En İyi Film Oscar'ını Kazanan Büyülü Bir Başyapıt: The Shape of Water, Namıdiğer 'Suyun Sesi'

123b OKUNMA

Onedio Editörü

Meksikalı yönetmen Guillermo del Toro'nun yazıp yönettiği The Shape of Water, Akademi üyeleri tarafından 2018'in en iyi filmi seçildi.

Not: Spoiler yok. Filmi izlemeyenler rahatlıkla okuyabilir.

1960'lı yıllarda geçen film, gizli bir araştırma üssünde çalışan konuşma engelli bir hademeyle orada tutulan bir deniz canlısının arasındaki sıradışı ilişkiyi konu alıyor.

Bu arada film Türkiye'de her nedense Suyun Sesi ismiyle vizyona girdi (Shape, İngilizce 'şekil, form, biçim' anlamlarına geliyor) Yani aslında filmin Türkçe karşılığı Suyun Şekli. Yine de yazı boyunca resmi kullanım olan Suyun Sesi'ni kullanacağız.

Yönetmenin 2006 yapımı Pan'ın Labirenti filmini hatırlayanlar olacaktır...

Aslında Suyun Sesi'nin Pan'ın Labirenti'yle paralel bir kurguya ve ortak temalara sahip olduğunu söylemek mümkün. Hem eleştirmenlerin, hem de izleyicilerin büyük beğenisini toplayan Pan'ın Labirenti Cannes Film Festivali'ndeki gösteriminden sonra tam 22 dakika aralıksız ayakta alkışlanarak tuhaf bir rekora imza atmış, fakat büyük ödülü kucaklayamamıştı.

Suyun Sesi'nde benzer bir anlatıyı hedefleyen del Toro'nun bu seferki avantajının filmi İngilizce çekip Oscar döneminde vizyona sokması olarak gösteriliyor.

Elbette filmin başarısını bu tarz detaylara yüklemek büyük bir haksızlık olur.

Film büyülü bir romantik hikayeden çok, döneminin politik tansiyonuna ve özellikle ABD'de Trump yönetiminden bu yana ayyuka çıkan ayrımcılık atmosferine güçlü bir eleştiri mahiyetinde alımlandı. 

Yönetmen del Toro'nun Meksikalı bir göçmen olması, hatta teşekkür konuşmasına "Ben bir göçmenim..." şeklinde başlaması da, bu seneki törenin temalarından biri olan "kapsayıcılık" söyleminin belkemiğini oluşturdu.

Peki ilk bakışta alt tarafı "fantastik unsurlarla bezenmiş bir aşk hikayesi" gibi görünen filmin bu ayrımcılık bağlamıyla ne ilgisi var?

Öncelikle o yılların ABD'sinin atmosferini hatırlamak, hikayenin geçtiği dönemle olan bağını daha güçlü kavramamızı sağlayabilir. Soğuk Savaş ve beraberinde hissedilen nükleer savaş endişesi, Vietnam Savaşı, Sivil Haklar hareketi gibi yoğun ve oldukça önemli gündemlere sahipti 60'lı yıllar...

O yüzden filmin aktarmak istediklerini bu atmosfere ve onun kimliklerine göre yorumlamak faydalı.

Filmde izleyicinin empati yaptığı çoğu karakterin, aslında bu buhranlı dönemin kendine özgü dezavantajlarına sahip olduğunu ve bunları temsil ettiğini düşünebiliriz. Tabii bu dezavantajlar çoğunlukla bugün dahi aşılmış değil. Zaten filmi güçlü yapan unsurlardan biri de bu gerçeğin ta kendisi.

Yani film aslında hikayeleri, tutkuları, nitelikleri dikkate alınmaksızın, yalnızca toplumdaki kimlikleri ve kabukları neticesinde yargılanan ve "çemberin dışında bırakılanların" hikayesi.

Ana karakter Elisa konuşma engelli biri. Aynı zamanda hispanik kökenli bir göçmen. Onu tıpkı herkes gibi bir birey olarak algılayan ve onunla iletişim çabasına giren az sayıda insanın da, yine toplum nezdinde dezavantajlı kimliklere sahip karakterler olduğunu fark ediyoruz.

Sözgelimi komşusu Giles bir eşcinsel, işteki tek arkadaşı Zelda siyah bir kadın, ve en kuvvetli bağı oluşturduğu Amfibik Adam da, üzerinde deneylerin yapıldığı bir kobay faresinden farksız görülen bir "yaratık"

Film serimlendikçe karakterleri daha yakından tanıyor ve tıpkı herkes gibi kabuklarından daha fazlası olduklarına tanık oluyoruz.

Film sona erdiğinde, ayrımcılığa sebep olan tüm önyargıların ve kalıpların ne denli yapay ve önemsiz olduğunu; iletişim ve köprü kurma çabasının ise gücünü ve önemini kuvvetli bir şekilde izleyiciye deneyimletmeyi başarıyor.

Sonuç olarak, En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil 4 dalda Oscar ödülünü kucaklayan The Shape of Water, kaçırılmaması gereken türden bir yapıt.

Şu sıralar vizyonda...

Bu içerikleri de okumak isteyebilirsiniz;

Yorumlara Git