Görüş Bildir

Tecavüz Haberleri

Tecavüz ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Tecavüz ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

Popüler İçerikler

Tecavüz Davasına Akılalmaz Savunma
Mardin'in Midyat İlçesi’ndeki özel bir erkek yurdunda kalan lise öğrencisi 14 yaşındaki C.A.’ya farklı tarihlerde 6 kez tecavüz ettiği iddiasıyla yargılanan yurt görevlisi 24 yaşındaki H.K. 15 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. H.K.’ye ayrıca yine aynı yurtta kalan A.Y. adlı öğrenciye ’cinsel istismar’ nedeniyle 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Güvenlik gerekçesiyle Mardin-Midyat’tan Balıkesir’e alınan davanın 3’üncü duruşması bugün 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan sanık H.K.’nin video konferans sistemiyle katıldığı duruşmada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı Hülya Yazar Günay, C.A.’nın cinsel istismar sonucu ruh sağlığının bozulduğunu, sanığa TCK’nın 103 / 2’nci Madesi gereğince üst sınırdan ceza verilmesini istedi. C.A.’nın avukatı Serap Ertuğrul suçun kesin olduğunu, tecavüzün tehdit ve zorla gerçekleştirildiğini mağdurun cinsel istismar izlerini halen taşıdığını ve psikolojik rahatsızlıkları bulunduğunu vurguladı. Yine mağdur avukatları arasında yeralan Haluk Ay da sanığın hiç pişmanlık belirtisi göstermediğini belirterek, cezalandırılmasını istedi. Savcı, mütaalasında sanığın yurttaki nüfuzunu kötüye kullanarak mağdura zincirleme olarak farklı tarihlerde 6 kez tecavüz ettiğini belirterek cezalandırılmasını istedi. Savcılık sanığın C.A. ile aynı yurtta kalan öğrencilerden A.Y.’ye tecavüze yeltendiğini ancak bunun gerçekleşmediğini belirterek, ayrıca ceza verilmesini talep etti. 'AMAÇ YURDU KAPATTIRMAKTI' Sanık H.K.’nin avukatı Okan Kadir Bektaşoğlu, eldeki rapor ve delillerle ceza verilemeyeceğini savunurken, 'fiili livatayı gösteren bir delil yoktur' iddiasında bulundu. Bektaşoğlu, H.K.’nin esastan beraatini, bu karar verilmezse delil yetersizliğinden beraatini, o da olmazsa hükümle birlikte tahliyesini istedi. Yine sanık avukatı İhsan Özkan, H.K.’nin isnat edilen suçu hiç bir zaman kabul etmediğini buna karşın müştekilerin farklı ifadeler verdiğini öne sürdü. Sanığın kaçmak yerine teslim olduğunu vurgulayarak, beraatini istedi. Sanık H.K., 'Ben bu suçu işlemedim. Ortada bana atılmış bir iftira var. İftiraya karşı kendimi nasıl savunabilirim? Bu bana yapılmış bir komplodur. Suçu kabul etmiyorum. Ben böyle bir suç işleseydim C.A. okuldan değil, yurttan kaçardı. Buradaki amaç bana ceza verilmesini sağlayarak yurdu kapattırmaktır. Suçsuzum, beraatimi istiyorum' dedi. Mahkeme heyeti H.K.’nin C.A’ya karşı cinsel istismar eyleminde bulunduğunun sabit olduğunu belirterek, önce sanığı TCK’nın 103/2’nci Maddesi gereğince 8 yıl hapis cezası ile cezalandırdı. Sanığın yurttaki görevi ve mağdur C. ile olan ilişkisini gözönüne alan heyet cezayı TCK’nın 103/3’üncü maddesi gereğince yarı oranında arttırarak önce 12 yıla, mağdurun ruh sağlığının bozulması nedeniyle de 16 yıla çıkardı. Suçun çeşitli tarihlerde işlenmesini de dikkate alan mahkeme cezayı TCK’nın 43’üncü Maddesi gereğince 19 yıl olarak açıkladı. Ardından sanığın duruşmadaki olumlu davranışı nedeniyle cezayı 1/6 oranında düşürdü 15 yıl 10 ay hapis cezası verdi. Mahkeme H.K.’ye A.Y. adlı öğrenciye de 'cinsel istismar suçu'ndan 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Milliyet
İdam Mahkumlarının Hayret Verici Son Sözleri
İdam her ne kadar günümüzde tartışmaya açık bir konu olsa da, çoğu insan tarafından insanlık dışı olarak görülmektedir. Ben o insanlardan biri olamadım. Bence idam gerektiği zaman, gerekilen yerde en acı şekilde uygulanmalı ve gösterilmelidir. Suçun büyüklüğü, ölümün en ağırı ile karşılanmalıdır. Kimsenin canını almak bize düşmez diyen idam karşıtlarının idam mahkumlarının neden onlarca kişiyi acımadan öldürürken böyle düşünmediğini gösteren son sözlerin olduğu listemiz:
Ufkunuzu Açacak En İyi 14 Kişisel Gelişim ve Motivasyon Filmi
Kişisel gelişim her insan için oldukça önemli. Zira eğitim ve öğrenme hayat boyu devam ediyor. Her öğrendiğimiz yeni bilgide, kendimizi geliştirdiğimiz her konuda daha iyi şeyler yapabilme, faydalı olma ve fark yaratmak üzere kendimiz olayların ortasında buluyoruz. Bu nedenle kişisel gelişim ve motivasyon oldukça önemli. Biz de sizler için azim içeren, motive edici, umut veren, ders veren, başarı öyküsü içeren hatta öğrenciyseniz ders çalışmaya motive edici kişisel gelişim ve motivasyon filmlerini bir araya getirdik. Kişisel gelişim için ne yapmalıyım diyorsanız bu filmleri izleyerek başlayabilirsiniz. Keyifli seyirler! Film açıklamaları beyazperde.com adresinden alınmıştır. 
AKP İktidarında Kadının Adı Yok
CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Türkiye'nin 12 yıldır “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen bir başbakan ve partisince yönetildiğini, bu sözlerin AKP’nin kadına bakışını yansıttığını belirtti. Kadını “en az 3 çocuk” doğurma görevi vererek ev içine hapseden AKP zihniyetinin, erkek tahakkümü ve şiddetine sessiz kalıp erkeğine koşulsuz hizmet eden bir kadın tipi istediğini belirten Umut Oran, '30 Mart yerel seçimlerinde oy kullanacak 52.7 milyon seçmenin de yaklaşık yarısını kadınlar oluşturuyor. Kadınların oy tercihi, ülkenin kaderini belirleyecek nitelikte ve AKP zihniyetinden kurtulma yönünde büyük önem taşıyor. Türkiye’nin 12 yılını çalan; her alanda cinsiyet ayrımcılığı yapan, kadını ikinci sınıf gören, onu ekonomik, toplumsal ve siyasal hayattan dışlayan bu “erkek egemen” ortaçağ zihniyetinden kurtulmada kadınlarımıza büyük görev düşüyor…AKP son demlerini yaşıyor, 12 yıllık AKP iktidarı Türk siyasi tarihinde kara bir dönem olarak yer alacak. Kadın seçmenin iradesi;  çağdaş, demokratik, ileri bir Türkiye’ye giden yolda belirleyici olacaktır. Kadınlarımız, AKP’nin biletini sandıkta kesecektir...- Kadınlar için özgürlük, eşitlik ve adalet CHP ile gelecektir' dedi.Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle: AKP İKTİDARINDA KADININ ADI YOK…SANDIKTA AKP’NİN BİLETİNİ KADINLAR KESECEK…Kadınlar için özgürlük, eşitlik ve adalet CHP ile gelecektir. Cumhuriyet özünde kadını toplumsal yaşama katma projesiydi. Çünkü aksi halde çağdaş ve ileri bir toplum olamazdık. 8 MartDünya Kadınlar Günü de Türkiye’de ilk kez 1921 yılında 'Emekçi Kadınlar Günü” adıyla kutlanmaya başladı.AKP döneminde ise kadınlar ekonomik, sosyal ve siyasi alanlardan giderek dışlandı. İktidardaki parti, kadını, toplumsal hayattan dışlayan, onu evi ile sınırlayan anlayışıyla kadının konumunu geriletti.Türkiye 12 yıldır “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen bir başbakan ve partisince yönetiliyor. Bu sözler AKP’nin kadına bakışını yansıtıyor. Kadını “en az 3 çocuk” doğurma görevi vererek ev içine hapseden AKP zihniyeti, erkek tahakkümü ve şiddetine sessiz kalıp erkeğine koşulsuz hizmet eden bir kadın tipi istiyor.Türkiye nüfusunun 38.2 milyonla yaklaşık yarısını kadınlar oluşturuyor. Çalışma hayatında ise kadının adı yok. Kadınlarda işgücüne katılım yüzde 30.8’le 1990’ların gerisinde. Türkiye bu oranda OECD sonuncusu... Çalışma çağındaki 28 milyonu aşkın kadın nüfusun 11.5 milyonu ev kadını. Orta boy bir ülke nüfusuna denk bu kesim çalışma yaşamı yerine evle özdeşleşen geleneksel konumda ve işgücünden sayılmıyor.2.5 milyon dolayındaki kadının okuma yazması yok. Okuyanlar da iş bulamıyor. Çalışanlar yönetici olamıyor. Kamuda çalışanların yüzde 34’ünü  kadınlar oluştururken yöneticiler içinde kadın oranı yüzde 13.6.30 Mart yerel seçimlerinde oy kullanacak 52.7 milyon seçmenin de yaklaşık yarısını oluşturan kadınların tercihi büyük önem taşıyor. Her alanda cinsiyet ayrımcılığı yapan ve kadını ikinci sınıf gören zihniyetten kurtulmada kadınlarımıza büyük görev düşüyor. Sandıkta, AKP’nin biletini kadınlarımız kesecek…Kadınlar için özgürlük, eşitlik ve adalet CHP ile gelecektir. ‘Kadın’ dahi diyemeyen ‘bayan’ı tercih eden bu anlayış gereken cevabı bizzat kadınlarımızdan alacak.Kadınlarını ekonomik yaşamın içine katmayan bir ülkenin kalkınması, gelişmesi, ilerlemesi mümkün değildir. Kadınlar, ancak özgür, eşit, bağımsız bireyler olarak toplumda saygın yerini alır, erkeklerle aynı hak ve imkanlara sahip olur ve toplumsal süreçlere etkin biçimde katılabilirse, çağdaş ve ileri bir toplum yaratılabilir.Cumhuriyet kadını toplumsal yaşama katma projesiydi. Cumhuriyeti kuranlar, aksi halde çağdaş bir toplum ve ileri bir ülke olamayacağımızın bilincindeydi. Günümüzün en ileri ülkelerinden çok daha önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü de Türkiye’de ilk kez 1921 yılında 'Emekçi Kadınlar Günü” adıyla kutlanmaya başladı.AKP döneminde ise kadınların ekonomik, sosyal ve siyasi alanlarda katılımı giderek geriledi. Ne yazık ki Türkiye 12 yıldır, kadın erkek eşitliğine inanmadığını açıkça söyleyebilen bir başbakan ve partisi tarafından yönetiliyor. İktidardaki parti, kadının haklarını ve katılımını artırmak bir yana, zihniyeti gereği kadını evi ile sınırlayarak toplumsal süreçlerden dışlamayı tercih etti. AKP,  kadının toplumdaki konumunu geriletti, onu erkeğin tahakkümü altında, ikinci sınıf insan konumuna itti ve kadına şiddeti de reva gördü.2.5 milyon kadın okuma yazma bilmiyor… Kadınların ekonomik, sosyal ve siyasi alanlarda var olabilmelerinin en önemli aracı ise eğitim. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kız çocukları eğitime kazandırıldı ve ayrımcılık ortadan kaldırıldı. Ancak kadının eğitim imkânlarından yararlanma oranı AKP döneminde geriledi. Türkiye’de 2012 yılı itibarı ile okuma yazma bilmeyen 2.8 milyon kişinin yüzde 83’ünü kadınlar oluşturuyor. Türkiye’de okuryazar olmayan her beş yetişkinden dördü kadındır. AKP iktidarı döneminde kız çocukları eğitimden uzaklaştırıldı; 4+4+4 sistemi ile eğitimde kız çocuklarının 5.-6. sınıflardan sonra okullarını terk eğilimi arttı. Kadınlarda yüksek eğitim oranı çok düşük… Üniversite mezunu kadın nüfusun en yüksek olduğu il olan Ankara’da bile bu oran yüzde 15.3’te bulunuyor. Bu oran Hakkari’de yüzde 2.6’ye kadar düşüyor. Çalışma hayatında kadının adı yok…2013 itibariyle Türkiye nüfusunun 38 milyon 194 bin 504 kişi ile yüzde 49.8’ini kadınlar oluşturuyor. Yani kadın nüfus erkek nüfusla yaklaşık olarak eşit… İleri yaş gruplarında ise kadın nüfus erkek nüfustan fazla… Çalışma çağındaki kadın sayısı 28 milyonu aşıyor. Bunların 11.5 milyonu ev kadını. Yani orta boy bir ülke nüfusuna yakın kadın iş gücü, çalışma yaşamı yerine evle özdeşleşen geleneksel konumunu sürdürüyor, bunlar “ev kadını” oldukları için işgücü sayılmıyor. Eğitime devam eden, emekli, iş bulma umudu olmayan, mevsimlik çalışan vb. de eklendiğinde, çalışma çağında olup da iş gücüne dahil olmayan toplam kadın sayısı 20 milyona yaklaşıyor. Geriye iş gücü olarak 8.7 milyonluk bir kadın nüfus kalıyor. Bunların da 1 milyon 33 bini işsiz, 7.6 milyonu çalışıyor. Ancak “çalışıyor” gözüken kadınların 2.4 milyonu, gerçek bir istihdam şekliyle ilgisi olmayan “ücretsiz aile işçisi”, bunların da tamamına yakını kırsal kesimde… Bu istatistik kamuflajına rağmen kadınlarda işsizlik oranı yüzde 11.9’la daha yüksek.Böylece 28 milyondan fazlası çalışma çağında olmak üzere toplamda 40 milyona yaklaşan kadın nüfus içinde ücretli-yevmiyeli, işveren ya da kendi hesabına çalışanların sayısı 5 milyon dolayında kalıyor. İşveren ve kendi hesabına çalışan kadın sayısı sadece 915 bin ve bunun toplam kadın nüfustaki oranı yüzde 2.4.2013 itibariyle kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 30.8’le, 1990’lı yıllardakinin altında bulunuyor. Türkiye, kadının iş gücüne katılımında OECD ülkeleri içinde son; dünyada ise 127. sırada yer alıyor.İş hayatında cinsiyet ayrımcılığı…İktidardaki parti, adar yıllardır cinsiyet ayrımcılığını ve kadın düşmanı politikalarını artırarak sürdürüyor. Kamuda çalışanların yüzde 34’ünü  kadınlar oluşturuyor. Buna karşılık 2013 kamusal alanda üst düzey kadın yönetici oranı yüzde 9.3’e kadar gerilemiş durumda. Akademik personel içerisinde kadın profesörlerin oranı 2012-2013 öğretim yılı için yüzde 28.1 oldu. Kadın polis oranı 2013 yılında da yüzde 5.5’lik düzeyini korudu. BDDK, SPK gibi kuruluşlarda hiç kadın yönetici bulunmuyor, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay  ve HSYK başkanları, rektörlerin tamamına yakını erkek. Türkiye kadına ayrımcılıkta Tanzanya ve Katar’la aynı ligde…Dünya Cinsiyet Ayrımcılığı Raporu’na göre Türkiye’nin 136 ülke arasında 120. sırada bulunuyor. Sıralamada Türkiye’den hemen sonra gelen ülkeler ise Gana, Tanzanya, Katar gibi ülkeler...Kadına siyasette yer yok…AKP döneminde kadınların siyasete, sivil toplum kuruluşlarına ve genel olarak karar alma süreçlerine katılımlarındaki artış adeta durdu. Ülke nüfusunun yarısını kadınlar oluştururken, kadın milletvekili oranı yüzde 14.4’te kalıyor.  Türkiye’de 2013 itibariyle kadın bakan sayısı sadece 1 ve kabinede kadın bakan oranı olarak yüzde 4’e denk geliyor. Oysa bu oran Norveç’te yüzde 52.6, İsveç’te yüzde 52.2 düzeyinde bulunuyor. Kadınlar sivil toplum örgütlerinde de yeterince yer alamıyor. 2012 itibariyle toplam dernek üye sayısı içinde kadınların oranı yüzde 11.9’la çok düşük. Dernek üyesi kadınların toplam nüfusa oranı da sadece yüzde 2.2.AKP döneminde kadına şiddet tavan yaptı…AKP döneminde kadını ikinci sınıf gören zihniyetin tolerans ve himayesiyle toplumda kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri de tavan yaptı. Aralık 2002-Temmuz 2009 dönemini kapsayan bir araştırmaya göre bu dönemde kadın cinayetleri yüzde bin 400 arttı. göre 2002’de 66 olan kadın cinayeti sayısı, 2009’un ilk 7 ayında 953’e yükseldi. Daha yeni verilere göre de 2011 yılında 257 kadın öldürülürken, 102 kadın tecavüze uğradı ve 202 kadın yaralandı. 2012 yılının ilk altı ayında 100’e yakın kadın hayatı kaybetti.Türkiye’de günde ortalama 5 kadın, eşleri, sevgilileri ya da tanıdıkları erkekler tarafından öldürülüyor. Devletten koruma talep eden kadınların kaldığı sığınma evleri açılış törenleri ile teşhir ediliyor, koruma talebiyle polis veya savcılığa başvuran kadınların yüzde 73’ü, sığınma evlerinde olan kadınların ise yüzde 27’si cinayete kurban gidiyor.AKP, erkek tahakkümünü hak görüyor…Başbakanın “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” sözleri doğrudan AKP’nin kadına bakış açısını yansıtıyor. Bu zihniyet kadının, “fıtratı” gereği zayıf ve erkeğin himayesine muhtaç olduğu; bu nedenle kapatılması ve kontrol edilmesi gerektiğini düşünüyor. Kadını “en az 3 çocuk” doğurma görevi vererek aile içine hapseden, onu “itaatkâr eş ve anne” rolüne zorlayan AKP zihniyeti, erkek tahakkümü ve şiddetine sessiz kalan, erkeğine koşulsuz hizmet eden kadın tipi yaratmak istiyor.Ne kadar az eğitim, o kadar çok çocuk…Nüfus ve Konut Araştırması sonuçlarına göre 2011 yılında, 15 ve daha yukarı yaşta ve en az bir evlilik yapmış okuryazar olmayan kadınların yüzde 74.9’u 4 ve daha fazla çocuk doğurmuş durumda… Bu oran lise veya dengi okul mezunu kadınlarda yüzde 4.8’e, yükseköğretim mezunu kadınlarda yüzde 1.9’a düşüyor.Buna göre eğitimle çocuk sayısı arasında ters orantı bulunuyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe çocuk sayısı azalıyor. O halde Başbakan’ın çiftlerden “en az 3 çocuk” talebinin gerçekleşmesi için kadının eğitimsiz kalması gerekiyor. Bu istatistik, kürtaj ve sezaryeni yasaklatan Başbakanın nasıl bir kadın, aile ve toplum tasavvuruna sahip olduğunu gösteriyor.Fuhuş sektörü AKP döneminde zirve yaptıAKP, istatistik oyunlarıyla ekonomik göstergeleri makyajladı, kötü gidişatı kamuflaj yöntemiyle gözlerden uzak tutmaya çalıştı, ekonomide sahte pembe tablolar çizdi. Şimdi de 30 Mart seçimleri öncesi, “Ben lafa değil, icraata bakarım” temalı, asılsız başarı öyküleri anlatan TV reklamları ile göz boyamaya, beyin yıkamaya devam ediyor. Bu reklamlarda yok yok… Bunları izleyenler bu ülkeye bırakın metroyu, neredeyse uçağı bile ilk AKP’nin getirdiğini sanabilir.Oysa AKP’nin 12 yıllık iktidarında uyguladığı ekonomi politikaları kitlelere iş-aş yaratmadığı gibi, gelir dağılımı daha da bozuldu, milyonlar daha da yoksullaştı. Bir ülkede ekonomi bozuldukça hayat kadını sayısı da artar.  Resmi veriler AKP döneminde fuhuş sektörünün adeta tavan yaptığını gösteriyor. Başbakanlık İnsan Hakları Kurulunun 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre 2002’de 25 bin olan hayat kadını sayısı, 2010 itibariyle 100 bini aşmış durumda. Araştırma, 40 bin kadının da vesika alabilmek için beklediğini gösteriyor. Bu resmî veriler, 4 yıl önceki tabloyu yansıtıyor. Bu sayının bugün itibariyle çok daha yüksek düzeylere ulaştığı muhakkak…   AKP’nin toplum modelinde kadına biçilen rolAKP’li belediyeler düzenledikleri etkinliklerde kendi kafalarındaki kadın modelini topluma benimsetmeye çalışıyor; konuşmacılar, kadınlara erkeklerin üstünlüğünü kabul etmeleri yönünde telkinde bulunuyor. AKP kendi zihniyetindeki toplumun inşası için gerekli kadın tipini yaratma sürecinde rol modeller de oluşturuyor. Bu görevi üstlenen ve AKP’nin toplum mühendisliği çalışması kapsamında “Yaşam koçluğu ve aile danışmanlığı” sıfatıyla seminerler verenSibel Üresin, 21. Yüzyıl Türkiye’sinde açık açık çok eşliliği, imam nikahının resmileşmesini savunuyor.AKP zihniyetinin kadına bakışını gösteren sadece birkaç örnek ifadeyi hatırlamakta yarar var:- “Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum' (Tayyip Erdoğan / Kadın dernekleri ile yaptığı toplantıda)“Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” (AKP Ünye Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci)- “Kadına şiddet abartılıyor' (Tayyip Erdoğan / AKP’nin ilk 7 yılında yüzde 1400 artan kadın cinayetleri hakkında.- “Benim bedenim, benim kararım diyenler feminist' (Tayyip Erdoğan / Kürtaj tartışmaları hakkında)- “Bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem' (Tayyip Erdoğan / Dilşat Aktaş hakkında)- “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum.' (Tayyip Erdoğan / Kürtaj tartışmaları hakkında)- “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.' (Recep Akdağ / Eski Sağlık Bakanı, Kürtaj tartışmaları hakkında)- “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masum…' (Ayhan Sefer Üstün / AKP Milletvekili, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı)- “Tecavüze uğrayan da kürtaj yaptırmamalı, Bosna’da kadınlar tecavüze uğradı ama doğurdular.' (Ayhan Sefer Üstün / AKP Milletvekili, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı)- “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın.' (İ. Melih Gökçek / AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı)- “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün.' (İ. Melih Gökçek)- “Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya...' (Tayyip Erdoğan / Münevver Karabulut cinayeti hakkında)- “Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik' (Fatma Şahin / Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı)- “Türk kadını evinin süsüdür.' (Vecdi Gönül / Eski Savunma Bakanı)- “Evdeki işler yetmiyor mu?' (Veysel Eroğlu / Orman ve Su İşleri Bakanı / Kendisinden iş isteyen kadına)- “Kızlar okuyunca erkekler evlenecek kız bulamıyor.' (Erhan Ekmekçi / AKP İl Genel Meclis Üyesi)- “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.' (Mehmet Şimşek / Maliye Bakanı)- 'Kocama arkadaşımı tavsiye ettim', “Kocamın ikinci bir eş almasına müsaade ettim” (Sibel Üresin / AKP’nin yaşam koçu ve aile danışmanı)- “15’inde kız ya erde, ya yerde olmalı” (Prof. Remzi Fındıklı / Hükümetin 2012’de atadığı Polis Akademisi Başkanı)“Kızlı-erkekli aynı evde ne yapıyorlar belli değil” (Tayyip Erdoğan / Üniversiteli gençler hakkında)Peki CHP ne yapacak? CHP iktidarında Eşitlik Bakanlığı kurulacak ve eşitlik eylem planı gerçekçi hedefler ve somut önerilerle yenilenecektir. Bütün kamu kurumlarında toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme yapılacaktır.Eşitliğe kaynak ayırma şeffaf hale getirilecektir.En fazla beş yıl içinde okuma yazma bilmeyen kadın kalmayacaktır.CHP kendi yönetim kademelerinde yüzde 33 kadın kotası koyarak, kadınların karar verme süreçlerine katılmasındaki kararlılığını göstermiştir.CHP kamu yönetiminde kadın yönetici sayısını en üst düzeye çıkartacaktır.AB ülkelerine koşut olarak özel sektörde de kadınların yönetim kademelerinde yer almasını sağlayacak hukuki yaptırım ve teşvikler uygulanacaktır.Kadınların çalışma hayatına vasıflı işgücü olarak katılmaları sağlanacaktır. Güvencesiz çalışmanın önüne geçilecek ve bu konuda işverene destek olunacaktır.Şiddet mağduru kadınlar kesinlikle korunacaktır.Kadınların çalışma hayatına katılmalarını engelleyen nedenleri kaldırmak amacı ile tam gün okul, uzun süreli ucuz gündüz bakım hizmetleri, ailedeki engelli ve yaşlıların bakımında toplumsal ve kurumsal destek gibi olanaklar geliştirilip, yaygınlaştırılacaktır.Ailenin mutluluğu bireyler arasında eşit ve paylaşımcı değerlerin benimsenmesine bağlıdır.Demokrasi ancak kadınların güçlendiği ve tam anlamıyla eşit yurttaş olduğu bir toplumda kökleşebilir. Kadınlar Türkiye'nin yeterince değerlendiremediği en büyük varlığıdır. Kadınların toplumsal ve kamusal yaşama daha eşit katılmalarından, kısacası daha güçlü olmalarından kadınlar kadar erkekler ve çocuklar, neticede tüm ülke yararlanacaktır. Şiddet mağduru kadınlar kesinlikle korunacaktır.Kadınların çalışma hayatına katılmalarını engelleyen nedenleri kaldırmak amacı ile tam gün okul, uzun süreli ucuz gündüz bakım hizmetleri, ailedeki engelli ve yaşlıların bakımında toplumsal ve kurumsal destek gibi olanaklar geliştirilip, yaygınlaştırılacaktır.Ailenin mutluluğu bireyler arasında eşit ve paylaşımcı değerlerin benimsenmesine bağlıdır.Demokrasi ancak kadınların güçlendiği ve tam anlamıyla eşit yurttaş olduğu bir toplumda kökleşebilir. Kadınlar Türkiye'nin yeterince değerlendiremediği en büyük varlığıdır. Kadınların toplumsal ve kamusal yaşama daha eşit katılmalarından, kısacası daha güçlü olmalarından kadınlar kadar erkekler ve çocuklar, neticede tüm ülke yararlanacaktır.- Kadınlar için özgürlük, eşitlik ve adalet CHP ile gelecektir.Kadınların başta ekonomi olmak üzere yaşamın her alanında daha fazla ve etkin biçimde yer alması gerekiyor.Kadınların; eğitimde eşit fırsata sahip olması, ekonomi, toplumsal yaşam ve siyasete özgür ve eşit katılımı sağlanmalıdır.Demokrasinin “olmazsa olmaz”ı niteliğindeki eşit temsil ve katılım ilkesinin gerçekleşebilmesi için TBMM’de kadın milletvekili oranının kadınların nüfustaki ağırlığına paralel bir orana ulaşması gerekiyor.30 Mart yerel seçimlerinde oy kullanacak 52.7 milyon seçmenin de yaklaşık yarısını kadınlar oluşturuyor. Kadınların oy tercihi, ülkenin kaderini belirleyecek nitelikte ve AKP zihniyetinden kurtulma yönünde büyük önem taşıyor. Türkiye’nin 12 yılını çalan; her alanda cinsiyet ayrımcılığı yapan, kadını ikinci sınıf gören, onu ekonomik, toplumsal ve siyasal hayattan dışlayan bu “erkek egemen” ortaçağ zihniyetinden kurtulmada kadınlarımıza büyük görev düşüyor… AKP son demlerini yaşıyor, 12 yıllık AKP iktidarı Türk siyasi tarihinde kara bir dönem olarak yer alacak. Kadın seçmenin iradesi;  çağdaş, demokratik, ileri bir Türkiye’ye giden yolda belirleyici olacaktır. Kadınlarımız, AKP’nin biletini sandıkta kesecektir...
Artık Şeker Yiyemeyecek Çocuklar
Çocuk ve ölüm kelimesini yan yana bile zikretmek insanın içini acıtırken biz çocuklarımızı bir bir mezara koyuyoruz. Ve daha da acısı onları mezara gönderenleri öğrenemiyoruz bile. Çocuklar ölmesin, şeker de yiyebilsinler...
12 Yaş Altı Çocuklarda Mobil Cihazların Yasaklanması İçin 10 Sebep
Amerikan Pediatri Akademisine ve Kanada Pediatri Derneği'ne göre 0-2 yaş arasındaki çocuklar teknoloji ile haşır neşir olmamalı, 3-5 yaş arasında günde 1 saat, 6-18 yaş arasında ise teknoloji kullanımları günde 2 saat ile sınırlanmalı. Teknoloji ile bu önerilerin 4-5 katı fazla içli dışlı olan çocuklar ve gençler ciddi tehlikeler ile karşı karşıya kalıyor.  Elde kullanılan cihazlar (cep telefonları, tabletler, elektronik oyunlar, vb.) özellikle küçük çocuklarda teknolojiye erişimi ve teknoloji kullanımını artırıyor. Pediatrik terapistler okullara, hükümetlere, ailelere 12 yaş altındaki çocukların bu tür cihazları kullanmalarını yasaklamaları çağrısında bulunuyor. Sizlere bu yasaklamaya gerekçe olarak araştırmalarla kanıtlanmış 10 gerçeği açıklıyoruz.
Bebeğini Ölüme Terk Eden Öğretmen İlk Kez Hakim Karşısına Çıktı
Kocaeli'nde 2 aylık bebeğini ölüme terk ettiği iddia edilen öğretmen, bebeğini emenat ettiğini söylediği kişiyle mahkemede yüzleşti. 'Bebeği ona emanet ettim' diyen kadın gözyaşlarına boğuldu Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde, geçen yıl Ekim ayında 2 aylık bebeğini evde yalnız bırakıp 9 günlük Kurban Bayramı tatilinde Hatay'daki ailesinin yanına giderek bebeğinin ölümüne neden olduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan 35 yaşındaki Seçil Müge D.(Doğanay)'ın ilk duruşması bugün Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapıldı. Tutuklu yargılanan Seçil Müge D. savunmasında bebeği arkadaşına emanet ettiğini ve bebeği kendisinin öldürmediğini iddia etti. Gölcük İlçesi'nde 20 Ekim 2013'te Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi'nde polis memurlarının Cumhuriyet Savcısını arayarak hastaneye ölü bir bebeğin getirildiğini söylemesi üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, daha sonra 'Berk' adı verilen bebeğin açlık ve susuzluk nedeniyle öldüğü tespit edilmişti. Gölcük'teki Rheınland Pfalz İlkokulu'nda sınıf öğretmenliği yapan Seçil Müge D.nin, bebeğin babası olduğu tespit edilen Tayyar A. (Ataş) ile olan ilişkisinden dünyaya geldiği anlaşılmıştı. Kurban Bayramı tatili öncesinde anne Seçil Müğe D. bebeği evde yanlız bırakarak 9 günlüğüne Adana'ya yakınlarının yanına tatile gitmiş, bebek ise açlık ve susuzluktan ölmüştü. Yakınları da almadığı için bebek Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi morgunda tutulmuş, daha sonra deprem kurbanlarının toprağa verildiği 17 Ağustos Mezarlığı'nda defnedilmişti. 'TECAVÜZE UĞRADIM' İzmit 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bebeğini ölüme terk eden öğretmen anne Seçil Müge Doğanay ilk kez hakim huzuruna çıktı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı Hülya Yazar'ın bu duruşmada, duruşmaya müdahil olarak katılma talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi. Duruşmaya getirilen tutuklu sanık Seçil Müge Doğanay'in savunması alındı. Gözyaşları içersinde savunma yapan ve bebeğin babası olan T.A.'nın tecavüze uğradığını iddia eden Seçil Müge D., 'Tayyar A. ile tanıştıktan sonra evlenme kararı aldık. Benden nüfus kağıdımı ve evlenmek için evrakları istedi. Tanışmak amacıyla Adana'ya ailesinin yanına çağırdı. Orada bana zorla tecavüz etti. Orada iki hafta kaldıktan sonra evime döndüm. Hamile olduğumu söylediğimde ise bebeği aldırmamı söyleyerek tehditlerde bulundu. Bu süreçte korkularım nedeniyle geceleri uyayamadım.' diye konuştu. 'BEBEĞİ ARKADAŞIMA EMANET ETMİŞTİM' Bebeği arkadaşı Metin Şancı'ya emanet ettiğini ve öleceğinin aklına gelmediğini söyleyen Doğanay konuşmasına söyle devam etti: 'Doğumdan sonra, beyninde tümör oluştuğunu öğrendiğim annemin yanına gitmeye karar verdim. Bebeği de yakın arkadaşım olan Metin Şancı'ya emanet ettim. Herhangi bir sorunda beni aramasını söyledim. Ailemin yanında kaldığım süre içersinde beni aramayınca ben de herhangi bir sorun olmadığını düşündüm.' 'YILIK İZİN VE DOĞUM İZNİ KULLANMADIM' Olayın duyulmaması için yıllık izin ve doğum izinlerini kullanmadığını söyleyen Seçil Müge D., 'Yasak ilişkiden dolayı doğum olacağı için bunu çevremdekilere hissettirmemek amacıyla yıllık izin ve doğum izni kullanmadım. O ağrılarla okula gittim ve yüzden çok acılar çektim. Bebek doğduktan sonra da evden okula giderken bebeği kuaför olan arkadaşım Nurhayat Şahin'e emanet ediyordum. ' dedi. MAHKEME SALONUNDA GÖZYAŞLARINA BOĞULDU Bebeği aldırmak için Gölcük'te özel bir hastaneye gittiğini söyleyen Seçil Müge D. savunmasına şöyle devam etti: 'Gölcük'te özel bir hastanede bebeği aldırmak istemiştim. Büyüdüğünü ve alamayacaklarını söylediler. Daha sonra Metin Şancı arkadaşımdan doktor bulmasını istedim. İzmit'te bulduğu özel hastanedeki bir doktor bebeğin 2.5 aylıktan büyük olduğunu ve kürtajın öldürmekle eşdeğer olacağını söyleyerek bebeği alamayacaklarını söylediler. ' Seçil Müge D. bunları anlatırken sık sık duruşma salonunda gözyaşlarına boğuldu. 'BANA BEBEĞİNE BAKMAMI SÖYLEMEDİ' Tanık olarak dinlenen ve bebeği ne bakması için kendisini aramadığını söyleyen Metin Şancı ise 'Erzincan'da 2003 yılında tanıştım. Kendisiyle sohbet edip sıkıntılarımızı paylaşıyorduk. Kendisi doğum yaptığını ve benden doktor ve bakıcı bulmamı istedi. Fakat sürekli sorunları nedeniyle kendisiyle görüşmeyi kestim. Doğumdan sonra bebeğini evde bırakıp gittiğinde bana bebeğine bakmamı söylemedi. Zaten evinin anahtarını da bana vermemiştir. diye konuştu. Ergün AYAZ/ İZMİT Milliyet
Tecavüz Sanıkları 'Takdir Hakkı' ile Serbest
Bingöl'de, 30 haneli bir köyde gençlerin faili olduğu 4 yıllık bir tecavüz skandalı ortaya çıktı Bingöl’ün bir ilçesinde yaşayan ve lisede okuyan 16 yaşındaki Ç. adlı kız çocuğunun geçen hafta 8 aylık hamile olduğunun anlaşılması ile, 30 haneli köyde gençlerin faili olduğu 4 yıllık bir tecavüz skandalı ortaya çıktı. Ç.’nin ifadesine göre, 4 yıl önce, 12 yaşındayken, köyünde çobanlık yaptığı sırada yanına gelen K.T. adlı genç tehdit ederek Ç.’ye tecavüz etti. 12 Mart’ta Karlıova Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan 7 şüpheliden; K.T., ‘nitelikli cinsel istismar’ iddiasıyla tutuklanırken diğer 6’sı ‘basit cinsel istismar’ iddiasıyla adli kontrol kararı verilerek serbest bırakıldı. Kararda, “.. tutuklanma nedenlerinin var olması ancak adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yeterli olacağı” takdir edildi. İddiaya göre K.T.’nin tecavüzleri 2013’ün Ağustos ayına kadar haftada bir açık alanlarda sürdü. Radikal'den İsmail Saymaz 'ın haberine göre, K.T.’nin tecavüzünden 1-2 yıl sonra ağabeyi B.T., “Sen K. ile birlikte olmuşsun, benimle birlikte olmazsan ailene söylerim” diyerek Ç.’yi istismar etti. Daha sonra da, sırasıyla köyün gençlerinden E.B., N.G., ağabeyi K.G., T.M. ve ağabeyi T.M. de aynı tehdit yöntemiyle Ç.’ye tecavüz etti. Ç., ifadesinde, T.M.’nin “Elimde videon var, internete koyacağım, benimle birlikte olacaksın” diyerek tehdit ettiğini ileri sürdü. Ve tüm sanıklar ‘tehdit ettiği ve mecbur kaldığı’ için bu tecavüzlere itiraz edemediğini söyledi. Ç. , bebeğin babasının K.T. olduğunu ifade etti. Bu ifade üzerine 7 şüpheli gözaltına alındı. Sanıklardan 19 yaşında olan K.T., Ç. ile 4-5 kez sürtünme şeklinde birlikte olduğunu, Ç.’nin bu gönüllü ilişkiler karşılığında para ya da sigara istediğini iddia etti. K.T., Ç.’nin komşu köyden N.G. ile de birlikte olduğunu ileri sürdü. 22 yaşındai olan N.G. ise Ç.’nin bacaklarını okşadığını fakat birlikte olmadığını savundu. Diğer 5 şüpheli ise iddiaları reddetti. 12 Mart’ta Karlıova Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan 7 şüpheliden; K.T., ‘nitelikli cinsel istismar’ iddiasıyla tutuklanırken diğer 6’sı ‘basit cinsel istismar’ iddiasıyla adli kontrol kararı verilerek serbest bırakıldı. Kararda, “.. tutuklanma nedenlerinin var olması ancak adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yeterli olacağı” takdir edildi. Serbest kalan 6 kişi köylelerine geri dönerken, 8 aylık hamile olan Ç. komşu bir ilde devlet tarafından bir eve yerleştirildi. Şimdi bu 30 haneli köy bir barut fıçısı halinde... Aile kızını kabul etmezken, bir ay sonra doğacak bebeğin akıbeti de meçhul. T24
21 Güvercine 38 Yıl Hapis
Van Erciş’te girdikleri bir evde 21 güvercin çaldıkları iddiasıyla 4 kişi hakkında dava açıldı. 20 Şubat’ta açılan davanın iddianamesinde, olay tarihinde Hasan ve Savci U.’nun evlerinde hırsızlık yapıldığı yönünde kolluğa ihbarda bulundukları belirtildi. Yapılan araştırma neticesinde şüphelilerin kullandıkları araç içerisinde müştekilere ait güvercinler, suç işlemek için kullanılan demir kesme makası, demir levye, demir çivi, el feneri, ve inşaat eldiveni ile birlikte yakalandıkları anlatıldı. İddianamede, şüpheliler Nedim ile Ahmet Akan, Ferhat Demirdaş ve Haluk Çelik’in gece vakti birlikte hareket ederek evin bodrum katında bulunan briket duvarın bir kısmını kırarak duvara zarar verdikleri bu nedenle “Konut dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar vermek”, “Bina içerisinde hırsızlık” suçlarından yargılanması talep edildi. TANIK POLİS: OLAY YERİNE DOĞRU GİTMELERİ BANA DA MANTIKSIZ GELDİ Erciş Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 4. duruşmasında karar çıktı. Duruşmada dinlenen polis memuru H.Hüseyin Y. Hırsızlık yapıldığı anonsunu duyar duymaz olay yerine gittiklerini belirterek, sanıkların içinde bulundukları aracı durdurduklarını söyledi. Aracın yavaş hareket ettiğini, ikazın hemen ardından durduğunu söyleyen polis memuru, sanıkların herhangi birinin montunda kuş dışkısı olup olmadığını hatırlamadığını söyledi. İfadesinin devamında aracı incelediklerinde çuval içinde 21 güvercin gördüklerini, bunları sahibine teslim ettiklerini belirterek “Hırsızlık olayının gerçekleştiği yere doğru hareket halindeydiler. Olay olduktan 5 dakika sonra yakaladık. Sanıkların hırsızlık yapılan yere hareket etmelerini mantıklı bulmadık. Malzemeleri ne yaptıklarını sorduğumuzda, malzemelerin Ziya G. İsimli kişinin yola attığını ve oradan alıp arabaya koyduklarını söylediler” dedi. SANIKLAR SUÇLAMAYI REDDETTİ Sanıklardan Nedim Akan ise olay günü kendi güvercinlerinin çalındığını fark etmesi üzerine diğer sanıklarla birlikte güvercinleri aramaya başladıklarını anlatarak ifadesinde “ Bu esnada yol üzerinde bir torba gördük. İçerisinde güvercinler vardı. Güvercinler ve eşyaların bana ait olabileceği düşüncesiyle aldım. Güvercinlerin bana ait olmadığını daha sonra fark ettim” dedi. Diğer sanıklarda benzer ifadelerde bulunarak suçlamaları reddetti. SANIK SAVUNMALARINA İTİBAR EDİLMEMELİ Savunmaların ardından duruşma savcısı mütalaasını sunarak “Sanıkların suçtan kurtulmaya yönelik hayatın olağan akışına aykırı makul olmayan savunmalarına itibar edilmemesi gerektiği belirtilerek” cezalandırılması talep edildi. Mahkeme heyeti, sanıklar hakkında herhangi bir indirime girmeyerek üst sınırdan cezalandırılmasına karar verdi. 4 sanığın 4 kişi “Bina içinde hırsızlık”, “Konut dokunulmazlığı ihlali”, “Mala zarar verme” suçlarından 9’ar buçuk yıl hapisle cezalandırılmasını ve tutuklanmasını kararlaştırdı. CEZAYI DUYAN SANIKLAR “ADAM MI ÖLDÜRDÜK” DİYE SORDU Taraf’a Konuşan Avukat M. Emin Macit ise tecavüz, cinayet gibi birçok davada bile böyle bir kararın çıkmadığını belirterek “Suçun alt sınırı 2 yıl, üst sınırı ise 5 yıl olmasına karşın cezada indirip yapılmayıp en üst sınırdan ceza istenmesi haksızlık” diyerek karar tepki gösterdi. Kararın skandal olduğunu belirten avukat Macit, “Sanıklardan biri kendi güvercinlerinin kaybolduğunu söylemesine karşın böyle bir şey olup olmadığı bile araştırılmadı. Normalde yargılamalarda çalınan malın değerine göre ceza verilir. Güvercinlerin değerinin az olması, sahibine teslim edilmesi bile göz önünde bulundurulmadan üst sınırdan ceza verildi. Bir sanığın sabıkası olmamasına karşın cezada hiçbir indirim yapılmadı. Üst sınırda ceza verilmesinin nedeninin hakimin kişiliğinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Bu mahkeme birçok davada üst sınırdan ceza istemine gidiyor. Sanıklar bile böyle bir ceza beklemiyorlardı. ‘Adam mı öldürdük’ diye soruyorlardı” diyerek kararı temyiz için Yargıtay’a başvurduklarını söyledi. TARAF