Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

'AKP Sporu Politikaya Alet Etti'

 > -

'AKP Sporu Politikaya Alet Etti'

Galatasaray Eski Başkan Yardımcısı Adnan Öztürk’le, spor ve siyasete dair konuştuk. Yönetimle yollarını neden ayırdığını anlatan Öztürk, sporun geleceğini “politika, işadamlığı ve para” üçgeninden çıkmasında gördüğünü söyledi.

Türkiye’de gençliğe yatırım yapılmadığını söyleyen Öztürk, “bugün spor dediğinizde yetenek geliyor akla. Allah vergisi yetenekle çıkmış insanlar deniliyor; onlar da zaten bir elin parmakları kadar oluyor. Onları da biz ya paramparça ya da yok ediyoruz” diyor.

Sunay Gedik / Mehmet Yavuzkan -soL

Galatasaray yönetimiyle yolunuzu ayırdınız, sizi bırakmaya götüren nedenler nelerdi?

Galatasaray’ı bugün ne yazık ki perde arkasında politika ve hesap yapanlar yönetiyor. Ünal Aysal ve İnan Kıraç ikilisi, Galatasaray’ı oyuncakları zannediyor. Bu ilişkilerle ve yönetim tarzıyla ilgili olarak benim ciddi rezervlerim vardı. Bunları hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşmadık, içerde kaldı ancak o rezervlerin hepsi bu sene zaten patlardı.

Patlayacak rezervlerden kastınız nedir?

Galatasaray Adası’yla ilgili meblağlar, kontrat patlayacaktı; bedava dağıtılan biletler patlayacaktı. “Ünal Aysal’la tarzımız pek uymuyor” demeyeceğim, hiç uymuyor. Yani ben direkt konuşmayı seviyorum, böyle perde arkası işlerden hiç hoşlanmıyorum. Onun tarzı da benim hoşlandığım tarzın tam tersi. Galatasaray’a yakışan işler değil bunlar. Galatasaray, benim için saygı, sevgi müessesesidir. Saygı ve sevginin olduğu yerde, zaten böyle perde arkası işlerin de olmaması lazım.

Rezervleriniz olan bu sorunlar şimdilik ötelendi mi yoksa üstü kapandı mı?

Ünal Aysal, “1.400 oy aldım, yeniden seçildim” diye düşünüyor ama Galatasay’da 1400 oyla istediklerinizi yapamazsınız, yaptırmam zaten. Yani ne Galatasaray Adası ne de diğer konularda karışık işlerin hiçbir tanesine elimden geldiğince müsaade etmem. Bunun adı muhalefetse muhalefet olsun.

Mayıs 2014’te, Galatasa-ray’da bir daha seçim olacak. Biz Galatasaraylılar, önceliği şampiyonluğa vermeyiz, sportif başarıya vermeyiz; önceliği kulübün prensiplerine, ona saygıya veririz. Yöneten insanların, kulübü temsil eden, camiayı temsil eden kişilerin de öyle davranması gerektiğine inanırız.

Galatasaray’a başka bir dönemde yeniden yönetici olarak katkı koymayı düşünüyor musunuz?

İlkokul öğretmenim, “seni imtihanlara sokacağım, muhakkak İstanbul’da okuman lazım” diyerek anneme imzalatmam için bir form vermişti, formda Galatasaray’ı görünce işaretledim ve burada parasız yatılı okudum. Galatasaray sadece benim değil, bütün ailemin hayatını değiştirdi. Bu nedenle sadece spor kulübünde değil, Galatasaray’la ilgili bütün kurumlarda benim görevlerim vardır. Bugünkü hayatımı Galatasaray’a borçluyum ve bunun kıymetini çok çok iyi biliyorum. Dolayısıyla, o kıymeti korumak için Galatasaray’ın her türlü kurumunda her türlü görevi alırım. Bir saniye bile tereddüt etmem.

YÖNETİCİLERİN MAL VARLIKLARI İNCELENMELİ

Türkiye’de spor camiasını düşündüğümüzde, siyaset ve çıkar ilişkilerinin belirleyici olduğu bu ortamda bir güzellik, bir amatör heyecan, bir zerafet mümkün mü?

Tabii ki mümkün ama bunun mümkün olması için olayların ciddi olarak patlaması lazım! Türkiye dünyanın en genç nüfuslarından birisine, Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip. Sportif anlamda, hem amatör hem profesyonel anlamda dünyada neredeyiz? Geçen sene adını tesislere verdiğiniz, vatan kahramanı yaptığınız atletleriniz bugün dopingli çıkıyor. Bir kere ortada bir problem varsa, problemin etrafında dans etmenin alemi yok. Problemi doğru teşhis edelim. Biz gençlerimize yatırım yapmıyoruz. Gençlerimize yatırım yapmadığımız için dolayısıyla spora da hiçbir şekilde yatırım yapmıyoruz.

Ortada şöyle bir durum var; politika, işadamlığı ve para üçgeninde bir şöhret. Şöhretin yolu medyadan geçiyor. Yönetici olarak şöhret olduğunuz zaman, bir sürü ilişkinin yolu açılıyor. Sonra gidip müteahhitlik yapıyorsunuz, inşaat işleri alıyorsunuz. Bugün, tüm spor yöneticilerinin mal varlıkları incelenmelidir; spor yöneticisi olmadan önce neymiş, bugün ne olmuş? Bu üçgen devam ettiği sürece, Türkiye’deki spordan hiçbirşey olmaz.

Bu ülkede biz seçim meydanlarında miting yaptığı ilin takımının kaşkolunu boynuna takıp “sizi birinci lige çıkartacağım” diyen başbakanlar, tuttuğu takımı emrivaki 1. lige çıkaran darbeci general gördük; siz siyaseti sporun tam göbeğine sokmuşsunuz, sonra bugün diyorsunuz ki “aman spor siyasete karışmasın”. Sizin işinize geldiği gibi olmaz bu işler.

GENÇLERE YATIRIM YAPILMIYOR

On beş yaş altındaki nüfusumuz 20 milyon, toplam nüfusa oranı yüzde 26,4. Ancak, UEFA’da sıralamaya bile giremiyoruz. Dolayısıyla ortada çok ciddi problem var, kimse de bunları değiştirmek falan istemiyor. Gerçekçi olmak lazım, bugün spor dediğinizde yetenek geliyor akla. Allah vergisi yetenekle çıkmış insanlar deniliyor, onlar da zaten bir elin pamakları kadar oluyor. Onları da biz ya “paramparça” ya da “yok” ediyoruz. Gençliğe yatırım yapmıyoruz.

Her yerde bir abrakadabra, her yerde kendine göre kurulmuş bir sistem. Strateji ve plan yok. İşte görüyorsunuz, Türkiye Futbol Federasyonu’nda (TFF) seçim oluyor, birileri aday oluyor. Apartman yöneticisi seçilirken bile yönetici olmak isteyen kişi, aday olarak fikirlerini söylüyor değil mi? Apartman sakinlerine “şunu şöyle yapacağız da bunu böyle yapacağız” diyor. TFF Başkanı seçiliyor, kürsüye çıkıp tek bir kelime etmesine bile gerek duyulmuyor. E sonra, futbolumuz battı. “Şike dosyasını ben hallederim” diye tek bir cümle kuran kişi, bu ülkede TFF Başkanı seçildi.

Yani dolayısıyla tablo karamsar ama Türkiye’nin potansiyeline, Türkiye’nin gençlerine güvencim nedeniyle de o karamsarlığım bir anda kayboluyor.

Bu işin bir de tribün tarafı var. Tribünlerde muhalif gruplar hep vardı ancak Gezi Direnişi ile birlikte daha da politikleşti. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bakın Türk toplumu olarak yaşamımızda, kültürümüzde toplandığımız yerlere bir bakalım; düğünler, cenazeler, futbol maçları... Çünkü bizde gösteri yapalım ya da konserlere gidelim diye bir nosyon yok. Dolayısıyla Türk halkının her haftasonu toplandığı stadyumlarda “politika girmesin” derseniz, ben de katılırım. Ama bugün Türkiye’de misket atma yarışması federasyonu kurulsa, yönetimini bizim Spor Bakanı ve hükümet seçmek için çaba sarfeder. Şimdi siz sporun içine politikayı bu kadar sokarsanız, spor da size politik olarak cevap verir.

POLİTİK DAVRANAN TARAF AKP

Taraftar gruplarının bazıları hükümet tarafından görevliymiş gibi, ki öyle olduğunu da biliyoruz, diğer insanlara karşı saygı sınırlarını aşan eylemlerde bulunursa onun da cevabını alırlar. Yöneten insanların görevi, gerginliği tırmandırmak değil, gerginlik olmaması için gerekli önlemleri almaktır. Ancak siz statlarda çok terör oluyor diye bugün üniversitelere polis yığarsanız, bu da ciddi bir politik yaklaşımdır. Yaklaşım şu, burada bana karşı protesto söylemleri olmasın, varsın bunlar birbirlerine küfür etsinler. Yöneten, gerginliği tırmandırdığı zaman, o gerginliğin faturasıyla karşılaşır. Bundan da hiç mi hiç rahatsız olmaması gerekir.

TT Arena’da Başbakan Erdoğan’ın yuhalanmasıyla ilgili yorumlarda ara ara Galatasaray yönetimi sorumlu tuttuldu. O dönem, yönetimde bu protesto nasıl yorumlandı ve özel olarak siz ne düşündünüz?

O dönemde Adnan Polat başkandı. Stadın açılış zamanlaması da organizasyonun kendisi de yanlıştı. Sportif başarısızlıklar ve kulübün içindeki teknik ve kaotik durumlar nedeniyle kulübün içindeki tansiyon da tavan yapmıştı. Arena’nın açılışından bir süre önce yapılan Ali Sami Yen Stadı’nın kapanış töreninde, zaten yönetimle ilgili çok ciddi reaksiyon olmuştu. Siz, bütün bu ortamın içine Başbakan’ı davet ederseniz, Başbakan’a da orada bir reaksiyon olursa, bu tamamen yönetenlerin hatasıdır. Doğrudur, Başbakan’ın emekleri geçmiş olabilir, zaten emekleri geçsin diye Başbakan seçiliyor, ona teşekkür etmek isteyebilirsiniz, bunlar son derece doğal. Ama siz, bu hengamenin içine Başbakan’ı sokarsanız, orada da çıkar, TOKİ Başkanı amacını açmış cümleler sarf ederse protestoyu yersiniz. Açılış sonrasında, Ankara’ya her gittiğimde, bir de baktım ki, bütün bürokrasi Galatasaray düşmanı kesilmiş. “İki kere iki dört” diyorsunuz, “hayır beş” diyorlar; siz Başbakan’ı protesto ettiniz! Ne alakası var?

Ankara’da kraldan çok kralcılar çıkınca, çok ciddi anlamda Galatasaray’la problematik dönemi ben şahsen yaşadım. Bunları kamuoyuyla bugüne kadar paylaşmadım. Bakın, “spor kulüplerinin siyasetle işi olmasın” diyorum ama ne yazık ki her dakika iç içeler.

Spor Bakanı’nın “Gezi’yi tribünlere taşıyan bedelini öder” açıklaması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ülkenin Spor Bakanı, üstelik gençlikten de sorumlu bakanının her şeyden önce centilmen olması lazım. Bir centilmen, tehditle mesaj vermez. Tehditle hiçbir yere varamazsınız. Kimse de, nerede, ne zaman, neyi konuşacağının iznini Spor Bakanı’ndan almaz, onun için kusura bakmasın. Tehditle bir yere varamayacağını ben Galatasaray yöneticisiyken, defalarca gayet iyi anlatmıştım kendisine!

"TÜRKİYE'Yİ ORTADOĞU BATAĞINA SOKTULAR"

Türkiye’nin Suriye’ye müdahale durumunda aktif rol almasına ilişkin hevesine ne diyorsunuz?

Bu ülkenin yetiştirdiği diplomatları, büyükelçileri “bunlar monşer” diye kapının önüne koyarsan, yüzyıl öncesinin modasıyla dış politika yapmaya kalkarsan, üç tane Arap gazetesi, beş tane Ortadoğu televizyonu sana “kahraman” dedi diye kendini kahraman zannedersen gidersin Ortadoğu’nun bataklığına saplanırsın. “Van münit”lerle olmuyor bu işler.

AKP, Türkiye’yi Ortadoğu ülkesi yapmıştır, tebrik ediyorum kendilerini. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken “Ortadoğu ülkesi olmayalım” diye o kadar reformlar yaptı, al bak Türkiye’yi Ortadoğu bataklığının göbeğine koydular. Irak’la, İran’la, Mısır’la, Tunus’la, İsrail’le kavgalıyız, Suriye ile savaşacağız, akıl bunun neresinde?

Ciddi endişeleniyorum, Türkiye evrensel prensiplere ve Cumhuriyet’in değerlerine bir an önce sahip çıkmaya başlamalı. Akıl, adalet ve ahlak üçlüsünden başlamak mesela...

"ÜLKENİN SİYASETÇİLERİ BİZİ İSTEMİYOR"

İBB başkanlığı adaylığı için adınız geçiyor, somut bir teklif var mı?

Somut teklif filan demeyelim ama yakın çevremdeki insanlar çok uzun zamandan beri, benim siyasete girmem gerektiğini söylüyorlar, ben de gülüp geçiyordum. Parti gözetmeksizin söylüyorum, Türkiye’de siyaset öyle hale geldi ki, “iki kere iki kaç eder” diye soruyorsun “ya, bir bakalım” diyorlar. Siyasetin içinde “iki kere iki dörttür efendim, daha başka sorunuz var mı” diyen adam bugüne kadar pek görmedim. Şimdi bu dünyayla benim işim olması zor çünkü benim için iki kere iki her daim dörttür.

Fakat daha önce de ifade ettiğim gibi, Türkiye için çok endişeliyim. Geldiğimiz nokta itibarıyla bence artık Türkiye Cumhuriyeti’nin genleriyle oynanmaya başlandı. Türkiye’nin nereye gideceği tartışmalı, dış politikası tartışmalı. Türkiye’de, demokrasi tanımı konusunda, toplumun içinde çok ciddi ayrışmalar başladı. Bunun yanı sıra, ısrarla söylüyorum, Türkiye ekonomisi son 5 senedir çok kötü yönetildi. Geçenlerde bir sohbette de “CHP’den büyükşehir belediye başkanı adayı olacak kadar cesurum ama CHP beni aday gösterecek kadar cesur mu bilemem” dedim. Mesele bu kadar basit. Bu ülkenin siyaset yapan kesimi sizi, bizi istemiyor.

Geçen gün, çok meşhur ve renkli bir politikacıyla görüşüyorduk, “başkanım siz çok kitap okuyormuşsunuz, ben hayatımda okumadım” dedi ve kahkahayı patlattı. Şimdi kitap okumak sürpriz ve yetenek gerektiren komik bir şey mi? Bunu diyen kişi, aynı zamanda “Ben Türkiye’yi kurtaracağım” diyor ve kendisine oy istiyor. Ben bunu samimiyetimle söylüyorum, bu ülkede siyasete girersem, şöyle bir faydası olabilir, siyasetçi tipiyle ilgili halkın algıları değişebilir, çok ilginç şeyler de olabilir.

"DEMİRÖREN'İN MİSYONU KALMADI"

CAS kararının Türkiye’deki futbola olan zararı konusunda öngörünüz var mı?

Şimdi asıl bundan sonraki adım çok önemli. Şu ana kadar benim için hiçbir sürpriz yok. Biz üç sene önce de söyledik, siz dosyayı Avrupa bürokrasisinin uzun ve virajlı koridorlarına sokarsanız, o dosyayı oradan çıkartmanız mümkün değil. Onları zamanında ikaz da ettik. O mantaliteyi çok iyi biliyorum, o zaman da kızdılar.

Sadece Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın şike yaptığına inanıyor musunuz?

Böyleyse, o zaman FB’li ve BJK’li futbolcular ikiye ayrıldılar, kendi aralarında maç yaparken şike yaptılar, mantık bunu gerektirir. Bu takımlar şike yaptıysa hangi maçta şike yaptı kimle yaptı bunların rakip takımı yok muydu? Yani onun için bu iş baştan sona kadar gayri ciddidir. Diğer kulüpler için konuşmak hoş değil yani pek konuşmayı sevmiyorum, çok kötü yönetilmiş bir süreç. Asıl bundan sonraki felaket şu; eğer UEFA dönüp Futbol Federasyonu’na, “bundan sonraki süreç için şunları yapacaksın” diye talimat verirse ve Futbol Federasyonu da o talimatları yerine getiremezse, o zaman tabii ki Türk futbolu için çok fazla endişelenmemiz gerekiyor. Onun için ben Yıldırım Demirören arkadaşımıza dedim ki, sen bırak ve git! “Bu dosyayı temizlemek için geldim” demişti, temizleyemediği ortada, bu nedenle bir misyonu da kalmadı.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAnkaraArda TuranBaşbakanBeşiktaş Jimnastik KulübüCumhuriyet Halk PartisiFenerbahçeGalatasaray Spor KulübüIrakİranİsrailİstanbulİstanbul Büyükşehir BelediyesiKitapMısırPolisSuriyeTFFTerörTunusUEFAÜnal AysalVanYıldırım Demirörenfutboliçerde
Görüş Bildir