“Espas” Üzerine | Zeynep Sönmez

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

“Espas” Üzerine | Zeynep Sönmez

“Espas” Üzerine | Zeynep Sönmez

Selma Sancı, Sel Yayınları arasından çıkan ilk romanı Espas’ta “basın sektörünün neredeyse bütün aşamalarında çalışmış” bir yazar olarak iyi bildiği Cağaloğlu’yu, 1980 öncesinin ideolojik ve politik bakımdan hareketli günlerinin fonunda anlatıyor.

Dönemin panoramasını basın-yayın sektörünün simgesi haline gelmiş Cağaloğlu ile, oradaki dergi, gazete, matbaa ve tekstil atölyelerinde yaşananlara odaklanarak çizmeye çalışıyor.

“Semtler, okullar, kahveler ikiye bölünmüştü, fabrikalarda bile kutuplaşmalar yaşanıyordu. Sokaklarda kimlik kontrolleri her gün biraz daha sıklaşıyordu. Polis öğrenci evlerine baskınlar düzenliyordu…”

Otobüs duraklarının tarandığı, ailelerin çocukları için endişelendikleri, kayıpların, gözaltıların yoğunlaştığı bir dönemden geçilmektedir. Nebile üniversite sınavına girmiştir ve sonuçları beklemektedir. Bir yandan da çeşitli dergilerde çalışmaktadır. Tahir’i bir dernek seminerinde tanır. Siyasi konulara ilgili, onlar hakkında konuşmaktan hoşlanan, şiir okumayı seven üniversiteli bir gençtir Tahir. Aralarında dostluktan öte duygular yeşermeye başladığında Tahir’in birdenbire ortadan kaybolmasıyla Nebile’nin endişeli bekleyişi başlar. Ev adresinin bulunmasından korktuğu için bir posta kutusu (1982 numaralı) kiralayan Nebile, Tahir’in ablasına “Deniz” takma adıyla –bu adı daha sonraları öykülerini dergilere göndermek için de kullanacaktır– mektup yazar. Boşuna değildir “Deniz”i seçmiş olması; böylelikle Nebile’nin sol harekete sempati duyduğu duyumsatılır okura. Tahir’in ablasının adresine telefon rehberinden ulaşır Nebile. Ona takma adla yazması, yalnızca adresinin tespit edileceğinden korktuğu için değil, utanıp çekinmesi yüzünden ve Tahir’e olan ilgisi ortaya çıkmasın diyedir biraz da. Buradan, özellikle romanın başlarında Nebile’nin ürkek, çekingen ve hassas kişiliğine dair ipuçları yakalıyoruz. Diğer yandan roman boyunca kendini zor ele veren apolitik tutumunun izlerini sürüyoruz. Tahir’i tanımakla değişmeye başlayan bu tutum, onu bulmak için gösterdiği çabaların anlatıldığı roman boyunca değişiyor ve büyüyor Nebile.

Tipo baskıdan ofset baskıya geçiş sürecinde yaşananların, atölyeler-fabrikalar, mahalle bakkalları-marketler, terzilik-hazır giyim sektörü arasında da yaşandığı, insanların işsizlik korkusuyla karın tokluğuna çalıştıkları, sendikal faaliyetlere katıldıkları için işten çıkarıldıkları, okudukları gazete nedeniyle sokak ortasında tartaklandıkları günler…

Espas, resim sanatında kullanılan, matbaacılıkta da oradaki gibi “aralık” anlamına gelen bir terim. Adıyla koşut olarak romanın, ana kahraman Nebile’yi esas alıp onun çevreninde dönerken, keskin biçimde bu merkezden uzaklaşıp yan karakterlerin yaşamlarını anlatmaya geçen, böylelikle “sıçramalı” denebilecek, her sıçrayışın boşluğa dönüştüğü kurgusal yapısı var. Diğer yandan, öylesine kalabalık ki içerisi, sonlara doğru bile yeni karakterlerle tanışabiliyor okur. Bu, toplumsal hareketlilikle başabaş bir anlatı dilinin yakalanması adına yapılmış olabilir diye de düşündürüyor; yaşamak giderek zorlaşmakta, güçsüz olanlar daha fazla direnememekte, şanslarını başka yerlerde denemek üzere köklerinden kopmakta, farklı yaşamlara doğru savrulmaktadırlar.

Değişen, değişmeye zorlanan insanı anlatıyor Espas; neden gösterilmeksizin sürülen öğretmenleri, şiir okudu diye ispiyonlanan ve fişlenenleri, “tezlerini daktiloya getiren solcu çocuklara yardım ediyor diye” kovulanları, kaçarak ya da saklanarak yaşamak zorunda bırakılanları, yakalanmamak için yurtdışına çıkanları… baskının ve korkunun ele geçirdiği hayatı.

Barışın ve huzurun özlendiği günlerden sesleniyor bizlere diğer yandan. Nefretin nerede ve ne zaman başladığının cevabını ararken belleklerimizi sınayan yaşam bilgisinden süzülüp edebiyata sızıyor. Çözüme ilişkin önermesini ise daha ilk sayfalarda ortaya koyuyor gibi:

“Alacakaranl ıkta gözlerini açtı. Gün ağardı ağaracaktı. Bir süre aydınlanmakta olan pencereye baktı. Sonra kalkıp kapıyı açtı. Keskin bir toprak kokusu doldu odaya. Karıncalar eşikteki çatlakta bir sırada gidip geliyorlardı. Aralarında bir kapışma, didişme yoktu. Karşı karşıya geldiler mi biri duruyor, öbürüne yol veriyordu. Tahir, parlak bedeni çamurlu bir karıncanın geniş bir çukurdan kurtulmak için çılgınca çırpınışını seyretti.”

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Polis
Görüş Bildir