve üç saate düşürecek olan bir otoyol. Ve bunun üzerinde dünyanın sayılı asma köprülerinden birisi kuruluyor. Bu arada yine Marmaray’ın açılışının yapıldığı bir ay. Yüksek hızlı trenin aynı sürece rastladığı bir süreçte ortaya böyle bir şey çıkıyor.

"DEMOKRASİDE HAKLAR SANDIKTA ARANIR"

Ortaya çıkan olayda ne var? deniyor ki, burada çevrecilik açısından bir adım atılıyor. Neymiş o? 12 ağaç oradan sökülüyor, başka yere dikiliyor. Bu gerekçe gösterilerek bu tür adımlar atılıyor. Bunlar tabi çevreci bir iktidara karşı aslında sadece dereyi bulandırmaktan başka bir şey değildi. Zira bizim 2 milyarı aşkın fidan ve ağaç diken bir iktidar olduğumuzu dostlarımızın bilmesi lazım. Tüm esnafın halkın cam çerçeve ticarethanelerini böyle bir noktaya getirmek herhalde demokratik bir tavır değildir. Demokraside haklar sandıkta aranır. Hiçbir zaman molotofla sopayla aranmaz diye düşünüyorum.

"DEMEK Kİ BU İKTİDAR DÜRÜSTTÜR"

Bir ülke ihracatını 36 milyardan 152 milyar dolar acıkan bir iktidar yolsuzluklarla buraya gelebilir mi? Diyoruz ki bakın 3 Kasım 2002’den bu yana üç genel seçim, iki yerel seçim, iki referandum yaşadık. Başarıyla çıktık. Şimdi 30 Mart’ta yine bir seçim yapacağız. Eğer halk bizi burada birinci parti olarak çıkartıyorsa, demek ki bu iktidar dürüsttür.

BU GÜÇLERİN SEÇİMLER ESNASINDA

Tabi ki hasımlar olacaktır, sevmeyenler olacaktır. Bu da demokrasinin güzelliğidir diye düşünüyorum.

Çok doğrudan bir soru. Siz Türkiye’nin insani hedeflerinden bahsettiniz dış politikada. Bu Türkiye’de polisin, gezi parkındaki göstericilere karşı nasıl bağdaştırabiliriz? Siz demokrasinin seçimler sandık üzerinden geçer dediniz, fakat seçimler bir çoğunluğun, AK partili bir çoğunluk. Ama toplum içerisine onu seçmeyenlerin de dahil edilmesi gerekiyor. Bu güçlerin seçimler esnasında diyaloğa nasıl katmayı düşünüyorsunuz?

Demokraside şüphesiz ki azınlıkların haklarını korumak esastır. Ama orada çoğunluğun tek başına iktidar yaptığı bir yönetimi de azınlığa hiçbir zaman ezdirmemek en doğal haktır. Öyle kalkıp da biz çoğunluğun azınlığa egemen olmasını istemesek de, azınlığın da çoğunluğa baskıcı egemen, şiddete başvurmak suretiyle evet diyemeyiz.

haberler.com

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAhmet DavutoğluAlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAngela MerkelAvrupa BirliğiBaşbakanBeşer EsadBirleşmiş MilletlerÇinDershaneFilistinFransaGezi ParkıİngiltereİranİspanyaİstanbulİtalyaİzmirMısırPolisRecep Tayyip ErdoğanRüşvetRusyaSuriyeTerörVladimir PutinYerel Seçimdepremetiçerde
Görüş Bildir