'Ah Be Kaptan'

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

'Ah Be Kaptan'

'Ah Be Kaptan'

Karışık bir yazı bu. Başından sonuna kadar ne dediğini bilemeyen bir yazı. Araftakilerin hissi çünkü. Ne cennete kabul edilmiş, ne cehenneme girebilmişlerin hissi...

Hâlâ giyiyor olsaydın çubukluyu, yazabilirdim bir şeyler. "Ah be kaptan, yapma işte böyle, bak hocan elini uzatmış, geri çevirme" derdim. Ya da ne bileyim "her sözleşme döneminde yaşanıyor bunlar, yine aşılır, sonra düzelirsin" diye ümit ederdim. Yüz yüze gelemedik hiç son dönemde. Görsem, "Niye böyle yüzün asık, sahada değilsen kulübede coş, saha kenarına fırla, sen bu taraftar için her yerde büyüksün" gibi bir şeyler gevelerdim.

Kadro dışı haberini gördüğümde bile umudum vardı. "Olmaz canım öyle şey" diyebildim. "Bir şekilde hallederler." Alex’in daha Ekim ayı başında gidecek hali yok ya." Varmış...

Kiminin işi kolaydı. Aykut Hoca'ya yüklendi. Ağzına geleni söyledi. Küfür, kâfir, lanet, istifa, çek git... Ben söyleyemedim. Biz söyleyemedik. Ne kıskançlığına inanabildik hocanın, ne de bir futbolcunun ayağını kaydırabileceğine.

Baktığımız yerden hatasız kul göremedik. Hata insana mahsus. Hoca daha sezon başlamadan o basın toplantısında konuşmasaydı keşke. 'Sezon içinde Alex’ten en iyi verimi alabilmek için.......' filan. Ne yapacaktıysa yapsaydı işte. Olmadı. Sen o tweeti atmasaydın ya da. Ya da ne bileyim Marsilya maçında golden sonra kaçamak bir selam çaksaydın. Romantiğiz işte, öyle bekledik. Ne yapalım.

"Yönetim uyuma taraftara sahip çık" tezahüratını bilir misin? Yıllarca stat çevresinde söylendi. İçeri giremeyen ya da coplanan taraftarın isyanı. Bu kez gözünün önündeki bir krize uyudu işte o yönetim. Başlamadan bitirebileceği bir krize. Kendi derdine düştü herkes, kongreden sonra çoğunu görmedik bile. Kimdir, ne yer ne içer bilmeyiz. Görünenler de empatiden uzak... Gözleri var görmezler. Attılar senle hocayı taraftarın önüne, kimi seni çiğnedi, kimi hocayı. Basın kaşıdı, kriz uzadı. Sonu acı, sonu hüsran...

Şimdi öyle zor ki konuşmak, yazmak. "Ah be kaptan naptın?"desek, suç hocada diyenler çöker üstümüze. "Alex böyle mi gider?" diye yönetime hocaya kızsak, başka biri takar ipi boynumuza... Ne yapalım kaptan sen söyle?

Biz kim ne yaptı ya gelemedik ki daha! Gözümüzün önünde hep o çubuklu formalı halin duruyor. Yok yok! Ne Samsun maçındaki yok böyle bir gol, yok böyle bir gol, ne de Inter maçındaki öldürücü çalım. Hani şu serbest vuruş kullanmadan önce eli belinde bir duruşun var ya, o işte. Ya da oynamadığın maçta gol olunca locada kalkıp o enteresan alkışın. Spor kanallarının ajitasyon kliplerine de ihtiyacımız yok aslında, zaten hepsi aklımızda kazılı... Bir seke seke sahaya çıkıyorsun, bir maç sonu -omzunda değiştirdiğin forma- uzaktan bize yumruk yapıyorsun. Bir Felipe'yle reklam panolarının arkasından yürüyorsun, bir Maria’nın elinden tutmuş koridorda duruyorsun. Bir gözümüzü kapatıyoruz, Dianne öpüyor Sivas’ta, bir açıyoruz maç sonunda konuşuyorsun. Kulakta tiz bir ses. 'Fuçubol' diye başlayıp gidiyor.

Elbet gidecektin de be adam, böyle gitmeseydin iyiydi. Şimdi lisede sevdiğimizi söyleyemediğimiz o kız gibi kaldın aklımızda.

Şimdi ip hocanın boynunda. Seninle en çok konuşmaya çalışan adamın. Ne hainliği kaldı, ne kıskançlığı. Belki sen anlatırsın bize ne olduğunu.

Bundan sonrası çok zor işte efendiler. Yöneticilere sesleniyorum. Balotellilerin, Terrylerin, adam dövenlerin idare edilebildiği bir dünyada Alex figürünü idare edemedik. Öyle ya da böyle heykelini diktiğimiz adamı jübileyle gönderemedik. Bırak jübileyi, 8 koca yıla sekiz satır veda yazısı yazamadık.

Taraftara sesleniyorum. Herkesi sakinleştirmemiz gereken zamanda, ateşe odun attık. Kamplara ayrıldık. Şimdi sağa sola koşup infaz edecek adam arıyoruz. Ve hâlâ 'kim daha Fenerbahçeli' yarışı yapıyoruz.

Hocaya ve Alex'e artık seslenemiyorum. Çünkü biri gitti, diğeri beni duyacak durumda değil. Usulünce veda edilemeyen bir adamla, her alanda yalnız bırakılan bir günah keçisi karşı karşıya duruyor...

Karışık bir yazı bu. Her okuyan başka bir yerine kızar. Tarafını seçememiş bir yazı çünkü. Çocuklarına anlatacağı efsaneyi yitiren araftakilerin hissi. En çok kendisine kızanların hissi. 'Nasıl durduramadık bu işi' diyenlerin. Ateşi fark edip söndüremeyenlerin. Şimdi ne deseler boş çünkü. Stat anonsçuları bir daha "De Souzaaaaaa" diye bağırmayacak.

Ah be kaptan! Şimdi her bir yanda isyan galeyan. Ama oturup sana doğru düzgün üzülmesini bile beceremiyoruz. Senin üzerinden birbirimize saydırıyoruz.

Yıllardır senin büyük maçlarda oynayamadığını anlatanlar, köşelerinde Avrupa istatistikleri tutanlar, 'maratonlarda koşmadan olmaz' edebiyatı yapanlar methiyeler düzüyor şimdi. Sevenlerin gözyaşı timsahlara karışmış…

Bundan sonra uğruna yollar yürünen, gazlar yenen başkan senin efsane olduğunu idrak etse ne olur? Hatta o da gitse ne olur, kalsa ne olur? Bilmiyorum ki, düşünemiyorum… Ama şunu biliyorum; sana en çok kızanlar bile üzerindeki formanın arkasında 10 yazan çocuklarına söyleyemedi gittiğini. Daha biz kendimize söyleyemedik ki kaptan… Kendimize söyleyemedik…

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Samsun
Görüş Bildir