
Yasemen Latife Ayvaz ve Soyut Resim
Lekeden Doğan Dünya, Biçimden Kurtulan DilSanat insnaın can damarı. Onun içinde olmak, insan için parçası adeta. Bu nednele “resim”, “sanat” yazmayı çok seviyorum. Bugün de harika bir sanatçıyı anlatacağım. “Renk” resminin en iyi örneklerinden biri, “armoni” kurulumunda Türk sanatında özel bir isim olan Yasemen Latife Ayvaz’ı anlatacağım. Onun “lekesel” anlayışını irdeleyeceğim.Başlayalım. Mark Rothko, bir keresinde ağlayan seyircilerin tablolarının önünde durduğunu söylemişti. Şaşırmamıştı buna. Zaten bu yüzden resim yapıyordu: figür olmadan, hikâye olmadan, yalnızca renk ve yüzeyle insanın en derine gömülü duygusuna dokunmak için. Soyut resmin gücü tam da burada gizlidir — ne anlattığını değil ne hissettirdiğini bilmek ister.Yasemen Latife Ayvaz da bu gücü biliyor. İzmir'de doğup İstanbul'da olgunlaşan, Amerikan edebiyatından resme geçen, on üç yıllık atölye pratiğiyle kendi dilini inşa eden bu ressam; soyut lekesel resmi, kuru bir akım olarak değil, yaşayan bir söylem olarak ele alıyor. Onun tuvalleri soyuttur ama soğuk değildir. Biçimsizdir ama anlamsız değildir. Aksine, anlam orada fazla fazladır — yalnızca sözcüklere sığmaz.




















